Yurttaşlarının bireysel ve kolektif, demokratik hak ve özgürlüklerini kullanma açısından Avrupa’nın çok gerisinde bulunan Türkiye’de emek alanında da farklı bir durum yaşanmamakta.

İş kazalarında Avrupa’da birinci olan Türkiye’de, sendikal örgütlenme hakkı, sendikal hakların kullanımı, iş güvencesi, iş sağlığı, grev hakkı gibi en temel haklardan bile milyonlarca emekçi mahrum bırakılıyor.
Her türlü sendikal haktan mahrum bırakılan milyonlarca emekçinin önemli bir kesimini mevsimlik tarım işçileri oluşturuyor. İnsanlık değerlerinin yitirildiği ortamlarda çalışmak zorunda kalan, güvencesizler içinde en güvencesizi olan işçilerdir. Bunun yanı sıra sorunları fazlaca da bilinmeyen, çalışma koşulları en ağır olan, yasaların bile kapsam dışına aldığı ve sömürüyü en yoğun yaşayanların başında gelir mevsimlik tarım işçileri. İçlerinde en fazla sömürülen, emeği yok sayılan kesim de kadın ve çocuk işçilerdir.  
İçinde bulunduğu koşullar itibari ile köle yaşamından farklı olmayan mevsimlik tarım işçiliği, hep ötekileştirilen, yok sayılan toplumsal kesimlerden oluşur.  
Bugün Türkiye’nin mevsimlik tarım işçilerinin büyük bir çoğunluğunu Kürtler oluşturuyor. Yani uygarlığın beşiği, tarım devriminin merkezi, bereketli ve zengin toprakların coğrafyası, tahıl ambarı Mezopotamya'nın çocukları Kürtler… Milyonları besleyecek zenginliğe sahip olan Mezopotamya’nın çocukları, varlık içinde yokluğu yaşıyor, buna mecbur bırakılıyor.
Neredeyse yüzyıllardır kimliği, dili, kültürü yok sayılmaya çalışılan Kürtler, aynı zamanda bütün ekonomik ve sosyal haklardan da mahrum bırakılarak açlığa, yoksulluğa ve zorunlu göçe maruz bırakılıp, yerli ve yabancı sermaye için kolaylıkla sömürülen ucuz işgücü haline getirildi.

Keyfi ve düşük ücret uygulaması

Mevsimlik tarım işçileri çalışacakları yer, alacakları ücret ve çalışma koşulları hakkında hiçbir söz ve karar hakkına sahip değildir. Tüm bu konularda işçiler, sömürünün aracı ve diğer bir adı olan "elçi, çavuş, dayı başı” gibi adlarla anılan aracılara, komisyonculara bağımlıdır.
İşçilerin ücretleri ve çalışma koşulları belirlenirken, asgari ücret, azami çalışma süresi, eşit işe eşit ücret gibi temel ilkelerin hiçbiri gözetilmemektedir. Aynı işi yapan mevsimlik tarım işçileri arasında etnik, coğrafik, yaş ve cinsiyete göre ücret farklılıkları da uygulanmaktadır.
Mevsimlik tarım işçileri çoğunlukla asgari ücretin altında ücretlendirilmekte, kimi zaman günlerce durup dinlenmeksizin çalışmaya zorlanmaktadırlar. Mevsimlik tarım işçilerine, işverenin karını ve aracıların komisyonunu en yüksek düzeye getirecek ücret ve çalışma koşulları dayatılmaktadır. Aracılar, mevsimlik tarım işçilerinin simsarlığını yaparak emek üretmeden, emek üretenlerden daha fazla kazanmaktadır. İşverenin sömürüsüne aracıların sömürüsü eklenmektedir.
Hiçbir güvenceye sahip değiller
Mevsimlik tarım işçilerinin en ilkel yaşam koşulları, en ağır çalışma şartları, asgari ücretin çok altında ücretlerle, iş kazası ve meslek hastalıkları karşısında hiçbir güvenceye sahip olmadan çalıştırılmalarında en büyük etken sendikal, sosyal ve ekonomik hakların yasal güvenceye alınmaması ve gerekli yasal denetimlerin yapılmamasıdır. Bununla birlikte mevsimlik tarım işçilerinin büyük bir çoğunluğunun Kürt olması, etnik açıdan dezavantajlı bir durum ortaya çıkarmaktadır.
İş Kanunu, Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu (SSGSSK), İşçi Sağlığı İş Güvenliği Kanunu, Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu gibi işçileri ilgilendiren yasaların kapsamı dışında tutuluyorlar. Bu fiili örgütlenme yasağı, mevsimlik tarım işçilerinin çalışma ve yaşam koşullarının aracıların ve patronların merhametine bırakılmasına neden olmaktadır.
Mevsimlik tarım işçilerinin ulaşım, barınma ve ücretlerinin, çalışma koşullarının belirlenmesi için 2010 yılında Başbakanlık tarafından çıkarılan "Mevsimlik Gezici Tarım İşçilerini İzleme Kurulları" başlıklı genelge, işçilerin sorunlarını karşılamaktan uzak olduğu gibi mevcut genelgenin gereği de yapılmamaktadır.
Çalışma koşulları ve ücretler bakımından sömürüye en üst düzeyde maruz kalan Kürdistanlı mevsimlik tarım işçileri, emeklerinin karşılığını alamadıkları gibi sosyal hayattan dışlanmakta, yerleşim merkezlerinden uzak tutulmaktadırlar. Devlet kurumları, mevsimlik tarım işçilerinin barınma alanlarını hizmet götürmeye değer bir alan olarak görmeyip, yalnızca "suç merkezleri" olarak yaklaşarak, polis baskısının hedefi haline getirmektedir.
Barınma alanları, tıpkı toplama kampları gibi yerleşim merkezlerinin uzağında tutulan mevsimlik tarım işçileri, tamamen kendilerinin yaptığı ilkel barınaklarda dere kenarlarında, bataklık gibi yerlerde yaşamaya mecbur bırakılıyor. Hijyenik ve güvenilir bir mekan, temiz su, elektrik, çöp ve atık giderme, alt yapı gibi en temel insani ihtiyaçları ise karşılanmıyor.
Temel yaşam ihtiyaçlarını karşılamak için kent merkezlerine indiklerinde de Kürt kimlikleri ve Kürtçe konuştukları için kötü muameleye, sözlü-fiziki, ırkçı saldırılara maruz kalıyor, hatta linç girişimlerinin hedefi haline geliyorlar. Yargının ve güvenlik güçlerinin korumak bir yana, bu saldırılara seyirci kalması, çanak tutması saldırıda bulunanları cesaretlendirerek, tekrar etmesine de neden oluyor.
Çalışma ve barınma koşullarının zorluklarının yanı sıra çalışma bölgelerine ulaşma da bugüne kadar en çok can kaybının yaşandığı bir diğer konu. İnsan onurunu zorlayan şartlarda yola çıkarken, birçoğunun geri dönüşü olmuyor. Çalışma bölgelerine sağlıklı ulaşmaları için için devlet de gerekli tedbirleri almayıp, bu duruma seyirci kaldığı için her hıl onlarcası toplu ölümlere kurban giderken, onlarcası da yaralanıp, sakat kalıyor. Çalışma yerlerine gidiş ve dönüşler özellikle de çok çocuklu mevsimlik tarım işçisi aileler için katmerli bir eziyet ve işkenceye dönüşüyor.

Örgütlenme, dernekler ve kurultay

Sendikal, ekonomik ve sosyal haklardaki yoksunluk, çalışma koşulları, ulaşım ve barınma sorunları, yaşadıkları sosyal dışlanmışlık ve insan onurunun ayaklar altına alındığı bu trajedi maalesef görmezden geliniyor. Irkçı saldırılarla birlikte sosyal ve ekonomik soykırımı yaşayan, adeta çağdaş köle haline getirilen Kürt emekçileri seslerini duyuramadıkları gibi, bu duruma sessiz kalmaması gereken ilgili diğer kesimlere de bu çığlığı duyuramıyor.
Hak ve özgürlük taleplerinin zirveleştiği 21. yüzyılda mevsimlik tarım emekçilerine dayatılan ve yaşatılan insanlık dışı bu uygulamalarda devletin sorumluluğu tartışılmaz.  
Ama bu durum kamuoyu gündemine yeterince gelmiyor, duyarlılık oluşturulamıyor, örgütlenme sağlanamıyorsa burada siyasi partilerin, sendikaların ve ilgili tüm kurumların da sorumluluğu var. Demokrasi ve emek güçlerinin bu duruma yönelik özeleştirisel bir değerlendirme yapması sorumluluk gereğidir.
Demokratik Toplum Kongresinin 6-7 Nisan tarihlerinde Viranşehir’de düzenlediği "Mezopotamya Mevsimlik Tarım İşçileri Kurultayı" trajedileri görmezden gelinen mevsimlik tarım işçilerinin sorunlarının tartışılıp çözüm önerilerinin geliştirildiği, örgütlenmeye, mücadeleye yönelik somut programların tartışıldığı ve kararlaşmaların yaşandığı emek mücadelesi açısından tarihsel değerde, anlamlı bir kurultay olmuştur.
Mevsimlik tarım işçileri ile ilgili ilk kez bu kadar geniş kapsamlı, Diyarbakır, Mardin, Urfa, Batman, Şırnak, Siirt, Adıyaman illerinden gelen delegelerin katılımı ile ve konuşma dili de Kürtçe olan bir kurultay gerçekleştirildi.
Kurultay sonrası oluşturulan örgütlenme komisyonlarının çalışmaları sonucu şu an Diyarbakır, Mardin ve Batman’da sendikalaşmanın ön zemini olarak Mezopotamya Mevsimlik Tarım İşçileri Dernekleri kuruldu.
Dönemin mücadele alanı olarak ifade edilen siyasal, sosyal, ekonomik alanları bir bütün olarak ilgilendiren mevsimlik tarım işçilerinin sorunlarının çözümü ve örgütlenmesi için sendikalara özelikle KESK ve DİSK'e, siyasal partilere özellikle BDP’ye büyük bir görev ve sorumluluk düşmektedir.
Öncelikli olarak mevsimlik tarım işçilerinin ekonomik ve sosyal haklarının sağlanması, örgütlenme ve sözleşme haklarının yasal güvenceye alınması ve köleci uygulamaların kaldırılması için BDP mecliste sürekli gündem oluşturmalı; sendikalar ise ortak örgütlenmeyi, ortak mücadeleyi söylem düzeyinden çıkarıp pratikte yaşamla buluşturacak bir çalışmayı başlatmalıdır.
Kürt sorunun bir sonucu olarak ortaya çıkan mevsimlik tarım işçiliği, demokratik çözümün gelişmesine paralel olarak Kürdistanlı tarım emekçilerinin büyük özlemle beklediği kendi toprağıyla buluşması ve cennet toprakların eski kimliğine dönmesiyle birlikte insanca, eşit, adil ve onurlu yaşam imkanı bulacaktır. Ve zengin Mezopotamya topraklarının çocukları mevsimlik tarım işçileri (çağdaş köle) olarak değil, kendi topraklarında üreterek, çalışarak, sömürülmeden, ötekileştirilmeden kutsal değer olan emeğinin karşılığını almanın mutluluğunu yaşayacaktır.

* Demokratik Toplum Kongresi Başkanlık Divanı Üyesi