Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ve Çin ekonomisinde ters yönlü yaşanan gelişmeler bütün dünyayı olumsuz etkiliyor. Soğuk savaş sonrası artan ekonomik ve sosyal bağımlılık ilişkileri ABD ve Çin’i dünyanın geri kalanı için oldukça önemli iki ülke haline getirdi.
Bu iki ülkenin aldığı ekonomik ve siyasal kararlar başka ülkelerdeki gelişmeleri artık doğrudan etkiler hale gelmiştir. Bunun işaretini daha 1970 yıllarda ABD hazine Bakanı olan John Connally “Dolar bizim paramız ama sizin sorununuzdur!” diyerek vermişti.
Çin ekonomisinin yavaşlaması bütün dünyada bir dizi zincirleme reaksiyona neden oluyor!
Her şeyden önce enerji ve değerli maden ihracına bağımlı Rusya, Güney Afrika, Kanada Avustralya gibi ülkeler, Çin’deki ekonomik yavaşlamadan en fazla etkilenen ülkeler olmaktadırlar. Bu durum söz konusu ülkelere döviz girişinin azalmasına dolayısıyla kendi para birimlerinin dolar karşında değer kaybetmesine, sözü edilen ülkelerin iç pazarının daralmasına neden olmaktadır.
Örneğin; Brezilya daha az bakır, Rusya daha az alüminyum, Avustralya daha az demir, Meksika daha az çelik, Güney Afrika daha az Elmas ve Altın ihraç ediyor!
Ayrıca Çin ekonomisinin yavaşlaması Çin’in dış dünyadan yaptığı ithalatın da azalmasına neden olmakta ve bu durumdan sadece gelişmiş ülkeler değil aynı zamanda az gelişmiş veya gelişmekte olan ülkeler de oldukça olumsuz etkilenmektedir. Söz konusu ülkelerde büyüme oranları düşmekte, işsizlik oranları artmaktadır.
Çin mevcut olumsuz durumdan kurtulmak için devalüasyon yaparak yeniden toparlanmaya çalışırken, Çin para birimi Yuan’ın değer kaybetmesi Çin’e ihracata bağımlı ülkelerin durumunu büsbütün kötüleştiriyor. Çin’e yaptıkları ihracattan elde ettikleri gelirin dünya piyasalarında dolar cinsinden karşılığı azalıyor, bu durum da söz konu ülkelerin dış açıklarının büyümesine neden oluyor.
Dünya ekonomisi aslında şu anda çok ilginç bir tezat yaşıyor; Çin ekonomisi yavaşlarken, ABD ekonomisi ters istikamette bir toparlanma eğilimine girdi. Dolar’ın güçlenirken Yuan’ın etkisi azalıyor. Bu gelişme bir kez daha ekonomileri Çin’e ihracata bağımlı ülkelerin durumunu olumsuz etkiliyor.
Aslında burada bir dizi zincirleme reaksiyonla karşı karşıyayız. Şöyle ki;
İlk olarak; Çin ekonomisi yavaşlıyor yani daralıyor!
İkinci olarak; Çin ekonomisinin daraldığı bir dönemde ABD ekonomisi bir toparlanma sürecine giriyor ve ABD Merkez Bankası “Fed” faiz artırım sürecine giriyor!
Bu iki gelişmenin aynı anda yaşanması; dünyanın neredeyse diğer bütün ülkelerinde doların diğer yerli paralara karşı değer kazanmasına; dolar cinsinden dış borcu olan ülkelerin dış borçlarının kendi para birimleri cinsinden değerinin artmasına neden oluyor.
Son altı ayda TL’de yüzde 40’a varan değer kaybının bir tarafı; AKP hükümetlerinin dirayetsiz, sadece kendini ve iktidarını düşünen siyaseti olurken, diğer taraftan dünyayı doğru okuyamayan, kibrinden kendini olduğundan daha fazla gören tavrı durumu daha da kötüleştirmektedir.
En büyük korku Çin ekonomisindeki ani bir daralmanın dünya ekonomisini yeniden 2008’deki krizden daha büyük bir daralma sürecine sokması. Çin’deki borsaların durdurulamayan düşüşü, gayrimenkul piyasalarındaki dolar borcu, bankaların kredi genişlemesi bu yöndeki endişeleri artırmaktadır. Bu endişeler firmaların olası bir krizden fazla zarar görmemek için fiyatlarını artırmalarına neden olmaktadır.
Söz konusu ani ve sert fiyat artışları özellikle dünyanın geri kalan ülkelerinde yaşayan yoksul insanların hayatlarını büsbütün kötüleştirmekte, var olan ekonomik sorunlarının büsbütün kötüleşmesine neden olmaktadır.
Söz konusu gelişme kısa vadede aşılacak gibi gözükmüyor; bir de bunların üstüne Türkiye’de AKP hükümetlerinin sübjektif, sorunları büyütücü tavrı eklenince mevcut durum daha da içinden çıkılmaz bir hal almaktadır…
AKP’den ve Tayyip Erdoğan’dan kurtulmak artık sadece demokrasi ve özgürlükler açısından değil, yoksul halklarımızın aşı, işi, ekmeği için de bir görev haline gelmiştir. Seçimlere biraz da bu bilinçle sahip çıkmalı, daha fazla HDP’li olmalıyız…