Son bir ay içinde Kürt halkına ve onun kazanımlarına yönelik saldırılar uluslararası bir konsept çerçevesinde artarak devam ediyor. İran ordusu, Güney Kürdistan’ı işgal etmek için tüm gücünü seferber etmiş durumda. Bu saldrılarla eş zamanlı olarak Kuzey’de de Türk ordusunun imha operasyonları durmak bilmeden sürüyor.
İran saldırısını, nedenleri ve yaratacağı etki üzerinde durmak büyük önem taşımaktadır. Bunun sadece İran tarafından yürütülen bir saldırı olmadığı anlaşılıyor. Türk ordusu ile eşgüdümlü olarak yürütülen ve bölgesel bir planın parçası olduğu ortadadır. Burada hedeflenen sadece PJAK güçleri değildir. Bu saldırı ile Kürt Özgürlük Mücadelesi ve Kürt halkının kazanımları hedeflenmektedir.
İşte bu nedenle, Irak Hükümeti de bu planın içindedir ve sessiz kalarak bu durumu onaylamaktadır. Üçlü mekanizma çerçevesinde elinden gelen desteği vermektedir. Bu saldırının ortaya çıkardığı bir başka sonuç ise; Kürtler söz konusu olduğunda İran’dan Amerika’ya, Türkiye’den İsrail’e kadar tüm egemen güçler aynı safta yer almaktadırlar. En uzlaşmaz görünen ABD ile İran bile yan yana durmaktadırlar. ABD keşif uçaklarının topladığı istihbaratın Türkiye üzerinden İran’a aktarılması bunun en belirgin kanıtı değil midir?
Egemen güçlerin hiçbiri özgür bir Kürt’ü istememektedir. Onu imha etmek, kendi güdümüne almak için her yolu denedikleri ortadadır. Ya köle olacaksın, istenilen herşeye itaat edeceksin ya da ‘ölümlerden ölüm beğen’ denilmektedir. Kürtlerin önüne konulan seçenek kölelik ya da ölüm olmaktadır. Uluslararası egemen güçlerin çözüm politikası sadece bundan ibaret görünüyor.
Yine Federal Kürdistan Hükümeti’nden çok cılız tepkiler dışında herhangi bir açıklama veya tepki gözlemlenmemektedir. Oysa bu saldırılardan kendilerinin de zarar göreceği ortadadır. Bu nedenle de Kürtler birlik olmalı ve ulusal birliğini sağlayarak ortak mücadele etmelidir.
Avrupa devletlerinin sessizliği de dikkat çekmektedir. Avrupa ne kadar demokrasinin beşiği olarak lanse edilse de, ülkeler ekonomik ve siyasal çıkarları söz konusu oldu mu; herşeyi çok rahat gözardı etmektedirler. Oysa bir halk yok edilmek, katliamlardan geçirilmek istenmektedir. Sivil insanların üzerine binlerce bomba yağdırılmaktadır. Teslim olunmazsa, Sri Lanka halkı gibi yok edilmekle tehdit edilmektedir.
Kuzey Kürdistan’da imha operasyonları zirveye çıktı. Dêrsim’den Colemêrg’e (Hakkari) kadar her yerde operasyonlar var. Türk devleti ve AKP kandan meddet umuyor. Türk ordusu tankı, topu, uçakları ve yüzbinlerce askeriyle Kürdistan’da bir savaş yürütüyor. Kürdistan sokaklarında yediden yetmişe tüm Kürtler hedef durumunda. Binlercesi tutuklanmış, onbinlercesi işkenceden geçirilmiş, her gün bir kaçı AKP’nin polisi ve askeri tarafından öldürülmektedir. Açlıkla, yoksuklukla boğuşması ise, işin cabası.
Türk devletinin çözümü ölüm ve kandır. AKP, Kürtlerin hakkını vermeyi değil tasfiyeyi amaçlamaktadır. Bunun içinde her türlü yol ve yöntemi kullanacağı, daha çok kan dökeceği gün gibi aşikardır. Zaten açıklamaları ve söylemleri de barış söylemi değil, savaş ve ölüm söylemidir.
Kürt halkının öfkesi bunadır.
Kürtler, her gün özgürlüklerinden vazgeçmeyeceklerini haykırıyor.
Kürtler, Demokratik Özerk bir Kürdistan’da özgür yaşayacaklarını dile getiriyor.
Kürtler, özgürlüklerini kazanana kadar direnişi sürdüreceklerini söylüyor.
Kürtlerin istemi: An Azadî An Azadî...
Dünya saldırıyor Kürtler direniyor