Veysel IŞIK Acaba dünyamızda binlerce yıl yaşayan insan var mıdır? Vücut hücrelerinin hepsi kendisini yenilerse dahi insan en uzun ne kadar yaşayabilir? Tarihin gizem konusu olan Reenkarnasyon yani ruhun farklı bedenlerde hayat bulması ve geçmiş yaşamına ilişkin anımsamalar eski uygarlıklarda olduğu gibi günümüzdeki toplumlarda da yer almaktadır. Mısır, Kelt, Maya, İnka gibi birçok uygarlıkta bilinen ve kabul görmüş olan bu kavram, batı tarihine bilindiği kadarıyla eski Yunan filozofları Pisagor ve Platon tarafından ele alınmış. Pisagor’a göre ‘beden ruhun kafesidir. Ruhun gayesi bu dünyada bedenden kurtulup; bedensel hazlardan bağımsız yaşamaktır. Ruhun tanrısal bir doğası vardır. Böylece ruh terbiye edilerek bir şekilde bedenden ayrılmalıdır’. Pisagor’un bu düşünceye varmasının sebeplerinden bir tanesi Mısır’a yaptığı ziyaretler olduğu iddia edilir. Çünkü Reenkarnasyon inancı doğu toplumlarında daha eski dönemlerde inanılan birşeydi. 20. yüzyıl ile birlikte Reenkarnasyon kavramı bilimsel araştırmalarla incelenmeye başlandı. Bu konuda en somut araştırma psikiyatrist Lan Stevenson tarafından yapıldı. Reenkarnasyon vakasını yaşadığını iddia eden iki binden fazla kişi üzerinde yapılan araştırmalarda geçmiş yaşamlarını hatırladıklarını söyleyen bütün çocukların iddiaları araştırılmış ve hepsi doğrulanmıştır. Alışılagele öğrendiklerimiz ve inandıklarımız bizde ciddi bir tabu kültünü oluşturuyor. Bu tabu kültü toplumsal doğmaların kalıcılaşması ve aydınlanmanın önünde ciddi engeller ortaya çıkarmaktadır. Yaşadığımız çağda geçmişten beri gelen kimi kavramlar ve olguları farklı formatlarla beyaz perdeye aktarılmış. Bu filmlerden bir tanesi de ‘Dünyada Bir Adam’. The Man from earth (Dünyadan Bir Adam) filmi aykırı diye ifade edilen tartışmaların küçük bir iz düşümü olarak görülebilinir. Film Jerome Bixby tarafından yazılmış, Richard Schenkman tarafından yönetilmiş 2007 yapımı. Baştan sona bir bilim kurgu filmi olarakta ifade edilebilinir. Film öğrenilmişlikler, ilgilenilenler ile ihtimaller yada yenilikler arasındaki tartışmalarda insanların farklı bakış açılarına yönelik tepkilerine ilişkin ip uçlarını ele veriyor. Öyleki inandıklarımız ve öğrendiklerimiz bizim farklı fikirler konusunda ne kadar kestirmeci ve statükocu olduğumuzu da bir şekilde yansıtıyor. Filmdeki kimi anektodlar oldukça ilgi çekicidir. ‘Öğrenmenin sınırı olmazdı, öğrenmeyi öğrendikten sonra. ‘Dinler hayatı yüceltip zevk almayı günah haline getirmiştir’ ‘Tanrıya adanmışlık derslerin insanlara getirdiği bir lütuf değil, insanların derslere getirdiği bir yanlıştır’ ‘Bir çağın sihir dediği şey sonraki çağda gerçek oldu’ ‘Bir saatin referansı başka bir saattir’ ‘İnsanın uzun ve ince olması sıcak bölgelerde yaşayanlarda ısının tüm vücuda dağılmasını kolaylaştırır’. Filmin konusu üniversitede başarılı bir tarih profesörü olan John Oldman’ın ortada hiçbir neden yokken, aniden 10 yılını ayırdığı akademiden istifa eder. Şehirden gitmeye hazırlanırken veda etmek için evine gelen meslektaşları ondan neden istifa edip gitmesi gerektiği konusunda bir açıklama yapmasını isterler. Önceleri suskun kalan John da neden gitmesi gerektiğini biraz geçmişe dönerek anlatmaya başlar. Gizem dolu sözlerle kendi durumunu anlatmaya çalışırken daha çok sorularla karşılaşır. John Oldman’ın sorulara verdiği cevaplardan çelişkiler yakalayan arkadaşları, gerçek durumun kendilerine açıklanmasını ister. Bunun üzerine John Oldman 14 bin yıllık geçmişine kadar uzanır. Sümerlerden girip Babillerden çıkan bir dizi konuşma tartışma oluyor. Yapılan tartışmalar esnasında John Oldman’ın akademisyen arkadaşları şaşırırlar. Kimileri arasıra tartışmanın saçma, hayal ve gerçeklikten uzak olduğunu söyleyip ordan ayrılmak ister. Tek mekanda geçen film, 89 dakikalık süresine karşın oldukça akıcı. Hem düşündüren hemde ufuk açıcı bir temanın işlendiği film her izleyende bir anının izini bırakabilir durumdadır.