Esaretin argümanlarına dönüştürülen kavramları irdelemek boynumuzun borcu. Bunlardan biri de TEŞHİR olgusudur. Toplumun prangasına vardırılan bu yönetim daha bir görünür kılarsak ancak amacımıza ulaşacağız. Birey ve toplum üzerinde nükleer bomba misali teşhirdir kirli silah. Güvensizlik duygusunu kitlelerin bağrında pompalayan ve cehennemi ateşte yakan ıstırap da odur. Maruz kalındığında, mecalsiz bırakır, siniri alınmış ete çevirir insanı. Bilinçli veya bilinçsizce alet olunabilir ona. Yüceltme ve alçaltmanın adı hep teşhirle tescillenmiştir. Teşhir teşrihtir otopsi masasında!
Peki nedir teşhir? Nasıl kullanıla gelmiştir? Sözcüklerde yazar. Kelime anlamı: gösterme, sergileme, herkese duyurma, suçluyu ibret için halka göstermeye veya meşhur etme diye şerh edilir. Psikolojik tanımlamalarda ise; bireysel modda irdelenen bir kavram olmakta. Oda bireyin ilgi odağı olmaya meyletmesi, spot ışıklarının kendi üzerinde sürekli yanmasına denk düşer. Bir diğeri de cinsel organların toplumsal alanda aleni gösterilmesine tekabul eden psikoseksüel bir zorlanımlılık hissedilir. Gerek etimolojik açıdan gerekse de psikolojik tanımlamada karşımıza çıkan olumlu ve olumsuz veçheden ifşa etme, aleniyette gözler önüne serimleme boyutlarının mevcudiyetidir. Gelinen aşamada iradesizleştirilen insanlığın dramında teşhir amelinin kullanımı yadsınamaz.

Teşhir ve iktidarın evliliği bitimsizdir. Birbirinden ayrı ele alınamayacak düzeyde içi içe geçmiş/geçirilmiş durumdadır. Gösteri toplumunda yaşıyoruz! Düşünmeyen, hissetmeyen, itaate yatırılan kitlelerin oluşturulması, kalıptan çıkarılması; Mevcut statükonun idamesinde kolaylık sağladığından teşvik edilir. Bu durum küresel sömürünün ethosunu oluşturmuştur. Teşhir üzerine kurulu sistem. Yığınlar hamur yoğrulurcasına kitleye döndürülür. Ve kitle daimi bir teşhirle manipüle edilmeye açık sürülmüş tarla olur. Bundan sonra iktidarın sofrasına yağan berekettir. Sistemin sömürü ağlarının  güçlendirilmesinde enstrümantalist kullanımı doğurulur. İnsanlığın enterne edilmesinde biçilmiş kaftandır teşhir!


Nasıl geliştiriliyor?
Teşhir iki yönden geliştirilir! Bir yandan gölge oyunu oynatıcısının azameti perdeye yansıtılacak; Öbür yandan da iplerin çekiştirilmesiyle kuklalar oynatılacak. Herşey ipleri elinde bulunduranın inisiyatifinde gelişmeye devam edecek. Kuklalar biat ederse sisteme! Erişilmezliğinin emsalinde gücünün yenilmezliği üzerine oturtulur ki, karşı gelenlerin yok edileceği işlenir durmadan. Yapılan teşhirdir, kadermişcesine kazılan taze beyinlerde gıbta ve entegrasyon isteminin entelektini doğurtmaları adettendir. Aşkın ve içkin kutsiyetlerin yetmezliğinde seküler tanrısarlıklar eklemlenir teşhire.
Ayinlerden törensel geçişlere kadar herşey pazara sunulur. Orduların disiplinli robotik hareketlerle yürüyüşü, tank-top vb. silahların geçişlerde teşhirine gidilerek, kalabalıkların vecde erdirilmesi sağlanır. Mezarlıklar yapılır, görkemli anıt mezarlar içeren. Her yerden görünecek biçimde saraylar inşa edilir. Bitmez yapılanlar. Medarı iftihar kuleler, heykeller yapılır, emsallerinden daha büyük ve her fırsatta ihtişam içerisinde. Debdebeli kutlamalarla esrik ruhları mest eden cinsinden üstelik. Ezelden ebede mitsel söylemlerle gücünü daimi göstermek temel iktidar dürtüsündendir. Kullanıma soktuğu tüm simgeler teşhire bullanmıştır. Zillullahtır teşhir!
Ezelden ebede uzatılan bakilik safsatasıdır iktidar. Engel tanımayan yok edicidir o. Ola ki muhalefet yapsınlar; karşısında, toz eyleyip rüzgarda savurmak marifetleridir onların. Yöntemler döneme göre farklılık arz etsede mantık hiç değişmez. Çok değil, yakın zamanlarda ve halen İran örneğinde olduğu gibi meydanlarda idam teşhiri var/dı, iktidar eliyle yapılan. (Oysa gözden ırak yapılanlar her yerde devam ediyor. ‘Uygar’ toplumlar derler böyle eyleyen devlet erklerine.) Kalabalıklar içerisinde ipe asılır insan ve ibreti alem için günlerce sallandırılır/dı cesetler. Muktedirlerin kurallarını belirlediği oyunda ‘Mızıkçılık yapanların akıbeti böyle olur’ mesajı verilir kitlelere. ‘Hizaya gel!’ komutuyla hareketleri istenir… Biçim değişse de küresel boyutta bunun farklı varyasyonları uygulana gelmekte ‘Demokrasi’ kılıfıyla örtünen ülkelerde…

Muhalif olmak zor zenaat!

Sistemin karşısında durmak, muhalif olmak zor zenaat! Oldun mu karşıt, orada amadedir teşhir. Terörist ilan edilirler, hakir gösterilip ötekileştirilirler durmadan. Yetmez! Hayvanlaştırmak isterler insanları. Zararlı haşaretlerle özdeşleştirilirler -tıpkı Hitler’in yaptığı gibi- muhalifleri. Hasılı, küçük düşürmek, yok edilmesi gereken mahlukatlar göstergesi, iktidar odaklarının bekasına hizmet atfedilerek yerine getirilir.
İktidar kitleyi ele geçirir. Kitlenin direnme kapasitesini yok etmek için kitleyi aşağılar. Bu aşağılamada teşhirin ikili kullanımıyla doruğa ulaştırılır. ‘Suç’lunun sürekli ve sistemli aşağılanması yapılırken, erk sahibi de sürekli ve sistemli yüceltilir… Başkaldıran insanını esamesinin okunmaması erektendir. İnsanlık değerlerinin reddiyesi üzerine oturtulan teşhir olgusunun işletilmesi, yenilgi psikolojisinin kök salmasını hakim kurmak üzerinedir. Savunulması gereken özgür yaşam ütopyalarına laik olmadıklarını, herşeyin boşuna olduğunu içselleştirmeye sevk etmekten kaçınmazlar. Böylelikle genelleşmiş güvensizlik duygusu nüfuz edilecek ve kutsallaştırılan nesneler dünyasında bioiktidar tüm şatafatıyla ayakta dikilecektir. Bireyler de doğasından koparılmış olacaktır. Simülasyona dönüştürülürler. Düşünmesi yadsınır. Gene devlerin yanında kendilerini cüce gibi hissetmeye devam edecektirler. Ortadan kaldırılmanın zemini tamamlanmış olur. Yapmak, icra edilmek istenen tam da budur…

 Kontrol etme, Dünya sisteminin naturasındandır. Kontrol, teşhir potansiyelinin daimi tehdidiyle ikame edilir. Her hareketi kontrol altına alınarak kuşatılır insan. Doğal olarak “SUÇ” işleyecektir, her “suç”ta iktidarın kudretini meşru kıldığı gibi ona sığınmaktan başka umar bırakılmaz, Ziggurat’ın en altında yaşayanlara. Böylelikle mahremiyet yitirilecektir. Bu yitirmede, kişilik tümden imha edilerek, yalnızlaştırma esas kılınır. Nitekim yalnızlaştırmanın her satıhta başarıya ulaşması sağlanır. Gölgesiz bedene dönüştürür. Yabancılaşmış, özünden koparılmış yaşayan kadavralardır gayrısı.
Herkes mobese kamerası… dört bir yandan gözetiliyoruz. Günümüzün “Demokles Kılıcı” teşhirdir! Örnek mi arıyoruz? En kestirmeden G. Orwell’in dünyasına gidelim biz de: “Bindokuzyüz Seksendört” adlı romanı tamamen teşhiri esas alan bir iktidarın dehşetini serimler önümüze. “Büyük Birader” her yerdedir. O öyle konumlanmıştır ki, hem her yeri görebilen tekniğe kesilmiş hem de ispiyonlaştırdığı toplumun nefesini bile kontrole soyunmuştur. Bitmeyendir teşhir! Sıradanlığın içerisinde yeşeren urdur! Evet, iktidar teşhir eder, teşhir olur ve gücünü sürekli vaziyette teşhir ettirir.
G. Orwell’in teşhirinde gözlemleyip faş ettiği diğer önemli bir öğe de; bu teşhir sürecinde yaratılan “DİL”dir. Bu dil ile insanın tüm mahremetiyle ele geçirilmesi, şeffaflaştırılması işlemi normalmişcesine işlenmiştir.
Basit ele almak bile araçsallaştırmaya meylettirir. Teşhir içimize taşınan bir iktidar yaratır! Onun benlikte yarattığı evham ve korku atmosferiyle biçimlenilir. Bunun yanı sıra, bir başına “teşhir olmama uğruna kendimi koruyayım” mantığı da cehennemi cennet sunan zihni formata çanak tutmaya yarayacağı unutulmamalıdır! İnsanlığın yitime davetiye çıkarır böylesi bir başınalıklar. Kendini anlaşılmaz kılan mefhumların başında gelir. Bunun için topyekün bir bakış gereklidir, teşhir denilen nifakı anlamaya.

Satılığa çıkarılan insanlıktır!

Dünya sistemi teşhir üzerine idame ettirilir. Nesnelerle çevrilir, fetişleştirilir her şey. İşaret edilen ışık allanıp-pullanan yalanla sıvanmıştır. Tüketimin azamileştirilip kentlerin hazmedilmemiş çöp yığınlarına dönüşmesi, tatminsizlikte kaybolmuş toplumun korunaksızlığını gösterir. ‘Her yol mübahtır!’ Sahte şan-şöhret avcıları, kişisel gelişim liderleri başarı, zenginlik ve mutluluğun yollarını göstermeye çalışırlar, servetlerine servet katarak. Teşhir toplumunda herşey metaya dönüşür. Satılığa çıkarılan insanlıktır!..
Andy Warhol, “Herkes bir gün onbeş dakikalığına ünlü olacak” fervasını verirken, boyutunu ibretlik lafızlarla leş misali önümüze fırlatmıştır.
İktidarın işliğinde en çok kadın bedenidir örselenen. “Metanın Kraliçesi” olur. Bitmez! Herşey ama herşey teşhir malzemesidir. Agora, Arena, Sinema, Tiyatro, Sanat, Cinsellik, Spor, Pazar, Plaza, TV, İnternet… ne yazık özlerinden boşaltılıp teşhirin başat alanlarına dönüştürülmüşlerdir. Nitekim bizzat iktidarın azametinin dokunulmazlığını vazetmek teşhir malzemesi olarak kullanılmıştır ki dönsün çark! Antijenler, antikorlarımıza baskın gelmekte. İstila edildik! Bilişim, medya ve reklamajda göstergeleşme tarzı imrenilecek simulakılar yaratma veçhesiyle kurulur sanal alemler…
Söze ne hacet, iktidar arsızdır! Engel tanımaz. Hoyratça yok eder insan ve doğayı. Teşhir eder iktidar. Bununla güç devşirir kendine. Bunu ifade ederken de insanda “suç” sağar. Lakin sağdıkça “suç”; ahlar da biriktirir, toplumsal placebonun ‘komplikasyonu’ olarak. Vicdan ve cesaret de boy atar istememesine rağmen. Evet, karşıtını da doğurur kötülük! Böylelikle varlık ve yokluk arasındaki dengede kıran kırana bir mücadele başlatılır. Teşhir eden hep azametini gösteremez; teşhir de olur, “kağıttan kaplan” diye…
Kavi olmak, karşı gelmek teşhire! Olacaksa katarsis teşhirden başlanmalıdır. Yapışan cılk çamurdur, silkelenmeli eteğimiz. O teşhirdir ki, amansız yaralar açmıştır bedenlerimizde-ruhumuzda. Müptelası olmuşuz bilmeden, algılamadan ve yargılamadan teşhir denen çirkefliğin. Yitiklerde kaybedilmişiz cenderesinde. Öyle ki, kendine yabancılaşan insan, bizatihi kendini küçümser, aşağılar, olmadık kulplar takar kendine ve hiçleştirmenin diplerinde ifşaya geçer kendini. Bilakis, olursa böyleleri küçük bir despot veya makam/yetki sahibi, yüceltir özünü, şişen kurbağa misali. Tarihteki Hızır Paşalar buna örnektir. Önce Pir’ini, Pir Sultan Abdal’ı dara çekecektir! Kurbağa efradındandır Hızır Paşalar. Kurbağa her şeyi sinek görür ve yuttukça balonlaşır, şişer durmadan…

O radyoaktif sızıntıdır

Doğasına aykırı gelişen toplumsal ilişkiler bağrında totaliter zihniyetleri üretir. Katarsis tam da böylesin totaliter zihniyetleri bilince çıkartıp silkelenmeyi gerektirir. Sinemalarda, dizilerde veya yaşayarak görülen ayinlerde, özellikle Kiliselerdeki günah çıkarma seanslarını derinlikli algılayabiliyor muyuz? Ne anlatır? Vaftiz temizleyebilir mi? Tövbe edenler bize kutsiyet karşısında aşağılanmanın, her şeyden feragat etmenin ve günahların itiraf edilmesinde uç noktalara işarettir. Bireyin, “Günah Keçisi”ne yüklenip çöle salınma misalinde bir başka tezahürde işte böylesi günah çıkarma kabinlerinde, kendini hiçlik düzeyine indirgeme teşhirini serimler.
Böyle yapay iç döküşlerin ardından, zemin bulduğunda dünyayı başkalarına dar etmeye devam edecektir! Zira rol modeller hep teşhir üzerine inşa edilir. Teşhir ettikçe kendini iktidara daha bir eklemlemenin sabırsızlığındadır. Ve teşhir oldukça zavallılığa sığınan yaşamı tehlikesiz olur. İktidar için tehdit de teşkil etmeyecektir.
Unutmayalım! Teşhir içimize sinen, etkisinden, avrasından kurtulamadığımız bir psikopatolojik haldir. Hareketsiz kalmamıza sebebiyet veren çemberin içindeki fosseptiğe bulanmamıza denk gelir, teşhir denen şekilsiz-amorf anlamsızlık. Bu yüzden iktidar karşıtlarında da görünebiliyor. Kötülüğün damarlarımıza zerk ettiği zehirdir bu!
Sirayet edenin sirayet ettirilmemesi için Konfüçyus’a kulak verelim çağlar öncesinden çağıldayan sesiyle: “Kendine yapılmasını istemediğin şeyi başkalarına yapma!” Evet, kendin için istemediğin bir şeyi başkasına istememenin ahlaki ve politik bilgeliğine erişmek ve bunu yaşar kılmak için çaba harcamak; “Doğru olan şeyi görüp de bunu uygulamamak korkaklıktır” diyen Konfüçyus’un uygulamasını tatbik edelim!
Teşhir bu, sızmış her yere. O radyoaktif sızıntıdır. Tedbir ve korunma geliştirilmedikçe önünde engel tanımaz, yayılır gökkubbede. Bir silah olarak kullanılmasından vazgeçilmiyor ne yazık ki. Hal böyleyken kanamaya devam ediyor yara… Bireyden başlayarak yok edilmeli.
Başka umarı, lamı-cimi yok. Yok edildikçe onurlu insanlığın toplumsallaşma ve örgütlü mücadelelerinde daha bir direngenliğin doğacağı kuşku götürmez. Doğalara aykırıdır teşhir! Bunun için, ontogenezin vazgeçilmezi teşhire dur demekle başlayacaktır. Halen fırsatımız var, durmak olmaz. Silinmelidir. Devam edelim yolumuza, gözümüze sokulan mertekleri birbir çıkararak aydınlığa erileceği unutulmadan. Kirlilik ve kötülük insanlığın toplumsal doğasına aykırıdır mottosuyla alaşağı edelim Teşhir denen illeti…