Uyar’dan bugüne o çıkmaz daraldı, daraldı. Sonunda ufacık bir yer kaldı, insan kalma çabasında olana. “Üç beş kişi kalmış türkü diyenler” şarkısı yapılalı on yıllar oldu; o günden bugüne kimbilir ne kadar daha azaldı!
Edebiyat, bütün bu söyleme biçimlerinin anası olarak, bu darda en çok kıvranandır herhalde. Söyleme ve eyleme biçimleri değişti, hayat değişti. Yürek telini ne titretir, bilemiyoruz artık. Kimileri, basılı eserlerin fatihasını okumaya çoktan başladı bile! Kimi, yazarların üç beş satırından ibaret Facebook paylaşımlarından başkasını düşünemez oldu, edebiyat denince.
Peki ya, hiç ölür mü edebiyat? Biz ölmeyeceğini düşünüyoruz. İnsan direndikçe, yürek direndikçe, edebiyat da direnmeye devam edecek. İnsan, anlatan, anlatmak zorunda olan bir varlıktır çünkü. Anlatmanın büyüsü, büyülüsü, hiçbir zaman eskimeyecek. Edebiyat, “her bir yüreği devrimci hücrelere dönüştürmeye” daha çağlar boyunca devam edecek.
Bu sayımızın konusu bu. İnsanla birlikte direnen edebiyatı işliyoruz. Okuyarak, anlayarak ve anlatarak direnelim, kente, paketlenmiş yaşam formlarına yenilmeyelim diye...
178. sayıda görüşmek üzere!