
Kürt halkının özgürlük mücadelesinin ön saflarında yer alan genç bedenler direnerek toprağa düşüyor. Gençler, canlarını bu uğurda verirken arkalarında da tarihe geçecek direniş mirasları bırakıyor. Onlardan kimi üniversite öğrencisi, kimi işçi, kimi mahalleli… Ama hepsi de 90’ların karanlık dönemine tanıklık etmiş bu gençler savaşın başlamasıyla direniş saflarında yerlerini aldı. Ömer Altun da o gençlerden biriydi.
Amed’in Rêzan (Bağlar) ilçesi Kaynartepe Mahallesi’nde ilan edilen sıkıyönetimin döneminde çıkan çatışma sonucu şehit düştü Altun. Aslen Wan (Van) Erdîşli olan Altun, üniversite okumak için İstanbul’a geldi. Okuduğu İstanbul Üniversitesi’nde de gece gündüz Kürt özgürlük mücadelesi için çalıştı. Ömer’in üniversite arkadaşlarından Salih Çağlı, “Ömer heval, Önder Apo’nun felsefesini yaşamında pratikleştirirdi. O inancı için mücadele etmek konusunda bizden kat kat fazlaydı. O bir şeyleri candan hissederdi. Üretme peşindeydi. Tüketici ve bireysel olmayı esas almazdı. Sorunların üstesinden mücadele ederek gelirdi. Halkına, halkının davasına bağlıydı. Bize kattığı çok şey oldu.”
Sözlerinden inanç akardı
Ömer’i kelimelerle anlatmanın çok zor olduğunu, yaşamın farkındalıklarını ondan öğrendiklerini belirten üniversite arkadaşlarından Zana Yiğit ise şunları söyledi: “Konuştuğunuzda onun sözlerinden inanç aktığını görürdünüz. Bu inanç, insan olma inancı, yaşam inancı, önderliğin felsefesindeki anlamlı yaşam inancıydı. Çalışma yürütüldüğü zaman hiçbir güç ona ‘hayır’ kelimesini kabul ettiremezdi ve kendisi de ‘hayır’ kelimesini kabul etmezdi. Hiçbir şekilde dur durak bilmeyen bir enerjisi vardı ve inandığı Önderlik felsefesi için sürekli çalışır, bizim de çalışmamız için bize güç verirdi.”
Hevin Kınay ise gerçek yoldaşlık duygusunu Altun’da gördüklerini belirterek, “Ömer Heval deyince kendimizi her anlamda ona karşı borçlu hissederdik. Sistem içinde yaşayamıyordu ve sonunda şehadete ulaştı” dedi.
DİHA/İSTANBUL
Artık tanıklık istemedi
Şırnak şehidi YPS-Jin üyesi Ceylan Sayar’ın annesi Suna Sayar, “Çocukla çocuk, büyükle büyüktü” dediğini kızının Kürt halkına yönelik zulme tanıklık ederek büyüdüğünü hatırlattı.
Ceylan Sayar (Rengin Şerefxane), Wan’ın(Van) Serav (Saray) ilçesindendi. Sayar, yönünü 8 ay önce öz yönetim alanlarına döndü. Annesi Suna Sayar, “Eğer devlet duygularını yitirmeseydi bunca genç ölmeyecekti ve yürekler bu kadar yanmayacaktı” diye başlıyor kızını anlatmaya.
‘Yanlarına kalmayacak’
Dokuduğu el işleri ve yazmaları gösteren Sayar, “Çocukla çocuk, büyükle büyüktü” diye anlattığı Ceylan’ın Kürt halkına yönelik zulme tanıklık ederek büyüdüğünü ve henüz çocuk yaşlarda duyarlılık kazandığını söyledi. Sayar, “Son zamanlarda çok severek dokuduğu el işlerini yapmamaya başlamıştı. Gencecik yaşında ölümüne sebep olanların yaptıkları yanlarına kalmayacak. Bu kadar genç insanın ölümüne sebep olan Erdoğan’ın yanına kalmayacak” dedi.
Erdoğan’ın hiç yüreği yanmadı ki anlasın
Ceylan’ın YPS saflarına katıldığı günü, “Düğünden gelmiştik, Ceylan bize gideceğini hiç hissettirmedi. Yanıma geldi, bana baktı uzun uzun, ne oldu diye sordum, ‘Bir şeyim yok’ dedi. O günün akşamı da gitti” diyerek anlatan Sayar, her konuşmasında, “yıkın, katledin” talimatı veren Türk Cumhurbaşkanı Erdoğan’a tepkisini ise şu sözlerle dile getirdi: “Eğer o Deccal olmasaydı milletin bu kadar acı çekmesine sebep olmaz ve insanların acılarını küçümsemezdi. Yeryüzündeki en büyük Deccal’dır o. Eğer o acımasız Deccal’ın haksızlıkları olmasaydı bu kadar insan ölmemiş olacaktı. Erdoğan evlat acısı yaşamadı, yüreği hiç yanmadı ki yaşadıklarımızı anlasın. Kızım ve onun gibi niceleri hayatlarının baharında yaşamlarından oldular.”
‘Terk edemem’ dedi
Şirnex’in (Şırnak) Hezex (İdil) ilçesinde özyönetim talebi sonrası başlatılan ve 44 gün süren soykırım saldırıları sürecinde toprağını ve evini terk etmeyerek yıkım ve talana karşı siper olan 29 yaşındaki Hacı Karakaş, tarihe not düşenlerden oldu.
Babasını çocuk yaşlarda kaybeden ve kardeşlerin en büyüğü olan Karakaş, genç yaşta yaşamın gerçekliği ile tanışır. Boyacılık yaparak ailesinin geçimini sağlayan Karakaş, eşi Ayşe Karakaş’ın deyimiyle “çok konuşmayan yüreği her zaman başkası için atan” biriydi. 2011 yılında tutuklanarak cezaevinde 9 ay kalır. Hezex’e dönük saldırılar esnasında “Emek harcadığım toprağımı bırakmayacağım” diyerek ilçeden ayrılmayı reddeden Karakaş, sonuna kadar direndiği evine yapılan top atışları sonucu şehit oldu. Karakaş, uğruna yaşamını feda ettiği toprakları ise, “Sahipsiz kalmayacaklar. Elbet bir şekilde büyüyecekler” dediği Elif, Mercan, Şinda, Delal Arjîn ve Nûpelda adındaki çocuklarına miras bıraktı.
“Merhametliydi, İdil’de herkes tanırdı onu” diyerek sözlerine başlayan ve eşi Hacı’yı anlatırken duygulu anlar yaşayan Karakaş, “O yüreği başkaları için de atan biriydi” sözleri ile tanımladığı eşinden çok şey öğrendiğini ifade etti. Eşinin Kürdistan’daki yerleşim yerlerine yönelik devreye konulan soykırım operasyonlarını yakından takip ettiğini kaydeden Karakaş, yasak ilan edilmeden önceki gün eşinin “toprağımı, evimi bırakmayacağım; emek harcadığım toprağımı bırakmayacağım” diyerek kendisinin ve çocukların ilçeden ayrılmasını istediğini ifade etti.
Eşinin isteği üzerine çocukları alıp Turgut Özal Mahallesi’nden başka bir mahalleye geçtiğini kaydeden Karakaş, şöyle devam etti: “Bana çocukları alıp İdil’den ayrılmamı istedi. Ama kabul etmedim. Sen kalacaksan ben de kalırım, öleceksek birlikte ölelim dedim. Hacı kabul etmedi. ‘Çocuklar korkuyor, onları al götür’ dedi.”
Karakaş, “Sana bir şey olursa çocukların ne yapacak” sorusuna, “Buradaki bütün çocuklar anasız babasız mı? Çocuklarımıza hiçbir şey olmayacak. Sahipsiz kalmayacaklar. Elbet bir şekilde büyüyecekler” yanıtını alır. Evini ve toprağını terk etmediği için devlet güçlerinin eşinden intikam aldığını söyleyen Karakaş, eşiyle gurur duyduğunu aktardı. Karakaş, “O mücadelesini verdi, şerefi ve namusu için çıkmadı evinden ve yaşamını bu uğurda verdi” dedi.
DİHA/ŞIRNAK