Bundan ziyade, Demokratik Özerklik fikrini benimseyenlere, birlikte inşa etme çağrısıydı. Ne var ki, Demokratik Özerklik hem Kürdistan hem de dünyanın farklı yerlerinde yaşayan Kürdistanlılar tarafından coşkuyla karşılanıp selamlanırken, Türk devlet erki ve onun kalemşörleri Demokratik Özerklik ilanında bulunanlara ‘Kürt ırkçıları’ gibi realiteyle uzaktan-yakından alakası olmayan sözlü saldırı ve nefret söylemleri ile tekçiliğe ve merkeziyetçiliğe dayalı antidemokratik statükonun korunması için seferber olmuş.
30’dan fazla etnik grup ve çok sayıda farklı inanç grupları ile sosyokültürel bakımdan oldukça heterojen bir yapıya sahip olmasına rağmen homojenliği elindeki bütün araçlarla dayatan Türk devlet sistemi geri ve toplumsal realitesine hiç de uymayan yapısı nedeniyle Demokratik Özerklik ilanı karşısında paniğe düşmüş. Gayet normal. Çünkü BDP’nin vaktiyle broşür olarak geçen dönemde bütün milletvekillerine gönderdiği - ancak onların da okumak yerine iade ettiği - Demokratik Özerklik Projesi, köhneleşmiş bu yapıyı aşarak demokratik bir idari sistemi geliştirmeyi amaçlıyor.
Peki Demokratik Özerklik’ten ne anlaşılıyor? Farklı özerklik modelleri arasındaki fark nedir? Özerklik, devlete rağmen de inşa edilebilir mi, bunun örnekleri var mı? Bu sayımızın dosyasını bu güncel konuya ve beraberinde getirdiği sorulara ayırdık.
BDP Mûş Milletvekili Demir Çelik, DTK’nın Demokratik Özerklik ilanından neyin anlaşılması gerektiğini ve temel boyutlarını yazdı. Çetin Gürer ise özerkliğin ne olduğu sorusunu ve idari-hukuki özerklik biçimlerini ele aldığı yazısında, Türkiye’de kendilerini ‘sol’ diye nitelendiren kesimlerin Kürtlerin Demokratik Özerklik projesine yaklaşımlarını irdeledi. Zeynep Gambetti ise, Meksika devletine rağmen Chiapas’ta Zapatistalar öncülüğünde inşa edilen özerklik modelini kaleme aldı.
Dosyamızı bu şekilde tanıttıktan sonra, bu sayımızın diğer sayfalarındaki yazılarına da kısaca değinelim: PolitikART’ın olmazsa olmazlarından portre sayfasında bu kez, Dêrsim Oremar’ın kaleminden, İran rejimi tarafından idam edilen Kürt öğretmen ve aktivist Ferzad Kemanger’in yaşam öyküsünü bulacaksınız. Hemen yanında, Zîlan katliamının tanıklarıyla görüşen Wanlı yazar Necmettin Salaz’ın Bir Derenin Gözyaşları - Zîlan adlı kitabının hikayesini bulacaksınız. Hikayeyi, Nîhad Gültekin yazdı.
Ayrıca bu sayımızda ‘dağın dili’ başlığı altında, Seyit Evran tarihe yazılan sözleri sayıklarken, cezaevinde bulunan Kadri Alkoç acıklı öyküsünde bizlerin ‘deli’ dediği insanların acılarını yazdı. Ali Ongan, 30 yıldan beri süren savaşta asker saflarında yer alan torununu kaybeden Karadenizli Dadali Ana’nın duygularına tercüman olmaya çalıştı. Engin Yurtsever de, savaşın gölgesinde yaşayan bir Türk doktorun korku dolu dünyasını öyküledi. Özgür Amed, sinema filmi ‘Welcome’ı irdeleyip, bir filmin yasaları değiştirme gücünü ortaya koyarken, Sincan Cezaevi’nden bize yazan Zeynep Avcı da öykülerinden sonra artık şiirleri ile de aramızda.
Keyifli okumalar dileriz!