"Faşizm kapitalist reaksiyondan başka bir şey değildir."
Lev Troçki
Egemen olmak içselleşmiş bir devlet otoritesi olarak kendini toplumlara dayatıyor. Çok aşırı bir kutsallık atfedilerek, çok korkulu bir gerçeklik içinde insanların iradesi teslim alınıyor. Türkiye’de egemen olma durumu anayasada söylendiği gibi "Egemenlik kayıtsız, şartsız milletindir" bunun böyle olmadığı pek çok defa kanıtlanmış bir gerçeklik olarak karşımızda durur; tam olarak egemenlik, devlet otoritesini elinde tutanındır.
Faşizm millete sığınarak kendini meşrulaştırır. Millet kavramı, faşizmin en çok kullandığı bir dil olarak tarihselliğini korur. Liderler megaloman yapılarını milletin alkışları ve sloganları karşısında daha da pekiştirir hale getirirler. Lider olmak hitap gücünün milleti etkileme yanında, militanları, partilileri de etkileyerek konumunu sağlamlaştırır. Kendi egemenliğini etkisi altına aldığı partililerle pekiştirir ve giderek tek doğru sözü söyleyen kendisi olur. Artık o bir isimdir; ne dese kanundur.
***
Almanya nasıl nur topu gibi bir “Führer” doğurduysa ve ona ilham kaynağı ve hayran olduğu sıfat İtalya’da kendi egemenliğini ilan eden Mussolini’yi kendine örnek seçmese olmazdı. Her faşist lider kendi egemenliğini ülkesinin tamamına sahip olmakla işe başlar. Egemenlik ‘kayıtsız’ ‘şartsız’ çılgın planlarla hayata geçmelidir.
Mussolini "Duce" kendi egemenliğini sağlamlaştırmak adına nasıl Roma’ya yürüdüyse, Hitler de Berlin’e yürümeyi seçmiştir. Örgütlü oldukları yerler bu çılgın liderlere dar geliyor; ülkelerinin tamamını ele geçirmek onların tarihsel korkunç geleceği oluyordu. Şili'nin kanlı Generali Pinoşe, tanrı tarafından seçildiğine ve "demir yumrukla" hep lider kalacağına inanıyordu. Yolsuzluk ve hırsızlıklarının haddi hesabı yoktur.
***
Faşizm, bir çağın değil bir sistemin kendini liderler aracılığı ile insanlığa dayatmasıdır. Faşizm her dönem kendi liderini yaratarak karşımıza çıkıyor ve mazlum halklara acıların en büyüğünü yaşatıyor. İspanya İç Savaşı’ndan en çok fayda sağlayan Avrupa devleti kuşkusuz Almanya’ydı. Franco "El Caudillo" faşizminin galip gelmesinin ana sebepleri Hitler ve Mussolini’nin verdiği büyük çaplı askeri destektir. "İspanya İç Savaşı boyunca Uluslararası Tugaylarda 54 ayrı ülkeden 35 bin gönüllünün savaştığı ve bunların en az 6 bin tanesinin İspanya topraklarında öldüğü tahmin ediliyor." Uluslararası Tugayların içine Mussolini’yle Hitler’in ajanları da sızıyor ve önemli sabotajlar gerçekleştiriyorlardı.
***

Faşizm her dönem aynı yöntemlerle karşımıza çıkıyor. Bu çılgın liderler hastalıklı yapılarıyla aynı uygulamaların pratikleşmesine önayak oluyorlar. Bugün Ortadoğu’da ve Avrupa’da aynı şey yaşanıyor. Her faşist örgütlenme liderleriyle varlıklarını korkunç hale getiriyorlar, son zamanlarda sık sık adını duyduğumuz "Osmanlı Ocakları" bir faşist örgütlenmenin liderlerine bağlılığın gereği olarak bir tehdit unsurudur. Mussolini’nin "Kara Gömleklileri", Hitler’in "SS" birlikleri ve Franco’nun "Faşist birlikleri" de hep aynı rolü oynamıştı.
***
İnsanlık geçmişten dersler çıkararak geleceğini şekillendirmeye çalışırken, lanetler okuduğumuz bu liderlerin insanlığa yaşattıkları; bir ürperti olarak karşımızda dururken, bugün yaşadığımız coğrafyada insanlığı yeniden acılara boğacak çılgınlıkları tetikleyen pis bir egemenlik hırsı hortlatılıyor. Her şey serbest ve acımak yok yaklaşımı, gaz verilmiş bu koca koca adamlarla hayata geçiriliyor. Tarihteki örneklerine taş çıkarırcasına hızını alamayan faşizan bir sistemin inşası önünde duran her kıpırtıyı ortadan kaldıracak kadar gözü dönmüştür.
***
Liderlerin gözünde, her çılgınlık bir yükseliş olarak görünse de egemenliğin bir felaket olduğunu sonradan görecekleri kesindir. Yükseliş, iktidar hırsının çılgınlığı, düşeceğinin de en çıplak habercisidir. Zirve egemenlik olunca, üşümek kaçınılmaz bir hastalık olarak tarihte yerini alacaktır. Hırs her liderin başını ezecek bir gerçekliktir. Hırsına kapılanı, an gelecek o hitap gücü bile kurtaramayacaktır.