Kimin ne düşünüp yapmak istediğini asla kestiremezsin, kimin ne yapacağından emin olamazsın, zira insanın özelliği sürekli düşünüyor ve değişiyor olmasıdır. Beyin iradi değilse, vicdanlı bir onura erişmemişse, sadece doyumsuz bir istençle hareket ediyorsa, her tür kıvraklığı beklemek gerek.
Daha dün imamı olan, bugün müritlerine darbe girişiminde bulunmuş. Yalansa onların doğruysa gene onların. Ne darbe ne de girişiminde gözümüz var. Biz halk olarak sürekli demokrasinin yanında durduk. Ancak 15 Temmuz’dan sonra sokaklarda herkesin "Türkiye’m” adlı "ırkçılık methiyesi” türkü eşliğinde bayrak sallayarak kendini demokrat sandığı; aslında daha çok "teokrat” olduğunun farkında olmadığı, demokrasinin alabildiğine dejenere olduğunun açık gerçeğidir.
Darbe veya sonrası herkesin demokrasi adına sokağa çıkmasının AKP’li olarak lanse edilmesi de demokrasinin ne denli anlam yitirdiğinin gerçekliğidir. Fethullah Gülen ilk çıkışını komünistlere karşı yaptığında hepiniz dosttunuz. Okullar, öğrenci yurtları, asker-polis okullarından başlayarak ilerde yeni devletin inşaasında, aynı paralelde her tür olanağı açan Türkiye Cumhuriyeti hükümetleri ve devletidir.
Darbelere oldukça açık ve alışık olan cumhuriyetin hiçbir geçerliliği kalmamıştır. Fillerin tepişmesine açık olan, canı sıkılanın darbe ve darbe girişiminde bulunduğu basiretsiz bir mekanizmadır.
Başkanlık, yani tek adam dönemine hızla girişin kapısı darbe veya girişimle açılmış oldu. CHP; en açık dönemini yaşıyor, milli irade kapsamında AKP ile güç birliği içine girerek sürece hız verdi. Hemen her konuda AKP’nin yamacından ayrılmayan Bahçeli için AKP kendi muhaliflerinden korku ile mevzilendiği alan oldu. Darbe ve girişimi hazır bahane edilerek Tayyip tarafından haklarında açılan davaların affı ile itaat sürüsüne katıldılar. (Kılıçdaroğlu, sanırım artık diktatör veya bozuntusu demeyecek, çünkü affedildi!)
"Sürüden ayrılanı kurt kapsın” misali sanatçısından sporcusuna, akademisyeninden gazetecisine kadar meğer ne çok AKP’li varmış. Gerçek asla bu değil biliyoruz.
Biraz beyin çalkantısına mı ihtiyaç var? Bu sıradan AKP'liler ne kadar zeki ve örgütlüymüş meğer; darbe duyumunda hemen askerin önünde set gibi durup tankerin paletlerinin altına yatacak kadar iradeli hareket ediyorlar. Kürdistan’da çoluk çocuk öldüren askerlerine alkış tutuyorlardı. "Darbe” duyumu ile kayışlarla, sopalarla aynı askerlere saldırdılar. Peki, Kürtler öldürülürken neden ses çıkarmadınız?
Bizler dağlarda vurulan askerlere "yirmili yaşlarda gencecik çocuklar” deyip ağlarken, onlar kendi çocuklarını yüce demokrasilerine kurban ettiler. Ama burada bir şey daha var, büyük ayrıntı; "Tayyip Erdoğan’a kurban ettiler. Yazık.
Neyin "doğru” neyin "yanlış” olduğu; çoğu zaman "gerçeği” bağlamaz. Hangi tarafın haklı olduğunu bilen var mı? Yok. Bugün "İhanetçiler Mezarlığı”na konan ölüler, yarın "Vatanseverler Mezarlığı”na transfer olursa şaşırma.
Fethullah mı, Tayyip mi daha demokrat? En bilimsel tabirle ikisi fundamentalist değil mi? Hangisi sütten çıkmış ak kaşık acaba? Kürtlere ve Alevilere olan mesafesine bakalım; Daha dün Fethullah Alevileri lanetleyip PKK’ye beddualar etmemiş miydi? Her gün alanlardan açıkça Alevileri ve Kürtleri hedef alarak tek din, tek dil, tek ırk diyen Tayyip değil miydi? Bu durumda biri diğerinden ileri olabilir mi? Bizim bunların hiçbirine itibarımız yok.
Darbelere hayır! Bunda netiz, ama bahsettiğiniz demokrasi temel haklar ve özgürlüklerden yoksundur. "Olağan” hallerde demokrasi asla işlemez.
Dostların danışıklı darbesi veya fillerin tepişmesi bu, neresinden baksanız zararlı çıkan halkın kendisidir. Çok ciddi rejim sıkıntısında olan TC, yakın zamanda ekonomik buhrandan içe doğru kırılacaktır. CHP ve MHP ile sorunun çözümü olamaz. Ekonomi de ve sosyal yaşamda büyük gücü olan Kürtler, Aleviler ve emekçiler müdahil olmazsa Türkiye bu girdaptan çıkamaz.