Almanya geçtiğimiz Pazar günü (9 Kasım) önemli bir gün yaşadı, çünkü Pazar günü on binlerce kişinin katılımıyla, Doğu ve Batı Almanya'nın birleştiği, Berlin Duvarı'nın yıkıldığı günün 25. yılı kutlandı. 9 Kasım 1989 yılında yıkılan duvar, 'esaretten kurtuluş'un da sembolü olarak görülüyordu. Bu çerçevede Pazar günü, helyum gazıyla şişirilmiş Berlin Duvarı'nı temsil eden 7 bin balon, gösterişli bir törenle tek tek göğe bırakıldı.
13 Ağustos 1961 yılında örülen duvar 46 kilometre uzunluğundaydı. Demokratik Almanya Cumhuriyeti (DDR) kararıyla bir günde alelacele örülmeye başlandı ve Berlin'i tam ortasından ikiye böldü. Karşılıklı binalar artık iki ayrı ülkeye dönüşmüştü. Her ne kadar Batı Almanya'ya kaçışları engellemek için inşa edildiği belirtilsede, duvarın örülmesi ABD'nin paylaşım politikalarından bağımsız düşünülemez.
Aradan geçen uzun yılların ardından, her defasında güvenlik tedbiri daha da güçlendirilen duvarın yıkılması, kapitalist güçler tarafından sosyalizmin yıkımı olarak değerlendirildi ve daha sonraki nesillere sosyalist sistemin zararları, bağlayıcılığı, baskıları anlatıldı. Gösterilen resim şöyleydi: Duvarın yıkılması ile birlikte, Batı Almanya ile birleşen Doğu Almanya özgürlüğe kavuşmuş, yılların esaretinden kurtulmuştu. Gelecek nesillerede bu doktrin, her defasında daha süslü cümlelerle servis edildi. Onlara göre sınırı sosyalist sistem inşa etmişti. Oysa Yazar William Blum'da bir makalesinde belirttiği gibi "Hatırlatmak gerekiyor, -40 yıl sürecek soğuk savaşı başlatan- 1949'da Almanya'nın iki devlete bölünmesi ABD'nin kararı idi, Sovyetlerin değil." Batının, doğu sistemini suçlamaları ise geçen zamana rağmen devam ediyor.
Geçen hafta tam da bu konuyla bağlantılı bir tartışma yaşandı. Bu gelişme aslında Almanya'da hala 'sol' düşünceye karşı olan fobiyi bir kez daha gözler önüne seriyordu. Geçtiğimiz günlerde, Cumhurbaşkanı Joachim Gauck, cumhurbaşkanlığı sıfatını bir tarafa bırakarak, Sol Parti'nin, Thüringen Eyaleti'nde yapılan seçimlerde kazandığı zaferden duyduğu rahatsızlığı açık bir şekilde dile getirdi. Gauck, Doğu Almanya'da Sosyalist Birlik Partisi'nin (SED) selefi olarak gördüğü Sol Parti'nin (Die Linke) seçim zaferine yönelik "Eski Doğu Almanya rejimini yaşamış ve benim yaşlarımda olanların böyle bir gelişmeyi kabul etmesi kolay değil" demişti ve bir güven bunalımından bahsetmişti. Bildiğiniz gibi Gauck Doğu Almanya'da büyümüş ve rejim karşıtı eylemleri ile tanınıyordu.
Gauck'u kızdıran seçim sonuçlarından bahsedecek olursak; Thüringen'de yapılan seçimlerin ardından Sol Parti, CDU'nun uzun ömürlü koltuğunu devirdi. Sol Parti, Eylül ortalarında yapılan seçimlerde oyların 28,2'sini, SPD 12,4, Yeşiller ise 5,7'sini aldı. Seçim sonuçlarının ardından şimdiki tartışmalar ise daha çok nasıl bir koalisyon kurulacağı ile ilgili. Sol Parti'nin önündeki en iyi seçenek ise Sosyal Demokrat Parti (SPD) ve Yeşiller ile kurulacak üçlü koalisyon. Bu üç parti arasında kurulacak hükümet (SPD tabanının yaklaşık yüzde 70'i onay verdi) ile Thüringen Eyalet Parlamentosu'nda Sol Parti Meclis Grubu Başkanlığı'nı yürüten Bodo Ramelow'un başbakan olması bekleniyor, ki bu bir ilk olacak.
Politik duruşları ve hedeflerini kabul ederiz etmeyiz ayrı bir konu olmakla birlikte, Sol Parti'lilerin başına gelenler sadece politikacıların eleştirisi ile sınırlı değil. Ramelow'un iç istihbarat kurumu olan Anayasayı Koruma Örgütü tarafından izlendiği ortaya çıkmış, geçen yıl Alman Anayasa Mahkemesi de uzun yıllardır Ramelow'u izleyen Anayasayı Koruma Örgütü'nün anayasayı ihlal ettiğine karar vermişti. Sol Parti mensubu birçok insanında hala izlendiği belirtilmişti.
Yine geçtiğimiz hafta, Sol Parti milletvekili Nicole Gohlke 18 Ekim tarihinde yapılan IŞİD karşıtı bir eylemde PKK bayrağını kaldırarak, "Bu bayrak altında şu anda özgürlük, insan hakları ve demokrasi için savaşılıyor" dediği için gözaltına alınmış ve dokunulmazlığı kaldırılmıştı. Görünen o ki; Berlin Duvarı'nın yıkılışının 25. yıl dönümü‚ 'sol' kaygılı 25 yılı da geride bıraktı. Yıkımın ardından herkese vaddedilen Özgürlük kavramının aslında 'eğlence' özgürlüğünden öte olmadığı gözler önünde. Hatta kendi topraklarında ötekileşen bir yığının oluştuğunu bile söylemek mümkün. Soru ise şu: Duvarın öteki yüzü, özgürlükler ülkesi mi gerçekten?