Ve ne ilginç ki, sanki çok doğal bir gelişmenin sonucu, İslamiyetin ayrılmaz bir parçasıymış gibi söz edilir oldu Ilımlı İslam’dan. Ne olduğu sorusuna ise genelde Türkiye’deki AKP örnek gösterilir. Ayrıca ‘Arap Baharı’ olarak isimlendirilen, ancak pek de baharlık durumlar ortaya çıkaramayan Ortadoğu ve Kuzey Afrika’daki ayaklanmaların ardından oluşturulan yeni rejimler de ‘Ilımlı İslamcı‘ olarak isimlendiriliyor.
Bundan bir süre önce Avusturya’daki haftalık “Profil” gazetesine konuşan Suriyeli şair Adonis, ılımlı müslümanların olduğunu ancak Ilımlı İslam denen şeyin bir inşa projesi olduğunu söylemişti. Adonis söyleşinin devamında “Batı’nın ılımlı İslama ihtiyacı varsa, Suudi Arabistan’da başlasın ya” diyor.
11 Eylül’ün ardından dünyanın bir tarafında islamofobi gelişirken, diğer tarafta toplumu çoğunlukla müslümanlar tarafından oluşan ülkelerde İslamiyetin yaşamın her alandaki etkisinin artması aynı madalyonun iki tarafı gibi. Dolayısıyla toplumların kültürel, manevi yaşantısını ifade eden din ve inanç gerçeğinin bu kadar siyasallaştırılması, iktidar aracına dönüştürülmesi ve günümüzde de hala bu şekilde kullanılması, özellikle Ortadoğu toplumları için çok büyük bir handikapı oluşturmaktadır.
PolitikART’ın bu sayısında ‘Ilımlı İslam’ inşasından yola çıkarak ‘Kimin İslamı?’ sorusunu sormak istedik. Bu çerçevede dosyamıza katkı sunan Ayhan Bilgen, yeni Ortadoğu tablosunda “İslam” için uygun görülen işlevin son derece ciddi tehlikeler kapsadığına dikkat çekiyor. Bilgen bu nedenle “Ilımlı İslam” projesinin inşasının özellikle inanan kesimler tarafından tüm boyutları ile sorgulanması gerektiğinin altını çiziyor. Mahmut Şakar da “Siyasal İslam ve kolonyal söylem” başlığı altında kaleme aldığı makalesinde Siyasal İslam ile türkçülük arasındaki ontolojik ortaklığa vurgu yapıyor. Şakar, Kürdistan’da devlet eliyle yürütülen İslami misyonerlik faaliyetlerinin iktidarcı türklüğü Kürt kimliğinin yerine ikame etme amaçlı olduğunu ifade ediyor.
Yavuz Delal ise ‘ılımlı’ gibi nitelendirmelerin İslam’ın bizzat kendisi için yapılacak bir tanım olmadığını kaydediyor. Delal, İslamiyeti kötü emellere sahip siyasi iktidarların elinden kurtarmak gerektiğini vurgularken, “Bunun yolu da İslam’ı objektif bir imkan kılmayacak ambiyansı tahkim etmekle mümkün” diyor.
“Ilımlı İslam” projesini “Yeşil Kuşak Projesi” ve “Büyük Ortadoğu Projesi” kapsamında ele alan Sinan Şahin, özellikle Türkiye açısından AKP ile somutlaşan sürecin 2000’lerde değil, esasen 1970’lerde başladığını ifade ediyor. Şahin, bu süreci Batı’nın, başta da ABD’nin politikaları ışığında değerlendiriyor.
Bu sayımızda ayrıca, 6 Haziran 1913’te İstanbul’da yayın hayatına başlayan Roj-i Kurd dergisinin hikayesini bulacaksınız. Roj-i Kurd’un 100. yılı vesilesiyle Tahir Baykuşak tarafından okurlarımız için kaleme alınan yazıda, çok uzun ömürlü olamayan dergide işlenen temel konuları da bulacaksınız. Ve şimdiden bir müjde de verelim: İstanbul Kürt Enstitüsü, Roj-i Kurd dergisinin Arap alfabesinden Latin alfabesine transkripsiyonunu yapıp, yakında kitap olarak yayımlayacak. Bu çalışma, Tahir Baykuşak’ın da üyesi olduğu Kürdoloji Çalışmaları Grubu tarafından gerçekleştirildi.
Bu sayıda yer alan diğer makale, portre ve denemeleri beğeni ile okumanızı dilerken, 16 Haziran’da çıkacak 92. sayımıza dek
esen kalın...