Cansu ÖZDEMİR*
Almanya’nın doğusunda yaşanan can sıkıcı olaylardan sonra çok sayıda kentte on binlerce anti faşist sokağa çıktı.
Önce Chemnitz’te Köthen’de meydana gelen cinayetleri araçsallaştıran AfD ve Neonaziler, sokağa çıkıp göçmen avına çıktı. Görev yapan gazeteciler ise hayati tehlike yaşadıkları için işini yarım bırakmak zorunda kaldı. Irkçı eylemlerde İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra yasaklanan Hitler selamı, ırkçı eylemlerde sıkça gösterildi.
Almanya, şiddetli geçen ırkçı eylem karşısında şaşkınlığa uğradı; bir o kadar da polisin tutumu şaşırttı. Emniyet, polis yetersizliğinden dolayı şiddetli geçen çatışmalarla başa çıkamadığını savundu.
Es geçilen video görüntüleri
Polisin müdahale kapasitesi daha önce Hamburg’da yapılan G20 zirvesinde, solcuların, enternasyonalistlerin ve Kürtlerin eylem ve etkinliklerinden bilinir. Ancak bu sefer neden ‘başa çıkamadıklarını’ Saksonya (Sachsen) Eyaleti Başbakanı Michael Kretschmer ile Federal Anayasayı Koruma Teşkilatı Başkanı Hans-Georg Maassen’in açıklamasından sonra öğrendik. Maassen, açıklamasında “cadı avı, mobing yoktu” dedi. Maassen, cadı avının görüldüğü bir videonun basına yansımasına rağmen çıkan haberleri es geçti; videonun gerçekliği kanıtlanamazmış! NSU seri cinayetleriyle başlayan bu tür benzer durumlara “sağ gözü kör” sözü kullanılır. Maassen’in bu açıklamasından sonra ise Anayasa Koruma Raporu’nun resmi açıklaması öncesinde AfD milletvekillerine bilgi sızdırdığı ortaya çıktı.
Bu durumda faşist yapıların aniden ortaya çıkmadığı anlaşılıyor. Bugünlerde faşist saldırıların karşısında alttan alma politikası sürdürülüyor. Yıllardır anti-faşist yapılar kriminalize ediliyor, sağ ve sol eşit tutuluyor. Bu da sağın ölümcül şiddetinin küçümsendiği anlamına gelir.
Aynı şekilde bu süreçte ırkçı çetelerin karşısında duran cesur anti faşistlerin tutumunu da izledik.
Sağın, radikal İslamcıların ve Türk istihbarat yapılarının yarattığı tehlike karşısında, Alman hükümetinin iç politikasındaki önceliklerinin ne olduğu sorusu karşımıza çıkıyor. Verilen kararlar ve uygulamalarda kapitalist ve dış politika çıkarılarının öncelikli olduğu anlaşılıyor.
Görüşmelerin ardından Kürtlere baskılar geliyor
Sol ve enternasyonal yapılara yaklaşıma bir göz atılırsa bunun nedeni daha iyi anlaşılır. Alman ve Türk temsilcileri ne zaman bir araya gelse, yapılan anlaşmaların Kürt toplumuna faturasının ne olacağı sorusu akla geliyor: Sembol yasağı mı, eylem yasağı mı? Kültür ve Newroz etkinlikleri yasağı mı, artan baskın, gözaltı ve tutuklamalarla mı? Yoksa sindirme politikasının bir diğer parçası olan Kürtlerle dayanışanları hedef alarak mı? Eylemlerde artık polis şiddetinin giderek artmasıyla mı?
Cop ve biber gazıyla saldıran polisin yanı sıra siyasi oturum talep edenler, Türkiye’ye sınırdışı ediliyor. Kürt kurumları istihbarat tarafından incelenirken, Türk istihbarat ağı giderek genişliyor.
Erdoğan’ın istekleri bitmez! Yeni Dışişleri Bakanı Heiko Maas’a bakılırsa hala devam eden anlaşmalar var. Maas, Türkiye dönüşünden sonra yaptığı açıklamasında, “Türkiye ile ilişkileri düzeltmemiz gerekir” dedi. SPD Başkanı Andrea Nahles ise “Ekonomi sıkıntısı yaşayan Türkiye’ye mali destek gerek” önerisinde bulundu. Panzerlerle Türkiye’ye yardım ederek, ordusunun Efrîn’e kanlı saldırı düzenlediği günleri unutmadık!
Eli kanlı diktatör şereflendiriliyor
Erdoğan Eylül sonunda Almanya’ya geliyor. Bu, Almanya’da yaşayan Kürt toplumu için somut olarak şu anlama gelir: Eli kanlı diktatör şereflendirilirken baskılar artacak. Almanya’da bulunan 6 bin MİT ajanı, muhalifler için suikast hazırlıklarına devam edebilir, 7 Alman vatandaşı diktatörü eleştirdikleri için Türkiye’de esir tutuluyor. Kimine sınırdışı yasağı getirilirken kimi Türk cezaevinde tutsak.
“Erdoğan Not Welcome” platformu, Alman hükümeti ve Erdoğan’a kırmızı kartı göstermek için büyük eylemler düzenliyor.
Sindirme politikasının karşısında durmak ve asıl teröristin Erdoğan olduğunu göstermek için bu eylemlere katılmak çok önemli.
Belki de Alman temsilcileri Erdoğan’a, MİT ajanı Mehmet Fatih S’nin nerede olduğunu sorar. Twitter üzerinden kendisinden bir süre önce tehdit içeren mesajlar aldıktan sonra dava açtım. Berlin Savcılığı ise bana gönderdiği mektupta Mehmet Fatih S’nin ikametinin belirsiz olduğunu söyledi; üstüne bir de “Siz biliyorsanız, lütfen bize bildiriniz” denildi...
Benim önerim; Alman hükümeti iç politika önceliklerini gözden geçirmeli, gözlerini açmalı ve dış politikada etik değerlerden yana olmalı.
* Hamburg Sol Parti Meclis Grup Eşbaşkanı
* Çeviri: Dilan Biçer