Önce DSF’nin başlangıcına gidelim. 1999 yılında ilk defa neoliberal küreselleşmeye karşı uluslararası düzeyde ciddi bir tepki oluşmaya başladı. Bunun en önemli simgesi 1999 yılında ABD’nin Seattle kentinde yapılan Dünya Ticaret Örgütü (WTO) toplantısının büyük protestolardan dolayı sonuçsuz kalmasıdır. Sokağın baskısı bunda belirleyici oldu. 90’ların sonunda başta Latin Amerika olmak üzere neoliberal politikaların olumsuz sonuçları (özelleştirme, eğitim ve sağlık giderlerinin düşürülmesi, zenginlerin vergileri düşürülmesi, toplumda herşeyin pazarlanmaya başlanması vs.) görülmeye başlandı.
Bu başarılı protestonun etkisiyle 2001 yılın Ocak ayında Brezilya’nın Porte Allegre kentinde (burda İşçi Partisi kısmen başarılı halkçı belediyecilik uyguluyordu) ilk DSF örgütlendi. Bu DSF Davos’taki Dünya Ekonomi Forumuna paralel yapılması tercihdi. DSF beklenmedik bir uluslararası ilgi gördü ve DSF 2007 yılına kadar her yıl Ocak ayında onbinlerin katılımıyla örgütlendi.
DSF’ye daha tarihte olmadığı kadar çok kapsamlı bir yelpazeden grup, hareket, parti ve insan katıldı. Bunlar arasında kendilerine komünist, sosyalist, sosyal demokrat, insan hakları savunucu, ekolojist, feminist, alternatif diyenler en başta vardı.
DSF sayesinde, foruma katılanlar dünyanın her yerinden gelenlerin görüşlerini yakından tanıma imkanına sahip oldular. Bundan daha önemlisi – internet yeni yaygınlaşmış olmasına rağmen – 2000’lerin başında DSF’ye katılanlar yeni ilişkiler yakalayabildiler ve yeni ağlar oluşturabildiler. Bugün var olan su, toprak, alternatif ekonomi gibi alanlardaki uluslararası ağlar önemli oranda DSF’nin sayesinde oluştu.
DSF’nin ana sloganı olan ‘Başka Bir Dünya Mümkün’ ile var olan egemen ideoloji ile yaşam ve tüketim tarzlarına alternatiflerin olabileceği fikri belli toplumsal kesimler arasında yaygınlaştı. Buna dayanan tartışmalar sömürü ve baskı sistemine karşı ve insanlık için çok ciddi artı oldu.
2. DSF’den sonra bazı kıta ve bölgelerde de sosyal forumlar düzenlenmeye başlandı. Ortadoğu coğrafyasında da 2006 yılında Türkiye Sosyal Forumu (ertesi yıl dağıldı) ve 2009 ile 2011 yıllarında Mezopotamya Sosyal Forumu (MSF) gerçekleştirildi. Yani DSF olmasaydı MSF de olmazdı.
Ancak DSF süreci 2000’lerin ortasından sonra yavaş yavaş yapabileceklerin sınırlarına ulaşıldı. Önce DSF iki yılda bir yapılmaya başlandı, sonra kapasite (özellikle maliye) sorunu ortaya çıktı. İki yıldır DSF’yi koordine eden Uluslararası Konsey (IC) nasıl devam edeceği konusunda tartışma süreci başlattı ve Tunus’ta da kendi krizini ele almaya devam etti. Yeni siyasal ve sosyal durumu dikkate almak ve son yıllarda ne tür gelişmelere cevap olunmadığı da tartışılıyor.
Yukarıda belirttiğimiz DSF özellikle ilk yıllarda bilgi paylaşımında ve ağların oluşmasında önemli rol oynadı. Yine dünyada yürütülen siyasi tartışmalara kısmen müdahelede bulundu. Ancak bu artık söz konusu değil, her grup istediği anda herkesle iletişime geçebiliyor. Yine şu da gerçek ki bazı STK ve sosyal hareketler artık DSF sürecinden koptular. Toplumsal eleştirisi kapsamlı olan grup ve partiler var ki süreç içinde hiç DSF’ye dahil olmadılar (Batılı radikal sol, bazı klasik komünist partiler, belli sosyal hareketler). Belki en önemli nokta, yeni ortaya çıkan sosyal hareketlerin (Blockupy, Indignadas vs.) DSF’ye pek dahil olmamalarıdır. Bu durum devam ettiği müddetçe DSF daha da darlaşacaktır.
Olası çözümler öyle hiç de kolay değildir. Yeni kapsamlı küresel hareket lazım diyor bazıları, ancak bunun için yeni temelde daha geniş çerçevede bir araya gelmek gerekir. Bunun nasıl başarılacağı henüz somut olarak ortada yok. Sanırız bu tartışmalar biraz daha devam eder...
Dünya Sosyal Forumuna ilişkin
Geçen yazımızda Mart 2013’de Tunus’ta yapılan Dünya Sosyal Forumu’ndan (DSF) kısaca bahsettik. Bugün bu DSF’ye daha geniş açıdan bakmaya devam edeceğiz.