Tarihten bugüne katliamları yaratanı ve katliamların yarattığını detaylıca irdelemeye niyetliydik. Henüz Ankara Katliamı yaşanmamıştı. 10 Ekim günü, bu denli acı ve öfkeyle değildi kolektif hafızamızda.

Aradan birkaç gün geçti; tam da toplantıda tespit ettiğimiz, üzerinde durulmayı hak ettiğini düşündüğümüz o "tarihsel süreklilik", yeni bir kanlı hamleyle çıktı karşımıza. 10 Ekim günü, katliamlarla dolu hatıramızın önemli eşiklerinden biri artık. Barış isteyenler, hem de ülkenin idari başkentinde, koca kentin orta yerinde katledildi.

Tekrar toplandık, pek gerek de yoktu aslında. Katliamlar, kolektif hafızamızın değişmeyen ögelerinden biri kılınmıştı nasılsa. Agirî, Dêrsim, Çorum, Maraş, 1 Mayıs '77, Sivas, Amed, Cizîr, Licê, Gazi, Gezi, Pirsûs, Ankara... Arada unuttuğumuz onlarcası... Birini konuşsak, diğerine ulaşırdık. İyi ama bu tarihsel süreklilik, ilanihaye sürecek miydi? Yok muydu, bu katliamlar çarkına bir çomak sokmanın imkanı?

İşte bunu konuşuyoruz, bir taraftan. Anmakla kalmıyor, haykırıyoruz. Katliamlar öfkemizi biliyor, öfkemiz isyana dönüşüyor; acımızdan çok isyanımızı yazıyoruz, yaşıyoruz.

Yine, yazıların isyana katık olması dileğiyle...

177. sayıda görüşmek üzere!