
Kim eko mültecidir?
Aslında kavramın geçmişi hayli eski. 1976 yıllarına dayanıyor fakat uluslararası kurumların pek de dikkatini çekmiyor ya da sorumluluk alınmaktan kaçınılıyor. İlk kez 1976'da çevre analisti Lester Brown tarafından kullanılan "Çevre mültecisi" kavramı BM Çevre Programı (UNEP) tarafından şöyle tanımlanıyor: "Varlıklarını ya da yaşam kalitelerini ciddi şekilde tehdit eden çevresel bozulma nedeniyle (doğal ya da insan eliyle) yaşadıkları çevreden uzun ya da kısa vadeli göç etmek zorunda kalan kişiler. Doğal ya da insani etkenlerden kastedilen ise sel, kuraklık, tsunami, çölleşme, kıtlık, kaynak sıkıntısı, doğal kaynakların adaletsiz dağılımı, ormansızlaştırma, toprak erozyonu, diğer çevresel bozulmalar, iklim değişikliği, savaşlar, çevrenin sistemli olarak yok edilmesi, nüfus fazlalığı, kalkınma projeleri."
Afrika'da göçler başladı bile
Raporlara göre, geçen yıl son 60 yılın en kurak yılını geçiren Somali'den yaklaşık 200 bin kişi Kenya'daki Dadaab Mülteci Kampı'na kaçtı. Her yıl Bangladeş sınırları içinde bile yaşadıkları köylerden başkent Dakka'ya gelen 400 bin kişinin olduğu tahmin ediliyor. Ancak bu insanlar, mülteciler için geçerli olan ırk, dil, din, siyasi düşünce kaynaklı şiddete maruz kalmadığı ve bu yüzden şiddetin devam etmesi korkusu duymadıkları için korunamıyorlar. Ya da bu kişiler, mülteci tanımının dışında bulunan, daha çok ekonomik nedenlerle, ülkesini gönüllü olarak terk edip yetkililerinin bilgi ve izni ile başka ülkeye giden 'göçmen' tanımına uymadıkları gerekçesiyle de koruma altına alınmıyorlar. Sayıları gün geçtikçe artmasına rağmen bu kişilere bazı istisnai durumlarda korunma sağlanabiliyor.
Sayıları 150 milyona ulaşacak
Çevre mültecileri sayısının Amerikan Bilimde İlerleme Derneği'ne göre 2020'de dünya genelinde 50 milyonu bulması bekleniyor. Bu sayının 2050'de 150 milyona ulaşacağına dair öngörüler de var. Çevresel faktörler yüzünden iltica edenlerin sayısının savaştan kaçan kişilerden daha fazla olduğu belirtiliyor. Korumanın yanısıra çevre mültecileri için ayrılmış özel bir bütçe ve hukuki altyapı da yok. BM Çevre Programı ve BM'nin çevre odaklı çalışmaları söz konusu. Norveç ve İsviçre ortaklığındaki Nansen İnisiyatifi, bu kişiler için uluslararası düzeyde daha uyumlu ve tutarlı bir yaklaşım çağrısıyla çalışmalar yürütüyor. Örgüt, Orta Amerika ve Güney Pasifik gibi bölgelerin toplantılarına ev sahipliği yapmaya hazırlanıyor. Bu sayede örgütün çevre mültecilerinin sorunları için uluslararası bir bilinç ve uzlaşma yaratacağı söyleniyor.
Devletler sorumluluk almalı
İklim değişikliğine bağlı göçten sorumlu uluslararası bir kurum yok. BMMYK geçen yıllarda tsunami felaketinden etkilenen kişilere diğer kurumsal aktörlerle yardım etti. BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi'nin uzantısı olarak yapılan aktiviteler de oldukça önemli. Mesela, 2010 Cancun Konferansı'nda ortaya çıkan anlaşmanın 14. maddesinin kabulü de bunlardan biri. 14. madde, iklim değişikliğiyle yerinden edilme ve göç konularını uluslararası düzeyde gündeme getirmiş, devletleri ortak bir şekilde hareket etmeye ve sorumluluk almaya çağırmıştı. BMMYK'nın Bellagio Toplantısı ve yine 2011'deki Nansen Konferansı'nda sorunun çözümüne ilişkin önemli katkı ve tavsiyeler verildi. Şu an proje aşamasında olan afet durumlarında insanların korunması için uluslararası hukuk komisyonunun oluşturulması konuşuluyor. Elbette, BMMYK'nın tek başına bu sorunu çözmesi yeterli olmayacaktır. Devletlerin de yardımı gerekiyor.
Adalet Divanı'na çağrı
Bugün sanayileşmiş Kuzey ülkelerinin sera gazı emisyonunda artışa sebep olacak uygulamaları biliniyor. Buna karşılık birçok güney ülkesi ve ada ülkeleri de, başlarına gelen felaketler için bu uygulamalara işaret edip onların yasal ve etik sorumlulukları olduğunu söylüyor. Örneğin bir kısmı batan Tuvalu ada ülkesinden insanlar, Uluslararası Adalet Divanı'nda ABD ve Avusturalya aleyhine şikayette bulunmayı düşünüyor. Bazı ülkeler ve sivil toplum örgütleri, zarara sebep olan ülkelerin mağdur ülkelerin göçmenlerini alması gerektiğini savunuyor. BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi ve Kyoto Protokolü sera gazı emisyonunun azaltılması için de yapıldı ve böylece göçün de dahil olduğu istenmeyen sonuçların engellenmesi amaçlanıyor.
Küresel ısınma büyük tehdit
Leeds Üniversitesi öğretim üyesi Profesör Chris Thomas ise Nature dergisinde yayımlanan yazısında, "Küresel ısınma 2050'ye kadar bitki ve hayvan türlerinin dörtte birini ya da 1 milyondan fazlasını yok edecek" diyor. Otomobiller ve fabrikaların gaz yayılımında en büyük etkenler olduğunu vurgulayan Thomas, yayılan gazların, 21. yüzyılın son yıllarına doğru ortalama sıcaklıkları tarihte görülmemiş düzeylere yükselteceğini belirtmekte. Eğer bir çözüm üretilmezse, türlerin kitlesel tükenişlerinin tarihte görülmemiş boyutlara ulaşabileceğine dikkat çekiyor.
ALİ ÖZŞERİK / ZURİH