Bugün 30 küsürlü yıllarından söz ettiğimiz Kürt devriminin ete kemiğe büründüğü bir dönemdir 90'lı yıllar. Bir halkı var etme mücadelesindeki Kürt direnişinin ilk kurşunu sonrasında cesaretin, umudun ve serhildanların dümeninde ilerleyen yıllar. Bir toplumun en dinamik ve etkin kesimi olarak yine genç kuşak Kürt, yeni isyanıyla alt üstlerin yaşandığı bu dönemin yükünü omuzladı. 12 Eylül karanlığına meydan okuyan Mazlumlar ve Agitlerden aldıkları direnişin izinde, yüreklerini, ömürlerini sunarak, bayrağı mücalenin diğer etabındaki kuşağa devretmek için hesapsızca omuz verdiler tarihi sorumluluklarına. Kendilerinden önce bu kavgaya koyulanların yaptıkları gibi birer direniş destanı bıraktı ardıllarına miras olarak.

90 kuşağı, kelle koltukta arşınlarken üniversite yolunu, devletin en karanlık ve saldırgan konseptinin sonuçlarını onbinli rakamları aşan faili meçhuller, kayıplar ve infazlarla yaşadı. Yanıbaşlarındaki arkadaşları devletin namert saldırılarında toprağa düştükçe, bunun öfkesi ve intikamıyla dağ yollarına koyulanların sayısı da arttı. Gerillanın silah sesleriyle büyüyen gençler, Cizre ve Nusaybin serhildanlarının direnişi ve öfkesini de kuşanıp onar onar çekildiler dağlara. Sadece fakültelerden değil, yakılan köylerinin alevlerinden sıyrılan gençler de çoktu bu yolculukta. İmha ve inkarın sonucuydu saf tuttukları davaları. Geç kalmadan, yetiştirebilmek için devrimi kendilerinden sonraki kuşaklara hızlıydılar. Makam koltuklarında oturmayı değil, devrim umuduyla savaşın mevzilerinde saf tutmayı tercih etti 90 kuşağı. Savaşın hem kahramanı, hem mağduruydular. Akranları Beritanlarla dağları dolduran kadınlar, onların özgürlük çığlıklarını meydanları dolduran kadınlara, halka taşırdılar. Tarihe isimsiz kahramanlar olarak geçseler de direnişlerinin silah seslerinde büyüyen sonraki kuşak, sadece isimlerini değil, yarım kalan hayallerini de devralarak adım attı, onların bugünleri hazırladıkları doruklara.
Kürt halkı için dönüm noktası olarak adlandırılan bir dönemde, bugünlerimizi yaratanları anmak ve bu mirasının varisi gençliğin sorunları ve sorumluluklarını hatırlatmak amacıyla PolitikART'ın bu sayısını 90 kuşağı ve günümüz gençliğine ayırdık.
Dosya bölümünde Selaheddîn Biyanî, Kürdün aleyhine ilerleyen tarihte, hayatı yeniden örgütlemek için üniversite kantinlerinden kalkıp dağlarda 90 yıllık tarihin yükünü omuzlayan 90 kuşağının öyküsünü yazdı. “İçinde bir ömür, ömrün içinde bir dönem ve dönemin içinde tüm tarihin akışı gizli' sözleriyle tanımlayarak…
Selim Ferat ise 2000'li yılların 4. kuşak Kürt gençliğine ilişkin yazısında Avrupa'da ailelerine, topluma yabancılaşan gençliğin Newroz'larla ortaya çıkan dünyasını ve algısını irdeledi.
Meral Çiçek, “Avrupa’da yeni nesil Kürt gençliği ve radikalizm'' başlıklı yazısında, Avrupa'daki Kürt gençliğinin durumuna ve sorunlarına dikkat çekti. Deniz Gem ise, "Örgütlü gençlikle toplumsal inşaya" yazısını kaleme aldı.
Dilek Gökçin, 30 yıllık savaşta büyüyen 90 kuşağı döneminin işlendiği Bûka Baranê isimli belgeselin hikayesini anlattı.  
1 Mayıs 1977 yılındaki Taksim katliamında yaşananları ise katliama tanık olan Hüseyin Aykol'un yazısında okuyabileceksiniz. Bu sayımızda yer alan Ahmet Ataş, N.Deniz Bilgin, Yusuf Değirmenci, Ali Erdoğan, Sadık Aslan, Mesut Karataş ve Şilan Dilara Rojinda'nın yazılarını da beğenerek okuyacağınızı umuyoruz. PolitikART'ın 115. saysında buluşmak dileğiyle…