Zira gerçek, iktidarın meşruiyetini yoruma gerek kalmaksızın ortadan kaldırma gücüne sahiptir. Medya ise bu noktada, gerçeğin eğilip bükülmesini, yerince perdelenmesini, iktidarın ihtiyaçlarına göre yeniden üretilmesini üstlenir.
Son günlerde iktidar odakları arasındaki çatışma neticesinde ortaya saçılanlar, iktidara bağımlı medyayla ilgili gerçekleri daha da görünür kıldı. Evvelde askeriyeden aldıkları brifinglere sadık çalışan gazeteciler, şimdilerde ise "Alo Fatih talimat hattı"yla çalışıyorlar. Bir başbakan düşünün ki, bir gazetenin sağlık köşesinde çıkan, iktidarın sağlık politikalarını eleştiren bir yazı için dahi telefona sarılıyor; televizyon kanalının kayan yazılarına bile müdahale ediyor!
İktidar, her zerremizi yönetmek istiyor. Her bir davranışımızı kontrol altına almak, her bir tepkimizi dilediği adrese yönlendirmek, acımıza, keyfimize, coşkumuza hakim olmak istiyor. Öfkelenmemizi istediğinde öfkelenelim; sevmemizi istediğinde sevelim; gururlanmamızı istediğinde kabartalım göğsümüzü... Onca teranenin içinde dahi "12 dev adamın", "11 büyük kahramanın" topla yaptığı cambazlıklarda avuntu bulalım, yoksul ve yoksun halimize.
Fakat iktidarın kuşatmaya çalıştığı bütün alanlarda olduğu gibi medya alanında da bir direniş hattı var. İktidarın çarpıtmak ya da perdelemek için bütün olanaklarını seferber ettiği gerçeği halka ulaştırmak uğruna türlü bedeller ödeyen, cop yiyen, tutuklanan hatta katledilen gazeteciler... Gerçeği halka ulaştıranlar, her dönemde egemenlerin en büyük korkusu oldu. Zira gerçek, bir yorum katkısına ihtiyaç duymaksızın, devrimcidir. İster televizyon ekranından söylensin, ister bir kamyonetin kasasından haykırılsın çıplak sesle; öfkesine mazhardır egemenin.
Yaşadığımız günde de bir taraftan iktidara gün geçtikçe daha da bağımlı hale gelerek pespayeleşen medya kirli faaliyetini sürdürürken; öte taraftan Özgür Basın, halkı kendi gerçeğiyle buluşturma kavgasını her türlü bedeli göze alarak sürdürüyor. Fakat enformasyon teknolojisinin değişime uğradığı bu çağda, bir kanal daha görünür oluyor, gün geçtikçe: Sosyal medya... Tüm yetersizliklerine rağmen, şimdiden son çağa damga vuran gelişmelerden birine dönüştü! Sosyal medya üzerinden her gün milyonlarca veri, iktidarın süzgecinden geçmeksizin dolaşıma giriyor ve bunların bir kısmı halkın hafızasına ve reflekslerine katık oluyor.
PolitikART'ın bu sayısında da bütün bu gelişmeler ışığında, medyanın iktidarla ilişkisini irdelemek istedik. İktidar odaklarının değişik medya organları üzerinden bilinçlere hükmetme uğraşının zirveye ulaştığı şu günlerde, bu tartışmanın elzem olduğunu düşündük.
Hamza Aktan ''Medya Savunma Alanı'' başlıklı yazısında, muhalif basın ve Kürt basınına yönelik uygulamaları ve buna karşı verilen mücadeleyi değerlendirdi. Ragıp Duran, bir iktidar aracı olarak sansürü, medyada komiserliği ve iktidar güdümündeki Türk medyasını irdelerken; Mustapa Alp Dağıstanlı, son dönemde gündeme gelen AKP iktidarı eliyle gerçekleştirilen medyaya yönelik sansür uygulamalarını ele aldı.
Medyaya ilişkin yazılar dışında, Erdoğan Yener ilk bilim kadınlarından Hypatia'nın portresini yazarken, Cevahir Ömürcan, "Kaybedecek Bir Şeyi Olmayanların Lideri" isimli yazısında Spartacus'u anlattı. PolitikART'ın bu sayısında yer alan Servet Üstün Akbaba, Mehmet Bayrak, Dr. Ayhan Kavak, Necmettin Yalçınkaya ve Murat Türk'ün yazılarını da severek okuyacağınızı umuyoruz.
136. sayımızda buluşmak dileğiyle...
editörden