46 ve sonrası, uzun süren bir tek parti diktatörlüğü döneminden çok partili bir döneme geçişin yarattığı gerilimleri yaşamıştır. İktidarı elinde tutan CHP yönetimi Emperyalistler arası II. Dünya Savaşı’nın oluşturduğu tarihsel konjonktürün zorlaması nedeniyle çok partili sisteme geçme kararı almıştır. Ama buna rağmen iktidarı teslim etmeme güdüsüyle hareket ederek, elinde tuttuğu devletin bütün aygıtlarını kullanarak siyasal olarak yeni olanın önünü kesme amaçlı eylemlere başvurmaktan da geri kalmamıştır. Buna rağmen dönemin yönelişinin demokrasiye yönelik olduğunu söyleyebiliriz.
Ve bu nedenledir ki, özgürleşme yönünde değişim isteyen halk iradesinin gelişimi karşısında direnemeyen CHP, siyasal iktidarı kaybederek yerini Demokrat Parti’ye bırakmak zorunda kalmıştır. Ne var ki küresel boyutta özgürleşme dinamiğini çoktan kaybetmiş olan kapitalizm, oluşumunu üstelik gecikmeli olarak gerçekleştirmekte olan Türkiye özgülünde demokrasiden tamamen kopuk bir yönde yol almaktaydı. Süreç büyük oranda bu iç dinamiğin etkisiyle 60’ta, 70’de, 80’de adım adım geriletildi. 2015 Haziran seçimleri ve yapılacak olan 1 Kasım seçimler ise tam da bu siyasetin geriye doğru yönelişinin ifadesidir. Yeni bir tek parti ve tek lider noktasına taşımak istemektedir. Böylece demokrasi serüveni belki önümüzdeki yüzyıllarda bütünüyle unutulacak bir tatlı anı olarak kalacaktı.
Ve son 13 yılımıza bir karabasan gibi oturan ve tek parti ve tek lider rolünü yeniden kendi şahsında gerçekleştiren AKP Devleti, politik yapılanmada geriye yönelik bir sistem arayışı içerisine sokarak ülkeyi kan gölüne çevirmiştir. Halkların örgütlü gücü bu gerici hareket karşısında büyüdükçe, iktidarın kendini savunma refleksi sergilemekten çekinmediği bir toplu saldırıya yöneldi.
Böylece, özgürlüklerin yüzyılı olmasını dilediğimiz 21. Yüzyıl, daha ilk yıllarından bugüne çok kanlı kitlesel katliamlara tanıklık etmek durumunda kalmıştır. Ama bu kez buradaki halk hareketi kanla yazılmaya çalışılan bu sürecin önüne kaya gibi dikilerek özgürlükleri boğma yönünde akmakta olan bu yönelişi püskürtebilmiştir. 7 Haziran Seçimleri böylesine büyük bir anlama sahipti ve bu nedenle başta AKP iktidarı olmak üzere bütün sistem güçlerinin öfkesini üzerine çekti.
***
Seçimlerin yenilenmesi aslında gelinen süreci yeterince ifade edememektedir. "Ben sistemi değiştirdim, yasal kılıf bulun" diyen diktacı mantık bu kez "ben bu seçimleri beğenmedim, yenisini yapın" diyerek demokrasi oyununun bütün kurallarını yerle bir etti. Bugün TC Devleti’nin Anayasası’nda yer alan "demokratik devlet" sözcüğü gerçekte Pinokyo’nun burnunun tek beslenme kaynağıdır.
Daha önce de altını çizmiştim. Son 3 seçim, yani cumhurbaşkanlığı seçimi, 7 Haziran ve 1 Kasım seçimi "Bugünkü seçimlerin geçmiştekilerden temel farkını. Türkiye, birisi devletin yapılanmasına yani öze ilişkin (asli), ikincisi özden kaynaklanan biçime ilişkin olan iki sorunun yanıtını aramaktadır.
Asli soru: Türkiye eskisi gibi geleneksel devlet anlayışına bağlı olarak, devletin kutsallığı temelinde, insanı ve insan özgürlüklerini ikinci plana atan bir politik anlayışı mı sürdürecektir?
İkinci soru ise: Eğer geleneksel devlet anlayışı sürdürülecekse, yönetme tarzına ilişkin eskisinden bir farklılık gerekmekte midir?
Bu soruların asli muhatapları olan halklar ilk iki seçimde demokrasi özgürlük ve barıştan yana tavır belirleyerek yanıt olmuştur. Şimdi ise korkunç iktidar hırslarını dizginleyemeyenlere Türkiye halklarının son ihtarı olacaktır. Ya barış, özgürlük ve çoğulcu, eşitlikçi, paylaşımcı, emekten yana bir demokrasi ya de halkların iradesini hiçe sayan kanlı sistem partilerine teslim olarak, insanın insana köleliğin perçinlenmesi olacaktır.