Sanatın doğuşunun da temel gerekçelerinden biridir, anlatma ihtiyacı. Mağara duvarlarına çizilen hiyerogliflerden ayinlerde okunan ilahilere, giderek müziğe, şiire, resme, heykele, tiyatroya, sinemaya varana kadar bütün sanat biçimleri, bir anlamda iletişim biçimidir de. Hal böyle olunca, sanatın direnişle birleşmemesi de olanaksız olurdu. Sanatlı söyleme biçimleri önce doğaya karşı direnişin, mücadelenin yaveri oldu. Sınıfların hayatın sahnesine çıkışıyla birlikte, direnişin perdesi de açıldı. Emeğe eşlik eden kolektif türküler, kavgaya da eşlik eder oldu.
İnsanlığın akın akın kentlere hapsolması sonrasında genelde sanatın, özelde ise direnişin sanatının gelişimi de ivme kazandı. Zira, daha büyük arayışları ve daha esaslı isyanları koşullayan bir çağdı bu artık. Ayrıca teknik gelişmiş, her yeni teknik, anlatmanın da gerecine dönüşmüştü. Amerika'nın siyahları, cazla seslendi birbirlerine ve egemenlere; Afrika yerlilerinin direnişine, dansları da eşlik etti; barikata yüklenen Fransız, şiirleri düşürmedi dilinden; Gorki'nin romanlarından fırlamış gibiydi, Rus devrimcileri; Beyazıt Meydanı'ndaki ölü, Nazım Hikmet'ti biraz da; Kürdistan'daysa kimileyin halay çekerek, kimileyin yaşlı bir dengbêjin kilamlarına yüklenerek gezindi devrim. Bununla kalmadı, Kürt'ün direnişiyle birleşen sanatı, uluslaşma sürecinin de harçlarından biri oldu; sanat, hem politik hem kültürel direnişin çoğu zaman silahlardan da etkili neferine dönüştü.
PolitikART'ın bu sayısında, direnişin sanatını irdeledik. Özgürlüğün ve yaratıcılığın yurdu devrimci eylemin sanatla ilişkisini sorguladık, sorular sorduk, cevaplar aradık. Dosya konumuza ilişkin yazılarımızın yanında, her sayımızda olduğu gibi farklı konularda yazılar da sayfalarımızda okurlarımızı bekliyor.
149. sayımızda görüşmek üzere...