Bu yazıda size yakın zamanda gerçekleşen dört seçimden bahsedeceğim. Bu seçimler farklı coğrafyalarda ve bir birinden değişik mahiyetler taşımalarına rağmen, onları, giderek dünyada bütün yaşananlara damgasını şöyle ya da böyle vuran postmodern savaşın etkisi altında cereyan etmiş olmaları ortaklaştırıyor.

Bu seçimlerden ilki 8 Ekim 2016’da Gürcistan’da gerçekleşti. Oyların yüzde 48,68’ini alan iktidardaki Gürcü Rüyası seçimlerden galip çıkarken, Birleşik Ulusal Hareket yüzde 27,11 ile muhalefette kaldı. Bu sonuç Sovyetlerin dağılması sonrası iki arada bir derede kalan Gürcistan açısından yeni bir perdenin açılacağına işaret etmiyor. Mevcut Gürcistan yönetiminin “dengeci” politikalarını sürdüreceği şimdiden söylenebilir. Fakat gerek vize serbestisi tanıyarak atak yapan AB ve Gürcistan’ı bir ileri karakol pozisyonunda görmek isteyen NATO’nun hedeflerini bir kenara bırakacağını düşünmek elbette yanıltıcı olur. Zaten bu politikaların alenen savunucusu pozisyonunda olan Gürcistan eski Devlet Başkanı şimdilerin Odessa Valisi Mihail Saakaşvili’nin ülke siyasetindeki, uzaktan da olsa var olan aktif rolü bu durumun sürekli sıcak tutulacağının ip uçlarını veriyor. 

Ayrıca ve belki de daha da önemlisi Rusya’nın bir biçimde Gürcistan’ı insiyatif altına alma çabası. Yakın zamanda Duma tarafından onaylanan Abhazya ile Rusya’nın ortak askeri birlik kurma projesi çatışma olasılığına işaret ediyor. Sonuçta Gürcistan coğrafyasının dünyanın genelinde sürmekte olan çekişmenin odaklarından birisi olması(şimdilik sıcak çatışma beklenmese de) kaçınılmaz.

Bir diğer seçim ise Ekim ayı sonunda Moldova’da yaşandı. Yapılan Cumhurbaşkanlığı seçiminden şimdilik net bir galibiyet çıkmadı. Önümüzdeki hafta sonu ikinci tura gidilecek. İlk oylamada Rusya yanlısı politikalarıyla tanınan Sosyalist Parti lideri İgor Dodon yüzde 48 ile ilk sırada yer alırken, Batı yanlısı eski Eğitim Bakanı Maya Sandu, yüzde 38 oyla ikinciliği elde etti. AB Moldova’yı kendine dahil etme uğraşı sürdürürken, halı hazırda  Rusya yanlısı fiili devlet Transdinyester’in varlığı da hesaba katılacak olursa kuvvetle muhtemel Rusya yanlısı bir cumhurbaşkanının varlığı, aynı zamanda Ukrayna’ya komşu olan bu ülkenin de çekişme konusu olmasını kaçınılmazlaştıracaktır. Didişmenin boyutunun nerelere kadar uzanabileceğini elbette şimdilik kestirmek zor.

Son iki yıldır devam eden bir diğer anlaşmazlık ise Lübnan’da şimdilik bir sonuca bağlandı. Lübnan Meclisi eski Genelkurmay Başkanı Michel Aoun'u Cumhurbaşkanı seçti. Maruni Hıristiyan lidere en büyük desteği Hizbullah verdi. Eski Başbakan Refik Hariri'nin oğlu Saad Hariri'nin liderliğindeki Müstakbel Hareketi de Aoun'u destekledi. Bunun karşılığında S. Hariri de başbakan olacak. Lübnan'da, Cumhurbaşkanı Maruni, Başbakan Sünni, Meclis Başkanı ise Şiilerden seçiliyor.

Hizbullah’ın adayı Aoun’un seçilmesi önlerinde bazı zorluklar olsa da İran-Hizbullah (Rusya, Suriye) ekseninin başarısı, Suudi Arabistan ve müttefiklerinin yenilgisidir.

Sizin bu yazıyı okurken iyi kötü sonuçlarını duyacağınız, dahası insanlık adına en vahim oyunların sahnelendiği demokrasi aldatmacası ABD başkanlık seçimlerine gelince lafı fazla eveleyip gevelemeye gerek yok. Maalesef ABD başkanlık seçimleri kötünün iyisini dahi bulamayacağınız berbatlıkta bir parodi. Bugün evet neoconlar, savaş endüstrisi vb. H. Clinton’un arkasında duruyorlar. Ama gelin görünki kazara D. Trump kazandığı takdirde aynı çevrelerin onu da yönlendireceği, kolaylıkla onun cephesinde yeralacağından emin olabilirsiniz. Dolayısıyla ortada gerçekte bir seçim yok. Sadece egemen çevreler Trump’ın yüzünü, acımasızlıkla masaya sürdükleri yeni savaş politikalarına eşlik etmeye pek uygun görmüyorlar. Ne de olsa H. Clinton dışişleri bakanlığı döneminde insanlığa karşı neler yapabileceğini yeterince sergiledi. Honduras, Haiti, Libya, Suriye vb. yeterince hanımefendinin elinin “değdiği” yerler. Maalesef hiç biri iflah olmadı.

Burada tabii asıl mesele ve insanlığa düşen bir başka büyük sorumluluk var. O da alabildiğine siyasal bilinçten uzak, hayata dair bilgisi Hollywood yıldızlarından başka kuş tanımayacak düzeyde fast food kültürüyle biçimlenen Amerikan seçmeni denilen topluluğu, bütün dünyanın el birliği ile bu çukurdan çıkarması lazım. Dünyanın geleceği onlara emanet edilemeyecek kadar önemli, yanılıyor muyum?

ABD seçimlerinin geneldeki çekişmeyle ne alakası var derseniz, bu durum özellikle seçim arefesinde yayınlanan yeni Wikileaks belgeleriyle somutlandı. Dahası olay Putin’in ABD’ye dönük “muz cumhuriyeti” geyiğine kadar vardı.

Şimdilik Ortadoğu’da yoğunlaşan postmodern yeniden paylaşım savaşının, önümüzdeki on yılları biçimlendireceği, bu süreçte militarizmin tırmanacağı, belli başlı siyasal gelişmelere Çin ve müttefikleri ile ABD ve ittifakları arasındaki çatışmanın damga vuracağı görünüyor. Ayrıca başta Ukrayna olmak üzere Afganistan, Pakistan gibi ülkelerin yeni vekalet savaşlarına sahne olma olasılığının yanında, Uzak Doğu’da da bölgesel savaşlar gündeme gelebilir.