3 Kasım 2018 tarihinde İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığının ev sahipliğini yaptığı Dünya Müslüman Alimler Birliği toplantısı yapıldı. Bu toplantıyı basına yansıyan görüntüler üzerinden izledim. 50 milyonu aşan nüfusuyla Kürdistan Müslümanları adına konuşan bir münafık vardı. Ancak Kürtçe ve Kürdistanî konuşan yoktu.

Dünya Müslüman Alimler Birliği bir makale içinde değerlendirmek birçok şeyi eksik bırakır. Ancak „nakıs, admden evladır- Eksiklik yokluktan iyidir“.

Dünya Müslüman Alimler Birliği (DMAB) 2004 yılında Londra’da Mısır asıllı Yusuf Karadavi tarafından kuruldu. Karadavi ve teşkilatın diğer kurucuları İhvanı Müslümin örgütünün açık destekçileridir. Karadavi’nin savunduğu düşünceler de Seyyid Kutup ve Hasan El Benna’nın görüşleridir.

DMAB, Müslüman Kardeşler örgütünün türevidir. Teşkilatın sık sık Filistin davasını savunuyor görüntüsünü yayması yanılsamalı politik bir tutumdur. Bununla siyasi ve ekonomik rant elde etmektedir.

‘Arap Baharı’ adı verilen ayaklanmaların başladığı 2010 yılında bu gurup ve cemaatlerin eline tarihi bir fırsat geçti. Mısır’da Hüsnü Mübarek’i iktidardan uzaklaştıran bu guruplar Mursi’yi iktidara taşıdı. Tunus’da En Nahda Hareketi iktidarı ele geçirdi. Türkiye ise ideolojik bağ açısından İhvan geleneği takipçisi olan AKP zaten iktidardaydı.

Siyasal iktidarı ve hatta devleti ele geçiren İhvan ardılı gurupların niyeti çok geçmeden ortaya çıktı. Erdoğan, Osmanlı Emperyal hayalleri uğruna Suriye ve Kürdistan’da taş üstünde taş bırakmazken Arap ülkelerinde iktidarı ele geçiren İhvan gurupları da kadını köleleştirme, kültürel kurumları yıkma, insan hak ve hürriyetlerini ayaklar altına almayla işe başladı.

El Nahda Hareketi demokratikleşme yönünde Tunus’ta kısmen başarılı olurken, İhvan hareketi ile aynı kaynaktan beslenen DAİŞ ve El Nusra Suriye ve Irak’ta varlığını devam ettiriyor. Katliama, talana, fitne ve fesada kaynaklık yapan bu hareketlerin finansmanı Katar, askeri eğitim, lojistik ve silah ise Türkiye tarafından karşılandı.

Dünya Müslüman Alimleri Teşkilatı da bu işin ideolojik ve fetva kurumu olarak işlev üstlendi.

Karadavi’nin fetvaları, DAİŞ ve El Nusra vahşetlerini meşru göstermiş, Müslüman gençlerin bu yapılara yönelmesine katkı sunmuştur. „Cihad“ adı altında fetvalar yayınlayan bu teşkilat; katil Erdoğan’ın, Arap milliyetçiliğinin, vahşet ve fitnelerinin noteri olmuştur.

Teşkilatın yeni liderliğine gelen, Faslı Prof. Dr. Er Raysuni ise bu fitne yapısının diğer bir elemanıdır.

Arapça yapılan konuşmalarda İslam dininin Peygamberi Hz. Muhammed’in ismi sadece adet üzere zikredilirken Katar Emir’i ve Erdoğan övgülerle göklere çıkarılmıştır.

Bir gerçeği görmekte yarar var. Tarih kitaplarını ve ilgili kaynakları açıp bakalım. Türkiye, Katar ve Suudi Arabistan desteğiyle katledilen Müslüman sayısı, ABD ve İsrail’in 60-70 yılda katlettiği Müslüman sayısının neredeyse yüz katı kadardır. Bu hakikati bilen Alimler bu katillere neden ve nasıl övgüler diziyor?

Bu gafillerin söylediklerini mi dikkate alacağız yoksa Allah’ın kitabı Kuran’ı mı?

- Allah zulmeden bir topluluğa hidayet vermez. (Tevbe 19)

- Artık zulmeden toplulukla beraber oturma. (Enam 68)

- Allah’ın laneti zalimlerin üzerinedir. (Hud 18)

- Zulmedenlere eğilim göstermeyin, yoksa size ateş dokunur. Sizin Allah’tan başka velileriniz yoktur, sonra yardım göremezsiniz. (Hud 113)

- Allah’ın haram kıldığı cana, haklı bir sebep olmadıkça kıymayın. Kim mazlum olarak öldürülürse, biz onun velisine (mirasçısına hakkını isteme konusunda) bir yetki vermişizdir. O da öldürmede aşırı gitmesin. Çünkü o, zaten yardıma mazhar kılınmıştır. (İsrâ, 17/33)

- Bu yüzden İsrail oğullarına şu gerçeği hükmettik: Kim bir canı, bir can karşılığında veya yeryüzünde bir fesat çıkarmaktan dolayı olmaksızın, öldürürse, bütün insanları öldürmüş gibi olur. (Mâide, 5/32)

„Kim bir mümini kasden öldürürse, cezası içinde ebedî kalıcı olmak üzere cehennemdir. Allah ona gazbetmiş ve lânet etmiştir. Ve ona büyük bir azap hazırlamıştır.“ (Nisâ, 4/93)

Ve İslam dininin Peygamberi Hz. Muhammed’in vecizeleri;

“Bir kelimenin ucu (bir kelimenin yarısı/yarım bir kelime) ile dahi olsa, bir Müslüman’ın öldürülmesine yardım edenin alnına ahrette ‘Allah’ın rahmetinden ümitsizdir.’ diye yazılacak...” (İbn Mace, Diyet, 1)

„Bir müminin öldürülmesi, Allah katında, dünyanın sona ermesinden daha büyük bir olaydır.“

Şüphesiz, sizin kanlarınız ve mallarınız; bu gününüzün, bu ayınızın ve bu beldenizin haram olduğu gibi birbirinize haramdır.“ (Buhâri ilim, 37; Hacc, 132; Hudûd, 9; Müslim, Hacc, 147; Tirmîzî, Fiten, 6)

„Yedi helâk edici şeyden sakınınız. Bir tanesi de haklı durumlar müstesna Allah’ın haram kıldığı cana kıymaktır.“ (Buhârî, Müslim, Ebû Davud ve Nesâi)

Allah’ın kelamı ve Hz. Peygamberin hadisleri karşısında katillere, hırsızlara, ırz ve namus düşmanlarına böylesine methiyeler dizen İslam Alimi olabilir mi?

En korkunç konuşmayı ise Süleymaniyeli Muhittin Karadaği yaptı. Karadaği konuşmasında Erdoğan katilini yere-göğe sığdıramıyordu.

Efrîn’i, Kerkük’ü, Xareqîn’i, Şengal’i, Cizre’yi, Nusaybin’i, Diyarbekir-Sur’u yerle bir eden, binlerce genci ve masum sivili katleden, ölülerimizin yıkanıp kefenlenmesine bile müsade etmeyen, onlarca kabristanı bombalayarak yerle bir eden Erdoğan katiline övgü değil kitaba hangi vicdana sığıyor? Bu nasıl bir ihanet, bu nasıl bir gaflet ve bu nasıl düşkünce bir ruh hali?

İslam dininin Peygamberi „Zalime karşı söylenmiş hak sözü en büyük cihad olduğunu“ söylerken bunların zalime/zalimlere övgüler yağdırması ne anlama geliyor?

İslam Alimi olmanın kıstasları nedir?

Zalimlerin sofrasında oturup beslenenler İslam alimi olabilir mi?

İmam Azam Ebu Hanife ve bütün gerçek alimler, iktidarların dayatmalarını kabul etmedikleri için, katledilmişlerdir.

İslam Alimleri, zalim iktidarların değil, muzlumun, haklının safında olanlardır. Gerisi yalındır, fitnedir, iblisliktir. Kuran ve Hadis’e göre böylesine bir yapılanma „Dünya Müslüman Alimler Birliği“ değil „fitne-fesat“ güruhudur.