İşgalin kendisi en büyük tecavüzdür. Bütün diğer tecavüzler işgal tecavüzcülüğünün ardından gelirler. Bir halkın topraklarına tecavüzü meşru görenler diğer tüm tecavüz biçimlerini meşru görürler. Kaldı ki, 'işgal'in ardında yatan temel saik o ülkenin insanlarına her türlü tecavüzü, hırsızlığı, talanı, öldürmeyi reva görmek ve uygulamaktır.
Dolayısıyla işgalin (tecavüzün) olduğu yer adaletin ve hakkaniyetin bittiği yerdir. İşgalin kendisi en büyük ahlaksızlıktır, tecavüz suçudur. Sonrası aslında sadece bu zihniyetin vuku bulmuş halidir.
İşgalciden, tecavüzcüden, ahlaksızdan hesap sormak ise hakkaniyetin ve adaletin tarafında yer alanların en büyük sorumluluğudur. Ahlaksızlığa sessiz kalmak ona ortak olmaktır. Tecavüz her hangi bir tercih değildir. Bir çürümüşlüktür.
En büyük yozlaşmadır, gerçeğinden sapma ve sapkınlık halidir. Eğer bizler de sapkınlardan olmak istemiyorsak o zaman kesinlikle tecavüzcülerden, ahlaksızlardan hesap sormak zorundayız.
Geçen hafta Cerablus’ta Türk devletinin, Erdoğan-Bahçeli faşizminin beslemesi işgalci çetelerin bir kadına işkencesi sosyal medyada paylaşıldı. Elinde kaleşnikofuyla savunmasız bir kadını, bir duvarın dibine sıkıştırmış terörist, aslında işgalin (tecavüzün) gerçek yüzünü resmediyordu. İzlediğimiz her hangi bir film karesi değil, Erdoğan-Bahçeli faşizminin, tecavüzcülüğünün karesiydi.
Elinde silah tutan çete, kadını fuhuşta kullanmak istiyor. Kadın kabul etmiyor. Ama savunmasız, duvarın dibine çömelip, kendisini o barbardan kurtaracak belki bir umut, belki de bir mucize bekliyor kadın. Görüntü sosyal medyada paylaşılıyor. Sonrası kesilip gidiyor her şey. Kadına ne oldu? Akıbeti nedir? Başına ne geldi? Kimse bilmiyor. O duvar dibinde kurşunlandı mı, yoksa zorla fuhuşa mı sürüklendi? Görüntü karesinde sonrası yok.
O duvar dibinde duran sadece o kadın değildi. Hepimizdik. Elinde o silahı tutan da sadece o barbar değildi, tüm egemenlerdi. Biz o kadına sahip çıkmadıkça, ona yapılanın aslında bize yapıldığını görmedikçe birilerinin elinde hep silah ve namlular hep bize dönük olacak. Kimimiz kurşunlanacak, kimimiz fuhuşa sürüklenecek, kimimiz bir duvar dibinde bir mucize bekleyecek.
Bu zulme küçük de olsa kadınlar tepki gösterdi. Oysa ilk tepki göstermesi gerekenler erkeklerdi. Çünkü orada utanç duyulacak durumda olan kadın değil, erkekti. Erkekler o kareden kendi cinsleri adına utanç duymalıydılar. Çünkü o kare cins olarak bitişin ifadesidir. Çünkü o kare çağımızın yarattığı erkek tipidir. O kare erkeğin kadına, aslında kadın şahsında tüm canlı varlığına, doğaya bakışını simgeliyor. O kare cins olarak erkeğin insanlıktan çıkmış halini resmediyor. O kare egemen erkeğin vahşiliğini anlatıyor.
Bu kare en fazla da Erdoğan-Bahçeli faşizminin Ortadoğu’da hakim kılmak istedikleri erkek egemen zihniyetin temsilidir. Türkiye toplumunu zapturapt altına alan Erdoğan-Bahçeli faşizmi aynı şeyi tüm Ortadoğu’da egemen kılmak istiyor. Aslında o kareyle herkese açıkça; bana boyun eğeceksiniz mesajı veriliyor. Boyun eğmeyenin yaşama şansı yoktur.
Olay sadece bir barbarın savunmasız bir kadına namlu doğrultması, zorla fuhuş yaptırması değildir. Tekil bir olay gibi üzerinden atlanılmayacak kadar toplumsaldır, geneldir ve tehlikelidir. Bütün bir topluma ders veriliyor. “Boyun eğmezseniz hepinizin sonu böyle olacak” mesajı verilmek isteniyor. Bu şekilde herkesi terbiye edip teslim almak istiyorlar.
İşte bu tam da Erdoğan-Bahçeli faşist sisteminin erkek aklıdır. Bu erkek aklı varlığını tecavüzde görüyor. Kimine bunu yaparak teslim almak, kimine de izleterek kabul ettirmek isteniyor.
Erdoğan-Bahçeli faşizmi sadece Cerablus’ta değil, belki de bin beterini Efrîn’de de gerçekleştiriyor. Bugün Efrîn ve Cerablus’ta bu faşist ikilinin yaptığını dün DAİŞ’in Şengal’de, Reqa’da yapıyordu. Şimdi talebeler gitti artık hocaları bu tecavüz işini resmen devraldılar.
O halde bu canavarlaşan erkek aklının karşısında durmak da, eğer bu sapkınlardan olmak istemiyorsak hepimizin temel sorumluluğudur. Ve bilmeliyiz ki işgalin kendisi tüm tecavüzlerin temelidir. Bir ülkeyi, toplumu işgal (tecavüz) etmeyi kendilerine reva görenler her türlü tecavüzü de kendilerine reva görürler. Duvar dibinde vurulan bizdik
İşgalin kendisi en büyük tecavüzdür. Bütün diğer tecavüzler işgal tecavüzcülüğünün ardından gelirler. Bir halkın topraklarına tecavüzü meşru görenler diğer tüm tecavüz biçimlerini meşru görürler. Kaldı ki, 'işgal'in ardında yatan temel saik o ülkenin insanlarına her türlü tecavüzü, hırsızlığı, talanı, öldürmeyi reva görmek ve uygulamaktır.
Dolayısıyla işgalin (tecavüzün) olduğu yer adaletin ve hakkaniyetin bittiği yerdir. İşgalin kendisi en büyük ahlaksızlıktır, tecavüz suçudur. Sonrası aslında sadece bu zihniyetin vuku bulmuş halidir.
İşgalciden, tecavüzcüden, ahlaksızdan hesap sormak ise hakkaniyetin ve adaletin tarafında yer alanların en büyük sorumluluğudur. Ahlaksızlığa sessiz kalmak ona ortak olmaktır. Tecavüz her hangi bir tercih değildir. Bir çürümüşlüktür.
En büyük yozlaşmadır, gerçeğinden sapma ve sapkınlık halidir. Eğer bizler de sapkınlardan olmak istemiyorsak o zaman kesinlikle tecavüzcülerden, ahlaksızlardan hesap sormak zorundayız.
Geçen hafta Cerablus’ta Türk devletinin, Erdoğan-Bahçeli faşizminin beslemesi işgalci çetelerin bir kadına işkencesi sosyal medyada paylaşıldı. Elinde kaleşnikofuyla savunmasız bir kadını, bir duvarın dibine sıkıştırmış terörist, aslında işgalin (tecavüzün) gerçek yüzünü resmediyordu. İzlediğimiz her hangi bir film karesi değil, Erdoğan-Bahçeli faşizminin, tecavüzcülüğünün karesiydi.
Elinde silah tutan çete, kadını fuhuşta kullanmak istiyor. Kadın kabul etmiyor. Ama savunmasız, duvarın dibine çömelip, kendisini o barbardan kurtaracak belki bir umut, belki de bir mucize bekliyor kadın. Görüntü sosyal medyada paylaşılıyor. Sonrası kesilip gidiyor her şey. Kadına ne oldu? Akıbeti nedir? Başına ne geldi? Kimse bilmiyor. O duvar dibinde kurşunlandı mı, yoksa zorla fuhuşa mı sürüklendi? Görüntü karesinde sonrası yok.
O duvar dibinde duran sadece o kadın değildi. Hepimizdik. Elinde o silahı tutan da sadece o barbar değildi, tüm egemenlerdi. Biz o kadına sahip çıkmadıkça, ona yapılanın aslında bize yapıldığını görmedikçe birilerinin elinde hep silah ve namlular hep bize dönük olacak. Kimimiz kurşunlanacak, kimimiz fuhuşa sürüklenecek, kimimiz bir duvar dibinde bir mucize bekleyecek.
Bu zulme küçük de olsa kadınlar tepki gösterdi. Oysa ilk tepki göstermesi gerekenler erkeklerdi. Çünkü orada utanç duyulacak durumda olan kadın değil, erkekti. Erkekler o kareden kendi cinsleri adına utanç duymalıydılar. Çünkü o kare cins olarak bitişin ifadesidir. Çünkü o kare çağımızın yarattığı erkek tipidir. O kare erkeğin kadına, aslında kadın şahsında tüm canlı varlığına, doğaya bakışını simgeliyor. O kare cins olarak erkeğin insanlıktan çıkmış halini resmediyor. O kare egemen erkeğin vahşiliğini anlatıyor.
Bu kare en fazla da Erdoğan-Bahçeli faşizminin Ortadoğu’da hakim kılmak istedikleri erkek egemen zihniyetin temsilidir. Türkiye toplumunu zapturapt altına alan Erdoğan-Bahçeli faşizmi aynı şeyi tüm Ortadoğu’da egemen kılmak istiyor. Aslında o kareyle herkese açıkça; bana boyun eğeceksiniz mesajı veriliyor. Boyun eğmeyenin yaşama şansı yoktur.
Olay sadece bir barbarın savunmasız bir kadına namlu doğrultması, zorla fuhuş yaptırması değildir. Tekil bir olay gibi üzerinden atlanılmayacak kadar toplumsaldır, geneldir ve tehlikelidir. Bütün bir topluma ders veriliyor. “Boyun eğmezseniz hepinizin sonu böyle olacak” mesajı verilmek isteniyor. Bu şekilde herkesi terbiye edip teslim almak istiyorlar.
İşte bu tam da Erdoğan-Bahçeli faşist sisteminin erkek aklıdır. Bu erkek aklı varlığını tecavüzde görüyor. Kimine bunu yaparak teslim almak, kimine de izleterek kabul ettirmek isteniyor.
Erdoğan-Bahçeli faşizmi sadece Cerablus’ta değil, belki de bin beterini Efrîn’de de gerçekleştiriyor. Bugün Efrîn ve Cerablus’ta bu faşist ikilinin yaptığını dün DAİŞ’in Şengal’de, Reqa’da yapıyordu. Şimdi talebeler gitti artık hocaları bu tecavüz işini resmen devraldılar.
O halde bu canavarlaşan erkek aklının karşısında durmak da, eğer bu sapkınlardan olmak istemiyorsak hepimizin temel sorumluluğudur. Ve bilmeliyiz ki işgalin kendisi tüm tecavüzlerin temelidir. Bir ülkeyi, toplumu işgal (tecavüz) etmeyi kendilerine reva görenler her türlü tecavüzü de kendilerine reva görürler.