Dünya gerçeği, tanrıçalık ve Zilan
Forum Haberleri —

Zeynep Kınacı - Zilan
- Önder APO “Zilan bir dünya gerçeğidir” derken belki de en çok Zilan kişiliğinin cins olarak bu dünya gerçeğini, onun ilişkilerinin en yoğun bir ifadesi, ama aynı zamanda halk ve insanlık değerlerinin, özgürlüğünün en köklü, en dirayetli bir sahiplenişi ve eylemli gerçeğini ifade ediyordu.
MORDEM ALİŞER
Yüzyılın en büyük bir çelişkisi olarak kadın sorunu her geçen gün daha da yoğun bir şekilde kendini dayatırken, yine bu çelişkinin çözümünde temel dinamik gücü oluşturan kadının bu soruna yaklaşımı nedir?
Dünyaya yeniden şekil verme iddiasında olan erkek egemenliğinin son ve en büyük uygarlığının bu yüzyılda öngördüğü ve hayata geçirmek istediği kadın ve kadına uygun görülen rol nasıldır? Buna karşın kadının özgürlük temelindeki yaklaşımının başarma gücü nedir?
Adeta her şeyin düğümlendiği bir saha olarak bunu çözme gücünü gösterebilecek mi? Kendini tüm çirkinliklerden, köleliklerden arındırarak yeniden bir yaşamın çağrısı ve uygulayıcısı olabilecek mi?
Bu ve benzer sorular genel olduğu kadar Özgür Kadın Hareketi’nin gündemine aldığı ve çözmekle kendine yükümlü kıldığı sorulardır da. Sorunun küreselleşen dünyaya küresel çapta cevap olma niteliği kadar daha da yoğun olarak en temel bir çelişkiyi barındırdığından kadın eksenli bir çözümün en basitinden en karmaşık olanına, yerelden evrensele doğru giden bir özelliği, belirleyiciliği olacaktır. Neredeyse dünyasal bunalımın gelip dayandığı son nokta gibidir. Siyaset, savaş bir yerde güncel olanın dilidir. Ama çözmekle yükümlü oldukları toplum sorunlarının tümünü de ifade etmezler. Sosyal çelişkinin dili olabildiği veya bu ilişkiyi çözmede engel teşkil eden sorunları ortadan kaldırdığı oranda sosyaliteye yaklaşır, sosyal alanla iç içe girer.
Kürdistan Özgürlük Hareketi ve yürüttüğü savaşın anlamı ve derinliği de buradadır. Güncel, yine büyük tehlike oluşturan, inkâr ve imhayı hep gündemde tutan bir egemenlik sistemine karşı zoru kullandığında ve bunu önemli oranda tehlike olmaktan çıkardığında sosyal alana gittikçe artan bir oranda kayması söz konusuydu. Doğru, şiddetin düzeyini belirleyen toplumun içinde yaşadığı durumdur. Siyasi, ekonomik, sosyal, kültürel, ruhsal sorunların, çelişkilerin yoğunluğudur. Zaten bunlar olmadan devrimci bir durumdan bahsetmek de mümkün değildi ve devrimci eylem de olmazdı. Ama bir de toplumsal alanı, yani sosyalitesini çözmek gerekiyordu. Bu anlamıyla bizim için öne çıkan en önemli husus, bir halkın yaşayıp yaşamadığının belli bile olmadığıdır. Kürt gerçekliği buydu. Varlık yokluk sorununu yaşayan bir halk ve bir de eğer yaşayacaksa nasıl yaşaması gerektiği sorunuydu
Sosyal dinamikleri tamamen tahrip olmuş, her şeyin iç içe geçtiği, başı sonu belli olmayan, adeta bir kabusu yaşayan bir halkın, hele de tarihin şafak vaktinde en merkezi bir rolü oynamış, Neolitik gibi toplumsallaşmanın analık rolünü üstlenmiş ve insanlık değerleri oluşturmuş, ruh ve anlam kazandırmış, bununla da kalmayarak binlerce yıl süren bir geleneği kendi bünyesinde, hafızasında, yaşamında şu veya bu şekilde sürdürmüş olan bir halkın yalnızca güncel ilişkileri değil, ama bütün bir tarihin toplumsal, cinsi, kültürel, ruhsal ilişkileri de en derinden kendi bağrında taşıyan bir özellikte olması devrimci gerçekliği ifade ettiği kadar yeni bir uygarlık yaratma şansı ve gücünü de, temel gerçeğini de ortaya koyuyordu. Onun için Özgürlük Hareketi “bir kişiliğin toplumsal olanı, yerelin evrensel olanı da taşıdığı” tespitini yapıyordu. Dolayısıyla Özgürlük Hareketi içinde her bir kişiliğin rolü ve kapsadığı alan sadece güncel çelişkilere sığmıyordu. Daha da büyük ve derinliklidir.
Önder Apo “Zilan bir dünya gerçeğidir” derken belki de en çok Zilan kişiliğinin cins olarak bu dünya gerçeğini, onun ilişkilerinin en yoğun bir ifadesi, ama aynı zamanda halk ve insanlık değerlerinin, özgürlüğünün en köklü, en dirayetli bir sahiplenişi ve eylemli gerçeğini ifade ediyordu. Kendisini bu kadar şiddetle eyleme yönelten, adeta bir atom bombası gücünde etkiye yol açan nedenlerin arka planı görülmezse güncel anlamı da pek fazla görünmeyecektir.
Şüphesiz bu eylem Kurdistan’da gerçekleşiyor. Ve böylesi bir kişilik Özgürlük Hareketi içinden çıkıyordu. Bir kadındı. Duygu ve zeka dolu mektuplar yazıyordu. Dolayısıyla Zilan’ı, örneğin Filistin’de, yine dünyanın başka alanlarındaki intihar eylemleri ile kıyaslamak dar ve yüzeysel kalacaktır. Kurdistan ve Kürt halkı gibi binlerce yıllık insanlık soy damarının attığı ve yaşatıldığı bir coğrafya ve halk olmak kadar güncel ideolojik, siyasi, kültürel, askeri mücadelelerin de merkezi bölgesini, kalbini oluşturması onu yerel ve evrensel olanı tam anlamıyla iç içe temsil eden bir düzeyi ulaştırmaktadır.
Zilan bir yerde bu çelişkilerin patlama ve yaşama kudretinde olanın kendini ifade tarzıdır. Eyleminin ölüm veya intihar, yitirilen olarak adlandırılamaması, tam tersine bütün özgürlük değerleriyle, güzellik ve yaşam değerleriyle ifade edilmesi bu nedenledir. Önderliğin “O’nu insanlığa taşıracağız” belirlemesi de bu gerçeğinden kaynaklanmaktadır.
Dolayısıyla Zilan, kişiliği ve eylemi ile “bir ilk, sembol” oluyordu. Onu tanrıçalığa, tanrıçalık gerçeği ile buluşturan tam da budur. Özgürlük, adalet değerleri kadar yeni bir yaşamın, toplumsallaşmanın üretici, paylaşımcı ve önder gücü olarak kadının tarih sahnesine çıktığı dönemin belirgin, sembol kişiliğidir kadın. Hiç görülmemiş olanı gerçekleştirme, yani tam anlamıyla insanın insan olma, toplumsallaşma evresini başat kişiliği ve öncü yapısı ile gerçekleştirirken yaşamın yaratıcısı olarak artık sembolleşiyordu. Kutsallık kazanıyordu. Aslında kadın bu rolü ile kendisini, yaşamını, topluluğunu kutsuyor ve kutluyordu. Bu haliyle yeni bir uygarlık doğurucusu, yaratıcı kişiliği kadında vücut buluyor ve kadın yaşamın mabedi oluyordu.
Zilan’ın sembol kişiliği ve bir özgürlük, adalet arayışçısı ve eylemcisi olarak mabet değerindeki varlığı tam da buna denk geliyordu. Günümüzün tanrıçalığını gerçekleştiriyordu. Ya da şafak vaktinin tanrıçalığını günümüze taşırıyordu. Çünkü bütün varlığı, eylemi ilk günkü gibi yaşama yöneliyor, yaşamı yaratmak istiyordu. ”Yaşamın sembolü olmak istiyorum” derken tarihin, kadının, tanrıçaların sesini ve ruhunu bu güne taşırıyordu.
Bu anlamıyla özelde kadın, ama genelde de toplumu kuşatan geriliklerin, zayıflıkların, çürümenin, yaşam dışılığın karşısında özgürlüğün gerçek değerini ve gerekçesini ortaya koyuyor, nasıl yaşanması gerektiğini gösteriyordu. Bu Önderlik felsefesinde özgürlüğün tanrıçalığıydı ve Zilan’da tam anlamıyla ruh ve eyleme kavuşuyordu.







