PKK’nin 40. yılına girdiğimiz bugünlerde Kürdistan başta olmak üzere, Ortadoğu ve dünya halklarının özgürlük mücadelesinin 40. yaş yılı kutlu olsun. Bir grup ile Ankara’da başlayan Kürdistan Halklarının Özgürlük Mücadelesi, bugün Ortadoğu’nun umudu, kurtuluşu olmuş durumda.
Dünya halkları ve ulusları yakın tarihte iki dünya savaşını gördü ve tanığı oldu. Bu iki dünya savaşı ile Ortadoğu’da yeni bir model ortaya koyan kapitalist güçler, halklara düşman olan ulus devlet faşizmini Ortadoğu’ya yayarak, Kürdistan’ı 4 parçaya, Arap ülkelerini 22 parçaya ayırdı. Dünya halklarının yararına olmayan bu savaşların bilançosunda milyonlarca insan katledildi, yurtlarından edildi ve soykırımlardan geçirildi. Ve ulus devlet modelinin milliyetçiliği ile faşizm, bir ideoloji olarak halklar arasında hortlatıldı. Faşizm, bir cellat gibi başta Kürdistan olmak üzere Ortadoğu’yu ve Dünya’yı kasıp-kavurdu. Önüne geçen halkları katliamlar geçirerek geriye kalanları ise bir kasırga gibi sağa sola savurdu. Böylesi bir ideoloji ile Ortadoğu’ya yönelen emperyalizm, sömürgeciliği ve faşizmi geliştirerek halkları parçaladı, halkları insani değerlerden uzaklaştırdı. Bu faşizm ile kapitalist güçler, Ortadoğu’nun sosyal, siyasal ve demografyasını değiştirerek halklar arasında sınırlar çizdi. Ve bu sınırlarla insanları, aileleri birbirlerinden kopararak halklar arasında umut, özlem, hasretlik ve özgürlük duygularını uyandırdı.
Bu faşizmin en büyük kurbanlarından olan insanlığın en kadim halklarından Kürt halkını, ve Kürdistan’ı 4 parçaya ayırarak Irak, Suriye, İran ve Türkiye gibi ulus devletlere dağıttı. Bu faşizmin en büyük kurbanı olan binlerce yıllık tarihe sahip olan Kürt halkı, katliamlardan geçirilerek soykırımdan geçirilmek, yok edilmek istendi.
İkinci Dünya Savaşı ardından faşizme karşı olarak dünya halkları arasında özgürlük, sosyalizm, komünizm düşünceleri de bir hayalet gibi yayılmaya ve vücut bulmaya başladı. Bu düşünceler Ekim Devrimi ile birlikte Sovyet Rusya’da, Çin’de, Vietnam’da, Bolivya’da, Kamboçya’da, Küba’da halkların devrimine dönüştü. Bu özgürlük dalgası 1960 yılları ardından Türkiye’ye yansımasını buldu. Bu yansıma ile Ortadoğu direniş kültürünü devralan Türkiye gençliği arasında özgürlük, demokrasi düşünceleri eyleme geçti. Bu düşünceler Nurhak’lara ve Anadolu’nun her yerinde faşizme karşı direnişin adı oldu. Bu direnişten korkan Türk ulus devleti faşizm ile sol-sosyalist düşüncelere sahip olan halkların, gençliğin öncü kadrolarına saldırdı. Bu faşist saldırı ile birlikte Denizler, Mahirler, Sinanlar, İbrahimler, Yusuflar, Hüseyinler ve yüzlerce bu halkın yiğit evlatları katledildi. Birçoğu darağaçlara çekildi, katledildi ve zindanlara dolduruldu. Adeta Türkiye’de gelişen reel sosyalizm fikrini, düşüncelerini bu öncü kadroları ile birlikte yok etmek istediler. Evet, Denizler, Mahirler, İbrahimler katledildi ancak mücadeleleri şuan Ortadoğu’ya yayılarak halkların özgürlük umudu haline geldi.
Bu düşüncelerin sürdürücüsü, büyük savaşçısı olan Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan, Denizlerin, Mahirlerin, İbrahimlerin mücadele bayrağını devralarak bir grup ile Kürt Özgürlük Mücadelesi’nin adımlarını attı. Ankara Üniversitesinde ilk adımları atılan Kürt Özgürlük Mücadelesi 1978 yılında Amed’in Lice ilçesinin Fis köyünde gerçekleşen bir kongre ile PKK(Kürdistan İşçi Partisi)’ye dönüşerek Kürdistan’a yayılarak tüm dünyaya adını duyurdu. Bir grupla başlayan Kürt Özgürlük Mücadelesi ortaya koyduğu düşüncelerle halklar arasında büyük bir saygınlığa erişerek, Kürt halkının özgürlük umudu oldu. PKK’nin ortaya koyduğu düşüncelerden ve verdiği mücadeleden korkan 12 Eylül faşist darbesi ile Kürdistan başta olmak üzere Ortadoğu’ya müdahale etti. Bu müdahale ile Türkiye sol hareketleri ile PKK’nin öncü kadrolarını Amed başta olmak üzere birçok cezaevine koyarak, Ortadoğu direniş kültürü ile harmanlanan özgürlük, sosyalizm düşüncelerini yok etmek istedi. Bunun için faşizm zindanlarda adeta kol gezen bir karabasan gibi tüm devrimcilerin üzerine çöktü. Faşizm, Amed zindanında tutulan PKK’nin öncü kadrolarına tüm şiddeti ile yöneldi. Ancak PKK’nin öncü kadroları Kemal Pir ve M. Hayri Durmuşlar Ortadoğu direniş kültürünü, “teslimiyet ihanete, direniş zafere götürür” sözü ile birleştirerek faşizmin korkulu rüyası oldu. Kendi bedenleri ile zaferi, özgürlüğü, umudu yarattılar. Bu direniş kültürü 15 Ağustos 1984 yılında Eruh-Şemdinli’de fişeğe dönüşerek Ortadoğu’da yeniden tarihsel Ortadoğu direnişini bedene kavuşturdular. Şeyh Behdrettinlerden, Mazdeklerden, Babeklerden, Hürremlerden, Hallac-ı Mansurlardan günümüze kadar gelen Ortadoğu direniş kültürünü doruklara ulaştırdı. Bu bayrağı 1990’lı yıllarda Kürdistan halkı, gerçekleştirdikleri serhildanlarla sahiplendi. PKK artık halklaşarak dünya emekçi, ezilen halklarının özgürlük umudu haline geldi. PKK’nin halklaşmasından, dünya halklarının umudu hale gelmesinden korkan faşist-emperyalist, komplocu güçler devreye girerek Kürdistan Halklar Önderi Abdullah Öcalan’a yönelik 9 Ekim 1998 tarihinde başlayan 15 Şubat 1999 tarihinde devam eden “Uluslararası “ komployla esir alarak faşist Türk devletine teslim ettiler. Ancak Kürt halkı “Güneşimizi Karartamazsınız” eylemleri ile Kürdistan Halklar Önderi Öcalan etrafında ateşten çember oldular. “Bu ateş bizimle beraber sizi de yakar” diyerek komplocu güçlerin üzerine giderek, faşist güçlerin amacına, komplonun sonuca ulaşmasına izin vermediler.
Bu özgürlük direnişi, halkların özgürlük mücadelelerine öncülük etti. Ve bu öncülük Suriye’de 2011 yılında başlayan krizle beraber Ortadoğu ve dünya halklarının özgürlük mücadelesi haline geldi. Suriye ve Irak’ta türetilen insanlık dışı DAİŞ çetelerine karşı özgürlüğün sesi ve rengi oldu. Rojava’da halkların baharı, Ortadoğu direnişinin zaferi, dünya halklarının umudu gelişti. Bu umut; özgürlüğü müjdeledi.
Evet, PKK’nin 40. yılına girdiğimiz bugünlerde başta Kürt halkı olmak üzere Ortadoğu halklarının ve dünya ezilen halklarının özgürlüğü yakındır. PKK, 40 yıldır verdiği mücadele ile Ortadoğu direniş kültürünü doruklara ulaştırdı, özgürlüğün umudu oldu. PKK, 40 yıldır verdiği mücadele ile birlikte sadece Kürt halkının değil tüm dünya halklarının özgürlük mücadelesi haline geldi