
24-28 Mart tarihlerinde beş gün boyu yüzlerce seminer, panel vb. etkinlikte dünya genelinde yaşanan siyasal, toplumsal, ekonomik, ekolojik ve kültürel konular ele alındı.
İki yıl önce yapılan 11. Dünya Sosyal Forumu'nun da mekanı Tunus olmuştu. Zira Arap ülkelerinde özgürlük, demokrasi ve insan hakları için yükselen ayaklanma dalgasının fitilinin ateşlendiği yer burasıydı. Dünyadaki toplumsal hareketlerin Kuzey Afrika ve Ortadoğu'daki demokrasi güçlerinin mücadelesine yanıt verip Tunus'a akması bu bağlamda hem sembolik hem de politik bir anlam içermekteydi.
Batı'nın pek hazırcı bir biçimde "Arap Baharı" olarak adlandırdığı süreç, çok geçmeden dünya gündeminin baş sıralarından düşmüş olsa da, aynı sürecin 'yükselen' iktidar İslamcı örgütü DAİŞ, başlamasına günler kala korku salıp Forum'a gölge düşürmeye çalıştı.
Bardo Müzesi'ne yürüyüş
On binlerce katılımcı ise açılışta "Dünya halkları özgürlük, eşitlik, sosyal adalet ve barış için birlikte, her türlü baskı türlerine karşı Tunus halkı ve bütün terörizm mağdurları ile dayanışma içinde" sloganı ile, 18 Mart'ta 21 insanın ölümüyle sonuçlanan bombalı saldırının yapıldığı Bardo Müzesi'ne kadar yürüdüler. Böylece ta başında DAİŞ denen gerçeğe ve onun destekçilerine dünyanın dört bir yanından gelen toplumsal hareketler adına yanıt verilmiş oldu.
İlki 2001'de Porto Alegre'de düzenlenmiş olan Dünya Sosyal Forumu, farklı ülke ve bölgelerden sosyal hareketlerin karşı karşıya kaldıkları sorunları ve kapitalist sistem gerçeğini tartıştıkları bir zemindir. Ama bununla birlikte alternatif ve çözüm yollarının ele alındığı bir buluşmadır. "Başka bir dünya mümkündür" ana sloganı, bunun ifadesidir. Bu yılki Forum'da da bunu fazlasıyla görmek mümkündü. Zira katılımcı örgütler tarafından düzenlenen atölye, seminer ve panellerin büyük bir kısmı durum değerlendirmelerinden oluşurken, çoğunlukla roller, deneyimler ve modeller ele alındı.
Bu deneyimler arasında belki de en fazla dikkat çeken ise, genelde Kürt Özgürlük Hareketi'nin, özelde ise Kürt kadın özgürlük hareketinin mücadelesi olmuştur. Öyle ki Forum'un bütün geniş katılımlı meclis toplantılarında, örneğin kadın meclisi ve sosyal hareketler meclisinde, Kürt halkının direnişi selamlandı. Yine birçok etkinlikte Kürt özgürlük mücadelesi "günümüzün en önemli, ilham verici ve etkili mücadelesi" olarak tanımlandı.
Kobanê sempatisi
Bunun başlıca sebebi, özellikle Kobanê direnişi ile birlikte dünya çapında açığa çıkmış olan büyük ilgi, sempati ve dayanışmadır. Rojava, Kuzey ve Güney Kürdistan ile Avrupa'dan Sosyal Forum'a katılmış olan 12 kişilik delegasyon, konuşmacı olarak katıldığı her etkinlikte temel odak oldu. Çünkü Forum'un sloganlaştırdığı "Başka Dünya" burada bütün eksikliklerine rağmen bizzat inşa edilmektedir. Bu çerçevede özellikle de Rojava'da geliştirilmekte olan Demokratik Özerklik sistemi yoğun bir ilgi gördü.
Bununla birlikte Kürt kadın özgürlük mücadelesinin ulaşmış olduğu düzey, Kürt kadının Rojava devrimindeki rolü, eşbaşkanlık ve katılım eşitliği gibi pratik kazanımlar hayranlık düzeyinde karşılandı. Yine kadın öz savunması konsepti doğudan batıya kadınlar tarafından ayakta alkışlandı.
Kürt özgürlük hareketinin mücadele ve sistem inşa deneyimlerinin dünya toplumsal hareketler tarafından bu denli büyük ilgi görmesinin altında başka bir neden daha yatıyor. O da doğrudan Kürt özgürlük hareketinin geçirdiği paradigmasal değişimle alakalıdır. Ki o değişim yaşanmış olmasaydı Kobanê direniş gerçeği mümkün olabilir miydi?
Bugün özünde dünyanın dört bir yanından sosyal hareketlere ve özgürlük mücadelesi yürüten halklara, başka bir dünyanın düşünü kuran bireylere, alternatif bir sistem için mücadele edenlere umut veren, hakim ideolojik tıkanmayı aşan yeni paradigmadır. Panellerde dinleyicilerin Marksizm'i ele alışı, ulus-devlete yaklaşımı, İslam'a bakış açıyı sormaları bundan ötürüdür. Yine Filistinli bir kadın aktivistin "Siz hepimiz için örneksiniz, her yerde kendinizi anlatmalısınız" sözleri de bu bağlamda ele alınmalı.
Mesele kendi mücadeleni başka mücadelelerden üstün tutma değil. Ki Kürt Özgürlük Hareketi'nin asla böyle bir yaklaşımı yok. Ancak biz sadece kendimiz için mücadele etmiyoruz. Kürt Özgürlük Mücadelesi'nin en ayırt edici özelliklerinden biri de belki budur. Tarihsel bir sorumluluğu üstlenmiştir.
O sorumluluk gereği, yerel ile evrensel arasındaki bağı her zaman diri tutarak, yaşadığımız deneyimler ve geliştirdiğimiz modelleri çok daha yoğun ve etkili bir biçimde paylaşmalıyız. Bu konudaki pratiğimizin ortaya çıkan imkanları gerisinde kaldığı açıktır.
Yaşadığımız anın tarihsel bir moment olduğunu görmek elzemdir. Daha da elzem olan, buna göre yaşamaktır.