Giderek uzayan bir savaşın tutsağı yazmıştı bu sözleri. E, H, M, F gibi değişik harflerle adlandırılsalar da özü duvar ve demir parmaklıklardan ibaret olan mapushanelerden ‘Görülmüştür’ damgasıyla gelen mektuplardan birinde.
Hayatın neresine dönsen bir kutsal duvar ile karşılaşıyorsun. İnsan ruhunun üzerine kabus gibi çökerler. Bu da yetmez, insan bedenleri hapsedilir. Duvarlar, birey olarak varoluşunu anlamlandırmanın önüne konurlar. İktidar hırsıyla kendini kaybedenler, suyun önüne setler çeker; düşünceleri yasaklı ilan eder; yükselen sesleri susturur; kahkahaları ve aşkları günah sayar; bedenleri, duvarların ardına hapseder. Hepsi aynı mantığın ürünüdür: İktidarı için ‘ıslah’ etmek! Tutsak aldığı insanın kişiliğini yok etmeye çalışır. Biz de bu sayımızın dosyasında ‘’Bir iktidar aracı olarak cezaevi’’ konusunu ele aldık. Bu kapsamda avukat Ayşe Batumlu, Jiyan Munzur ve Kamil Yıldız kapsamlı yazılar kaleme aldı.
Dosya yazıları dışında da birçok türde yazılar bulacaksınız. Gazeteci Hüseyin Aykol, Paris’te katledilen PKK kurucularından Sakine Cansız için yazdı. Bu sayımızda Dağın Dili’nde Özgür Sevdilli’nin denemesini bulacaksınız. Ulaş Güldiken, ‘’Acının dengesi’’ adlı denemeyi kaleme alırken; Ahmet Ataş da, Samuel Beckett’ın ‘Godot’yu Beklerken’ adlı oyunu, sahnelenmesinin 60. yılı için değerlendirdi.
Karabük T Tipi Kapalı Cezaevi’ne sürgün edilen Abdullah Çelik, yol hikayesini anlatıyor bizlere. Nihad Gültekin ise İranlı tanınmış şair Furuğ Ferruhzad’ı yazdı. Portre bölümünde, Kürt tarihinde önemli bir yer tutan simalardan Nureddin Zaza’yı İhsan Kurt yazdı. Necmettin Salaz ise, ilk ‘faili meçhul’ hikayesini kaleme aldı. Gülten Aydın da, Demir Çeneli Melekler filminden yola çıkarak, kadınların oy hakkı için verdiği mücadeleyi irdeledi. Yazıları severek okumanız dileğiyle. 108’inci sayıda buluşmak üzere hoşça kalın...
editörden