Özyönetim, yani radikal demokrasi, sadece bir alana, bir bölgeye ilşkin değildir. Birbirini kesen ve tamamlayan bir çemberler demokrasidir. Bu yüzden sadece bölgeye değil, bütün ülkeye ve bütün alanlara ilişkin bir radikal demokrasi önerisidir. Bu yüzden Brezilya işgal fabrikasından bir özyönetim deneyimden, olarak İşçi konseyi sorumlusu Serge Golard ile konuşmamızdan bir parça aktarmak istiyorum.  

SG: CİPLA’nın tarihçesi... Şimdi CİPLA kırk beş yıllık bir fabrika ve Joinville'nin en büyük endüstriyel kurumudur. Brezilya’nın da önemli fabrikalarından biridir. Plastik mamuller üretir. Fabrika normal kapasitesinde çalıştığında 6500 işçi çalışmaktaydı. 2002 yılında, çalışanlar ancak maaşlarının yüzde 10'unu, yüzde 20'sini alabiliyordu. Son on yılda da sosyal hakları sürekli budanmıştı, yok olmuştu. Sonra işçiler greve başladılar bu haklarını almak için ki bu grev çok önemliydi Joinville için, bütün halk için, diğer sendikalar için de.

Bu grev karşısında da patron işçilerin hiçbir hakkını ödemedi. Bunun üzerine fabrikanın bütün işletmesini üzerimize aldık, finansal işletmeyi de. Bir komisyon oluşturduk bu hakların nasıl alınacağına ve bundan sonra ne yapabileceğimize dair, üç ay sonra fabrikayı tekrar işler hale sokup aktif hale getirdik. Seksen milyon reale ihtiyacımız vardı ilk başta. Bu yaklaşık iki buçuk milyon dolara tekabül eder hemen hemen. Bunun yüzde 80'i federal hükümete olan borçtu. Bu durumda diğer fabrikalar İnterfibra ve Flasko ile beraber binlerce işçi işsiz kalacaktı. Bunun üzerine fabrikanın kamulaştırılmasını talep ettik. Böylece 2002 Kasım'ında başlayan bu mücadeleyle işgal ettiğimiz fabrika işçilerin kontrolünde üretime devam ediyor. 

Bu tabii aslında çok zordu, özellikle de sermaye olmadan üretime nasıl devam edeceğimiz ve ayrıca en önemlisi de tabii ki ham maddeydi ilk başta. Bunu sağlayıp fabrikayı işler hale getirip ayrıca işçilerin parasını da ödemek gerekiyordu tabii ki. Bunu örgütlemek için genel bir toplantı (asamble) yaptık. Her bölümde işçi konseyleri oluşturduk. Sonra bir tane finans komitesi oluşturduk. Bu şekilde bütün finansal durumu da herkes tarafından denetlenebilir hale soktuk. Böylece bütün ödemeler, gelen paralar, işçilere ödenecek paralar, hepsi belirlendi herkesin gözü önünde. Bu tabii ki ilk başta çok zordu çünkü polisin büyük bir baskısı vardı, tutuklamalar yaptı, hareketi durdurmaya çalıştı. Çünkü bu aktiviteyi milyonlarca insan izliyordu, bir örnek teşkil edebilirdi. Herkes bizi dinliyordu. Bu federal hükümet için de çok önemli bir konuydu. Çünkü ne olacaktı bu kadar makine bu kadar işçi? Makinelere haciz koymaya geldiklerinde barikatlar kurduk. Onları vermemeye kararlıydık. Tabii ki eğer makineler olmazsa fabrika ne işe yarayacaktı? Makineleri alırlarsa boş fabrikanın ne anlamı vardı. Fiziksel olarak zaten, makinelerin alınması demek işçilerin işsiz kalması demek. Bu nedenle biz sosyal ve hukuksal anlamda mücadeleye giriştik. Polis ve adalet üzerinde bir baskı kurduk…

Diyordu Serge…Ve ‘iki-üç daha fazla’ özyönetim…