İnsanlığın gelişmesi hep hakikat algısındaki gelişmelerle birlikte olmuştur. Her dönemde yeni bir ad verilen baskıcı sistemler, devamını sağlamak için insanı hakikatinden kopardı. Özellikle kapitalizm, endüstriyalizm ve ulus devletçilik, toplumsal hakikatin önünde en karanlık ve köreltici perdeleme rolünü oynadı. Toplumsal mücadeleler de bu verili yaşamı reddetme noktasında başladı. Sosyalizmin hakikati ifade eden bilinçli bir yaşam tarzı olduğunun söylenmesi boşuna değildir. Sosyalizme göre hakikat, insanın öz değerlerine dayatılan yabancılaşmayı yırtarak öze ulaşma, kendin olma ve dünyadaki her canlının bu değerler ile yaşamasına olanak sunmaktır.
Hakikat kavramını irdeleyip, şu an süresiz-dönüşümsüz açlık grevinin 67. gününde olan direnişçileri hatırlamamak olmaz. Zira tarih boyunca inkar edilen bir halkın özgürlüğü için mücadele yürüten bu insanlar, hakikat arayışçılığının somut örnekleridir. Eylemin talepleri de, bir halkın inkar edilen ve perdelenen hakikatine ulaşmanın birer unsurlarıdır.
Biz de tüm bunlardan yola çıkarak PolitikART’ın 103’üncü sayısında hakikat kavramı üzerine yoğunlaşmak istedik. Dosya kapsamındaki ilk yazımız, son yıllarda kaleme aldığı savunmalarda çokça bu konu üzerine yazan Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın. ‘’Hakikatsiz gerçek, uyuyan gerçekliktir’’ diyen Öcalan, toplumsal mücadelelerin hakikat ile ilişkisini ele alıyor. Öcalan, zindanda tahammül gücünün tek ilacının da hakikat algısını geliştirmek olduğuna dikkat çekiyor.
Yazar Z. Yener Orkunoğlu ise felsefe tarihine bir yolculuk yaparak, ‘Hakikat nedir?’ diye soruyor. Tarih boyunca hakikat üzerine kafa yoran belli başlı felsefecileri ve onların görüşlerinden yola çıkılarak oluşturulan teorileri anlatıyor. Hakikatin çokça konu olduğu bir başka alan ise inançlar. Yazar ve araştırmacı Esat Korkmaz, ‘’Enel Hak noktasının gerçeği hakikat’’ başlığıyla hakikati, Kızılbaşlığın batıni tarih ve toplumsal felsefesi kapsamında ele alıyor. Gazeteci arkadaşımız Halil Dalkılıç ise hakikati yaşamın içine indirgeyerek anlatıyor. Hakikatten uzaklaştırılan insan ve toplum ile hakikat arayışçılığını kaleme alıyor.
Dosya dışında da çeşitli türlerde ve zengin içerikte yazılar bulacaksınız. Yazar Muzaffer Oruçoğlu, Türk devlet yetkililerinin açlık grevi karşısındaki tavrını bir öyküyle ele aldı. Dağın Dili sayfamızda Seyit Evran’ın ‘’Dünyanın unuttuğu bir yer’’ adlı yazısıyla dağlarda yaşayanları anlatıyor. Kandıra 2 Nolu F Tipi Cezaevi’nde tutsak olan Gürbüz Aydemir ise 95. yılında Ekim Devrimi’ni eleştirisel bir gözle sizler için yazdı.
Portrede, hep islam kimliği öne çıkarılan bir Kürt bilgininin hayatı ve çalışmaları var; Ebu Hanife Ahmed Dinawarî. Bahar Gültekin kaleme aldı. Bu sayıda hikaye sayfasında, bir isyanın hikayesi var. 1920 yılında gerçekleşen Milli aşireti isyanını okuyunca, Kürt halkının kimi taleplerinin 90 yıldan sonra dahi değişmediğini görebiliriz. Engin Doğru da, Kürt halkının tarihindeki bir başka trajedi ve direnişe uzandı. 17 Kasım 1937’de idam edilen Seyid Rıza ve arkadaşlarının anısına yazdı. Son olarak İçeri’den sayfamızda A. Rezak Gülmez’in Boş Kafes adlı öyküsü var. Dergimizi severek okumanız dileğiyle... Gelecek sayıda buluşana dek hoşça kalın.
editörden