
850 delege ve çok sayıda konuğun katıldığı toplantının açılış konuşmasını yapan DTK Eşbaşkanı Aysel Tuğluk, 20’nci yüzyılda kaybeden Kürtlerin 21’inci yüzyılı kaybetmeyeceğini; statüsüz yaşamayı kabul etmeyeceğini söyledi.
AKP’nin Kürt sorununda bir çözüm projesinin olmadığını hatırlatan Tuğluk, Kürtlerin bir halk olmaktan kaynaklanan tabii haklarının, kolektif bir biçimde tanınması gerektiğini vurguladı. Başbakan’a kötü bir haberi olduğunu belirten Tuğluk, “Kusura bakma Erdoğan, bu hareket senin karşında, senin hukuk dışı operasyonlarınla asla diz çökmedi, diz çökmeyecek!” dedi.
Başbakan Erdoğan için “Hasta adam” sıfatını kullanan Tuğluk, şöyle devam etti: “Nutkunu okudu, kalpağını giydi ve Kürtlere savaşa girişti. Şimdi Enver Paşa macerasıyla Suriye’ye gözünü dikmiş, yıpranmış ve yorulmuş ordusunu Sarıkamış seferi misali Ortadoğu’ya sürecek. Ey Türk halkı bu savaş, sadece Erdoğan ve AKP yönetiminin daha fazla iktidar, daha fazla para, daha fazla pazar için; Kürtleri ezmek, yenmek için biat etmeye zorlayan bir savaştır. Çocuklarınızı bu özel savaşa kurban etmeyin. Gelin hep birlikte bu oyunu bozalım ve çocuklarımızın hayatını birlikte kurtaralım!”
İki sorunun cevabı
Öcalan’ın “diyalogu geçtik, artık müzakere sürecindeyiz” şeklindeki ifadelerini hatırlatan Tuğluk, bu sözler ile birlikte Oslo’da yapılan ve akamete uğrayan görüşmeler ile ilgili iki sorunun cevabını beklediklerini dile getirdi. “Protokollerde ne vardı? İçeriği neydi? Hangi maddelerden müteşekkildi?’ ve ‘Protokollere ne oldu? Neden AKP ve devlet protokollerden vazgeçti? İnkar ve imha siyasetine, Çiller konseptine geri döndü?”
Batı Kürdistan’daki halk devrimine işaret eden Tuğluk, “Bütün Kürtler, varlıkları, onurları ve özgürlükleri için örgütlenmeli, birlik ve dayanışma içerisinde demokratik direnişe geçmelidir” diye konuştu.
Tuğluk’un ardından kısa bir konuşma yapan DTK Eşbaşkanı Ahmet Türk ise DTK’yi bir freaksiyon olarak değil, halk iradesi olarak gördüklerinin altını çizerek, “Eksiklerimiz vardır, bunu kabul ediyoruz. Ama yüreğimiz halkımıza açıktır, halkımız için mücadele ettiğimiz açıktır. Bütün Kürtlere sesleniyorum; Suriye’deki kazanım tüm Kürtlerin geleceğini etkiler. Başbakan’ın asıl telaşı bundandır” dedi.
“Bizi sınırlar heyecanlandırmıyor. Bizi heyecanlandıran halkların özgürleşmesidir” diyen Türk, “Sayın Öcalan demokratik konfederasyonu dile getirirken bir çok kesim bunu anlamadı, çarpıttı. Eğer tüm halkımızın geleceğini düşünenlerle birlikte ortak demokratik anlayışla biraraya gelmezsek 21. yüzyıl Kürtler açısından büyük bir tehlike olur. Eğer bunu unutursak inanın ki başaramayız” diye konuştu.
Dicle: Zerre şüphem yok
Türk’ün konuşmasının ardından “KCK” adı altında rehin tutulan Amed Milletvekili Hatip Dicle tarafından konferansa gönderilen mesaj okundu. Dicle mesajında AKP’nin rehin alma gibi “korsanvari” bir taktik izlediğini ifade ederek, şunları kaydetti: “Bu faşist zihniyet, halkımızın başına adeta bela olmuş bir durumdadır. Bu soykırımcı zihniyet, barışa susamış Kürdistan coğrafyasında, hala akmaya devam eden kanın ve giderek boyutlanan savaşın da esas sorumlusudur. Çünkü tarih boyunca Kürt halkı, komşu halkların hukukuna saygılı olan, fetihçi ve gaspçı olmayan, öz savunma dışında savaştan uzak duran bir politik yaklaşımın sahibi olmuştur. Ama aynı hassasiyetle, sömürgeci ve işgalci güçlere karşı, gerektiğinde sarp dağlarına yaslanarak özgürlük sevdasını yaşatmasını da bilmiştir. Kürdistan’ın her karış toprağından fışkıran özgürlük ateşinin zalimleri nasıl yaktığına tarihle birlikte tanıklık yapmaktalar. Aynı ateşin, özgürlük mücadelemizin düşmanı Enver Paşa, Neo Osmanlıcı ve işbirlikçi AKP zihniyetini de yeneceğinden zerrece şüphe etmiyorum. Giderek harlanan özgürlük volkanının, yalçın Kürdistan dağlarını ve Batı Kürdistan ovalarını sarıp sarmaladığı bu süreçte toplanan Kongrenizin; tarihsel misyonunu yerine getirebilmesi için örgütlülüğünü sağlamlaştırması, ‘rehin alma’ operasyonlarından dolayı oluşan hasarları ivedilikle onarması, halkımız ve özgürlük kuvvetlerimizle beraber sürece denk düşen bir politik duruşun sergilemesi ve DTK çatısı atlında ulusal ve toplumsal birliğimizin inşasının zorunlu olduğu yönündeki düşüncelerimi paylaşmak isterim.”
Dicle’nin mesajı ardından ise PÇDK tarafından toplantıya gönderilen mesaj okundu. Kongre, konuşmaların ardından basına kapalı devam etti.
DİHA/AMED
Önder: Halk aşağılanıyor
BDP İstanbul Milletvekili ve HDK Yürütme Kurulu üyesi Sırrı Süreyya Önder, barışı istemenin çözümü istemek anlamına geldiğini belirterek, “Ancak Sayın Öcalan’a yönelik ayrımcı ve hukuksuz uygulama ile bir halk aşağılanıyor” dedi.
HDK’nin “Ölüm değil çözüm, çatışma değil müzakere” kampanyasının final etkinliği “Eşitlik ve Barış Buluşması” Ankara'da yapıldı. 81 ilden gelen temsilcilerin yer aldığı etkinliğe BDP Mersin Milletvekili ve HDK Yürütme Kurulu Üyesi Ertuğrul Kürkçü, BDP İstanbul Milletvekili Sırrı Süreyya Önder ile birlikte HDK üyeleri katıldı. Açılış konuşmasını yapan Sırrı Süreyya Önder, “Bu toplantının da en temel amaçlarından birisi mücadelemizin temel şiarı, tüm kavgalarımızın, itirazlarımızın en temel talebi olan barış nasıl gelecek? Artık şunu biliyoruz ve altını bir kez daha çizmeliyiz ki, barışı savunmak, çözümü savunmak demektir” dedi. Önder, çözümü içermeyen, önermeyen, çözüme dair bir programa, ilkelere önerilere sahip olmayan hiçbir söylemin barışa dönük faydalı işlem göremeyeceğinin altını çizdi. Çözüm ne olmalı hususunda tekrar sorunun ne olduğunu bir kez daha tanımlamak gerektiğini belirten Önder, müzakereler ile birkaç defa barışın eşiğine gelindiğini hatırlattı. Önder, “Devletin bu konuda ne kadar sıkışmış olduğunu ortaya dökülen Oslo müzakereleriyle herkes anlamış oldu. Ondan gerisinin birebir tanığıyım. Meselenin güvenlik konsepti olduğu dedikleri yere evrilmesinde bizatihi devletin kesin bir tutum içinde olduğunu kendi gözlerimle görüp kendi kulaklarımla işittim” dedi.
BDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş’ın Bakanlarla yaptığı kimi görüşmelerde “Bu politikalardan netice alıyoruz tekrar müzakereye dönmeyeceğiz” dediği konuşmaların tanığı olduğunu söyleyen Önder, şunları kaydetti: “Çok pervasız davrandılar. Sayın Öcalan’a yönelik uygulamalar ile halk aşağılanıyor. Savaşın bu boyuta gelmesinden kesilen müzakereler ve İmralı tecridinin çok büyük bir payı var. Bu teknik bir sorun var. Bir halkın onurunu en çirkin şekilde aşağılama yoludur.”