Geçen yıl insanlık tarihinin en trajik olaylarından biri yaşandı. İnsanlığın en eski inanç ve kültürlerinden olan Êzîdîlere karşı 74. ferman gerçekleşti. Êzîdîler kendilerine karşı gerçekleştirilen katliam ve soykırımlara ferman demektedirler. Önceleri 73 ferman ile karşılaşmışlardır. Zaten bu nedenle inanç olarak yok oluşun eşiğine getirilmişlerdir. 74. ferman da geçen yıl IŞİD tarafından gerçekleştirilmiştir. Dünyanın gözü önünde hiç kimse engel olmadan insanlığın bu tarihi mirası yok olmayla karşı karşıya kalmıştır. Belki o sırada Şengal’de hakim olan KDP’ydi. KDP'nin yanlış politikaları ve öngörüsüzlüğü Êzîdîleri böyle bir fermanla karşı karşıya bıraktı. Ancak insanlığın en eski inancı ve kültürüne yönelik bir soykırım gerçekleştirildiğinden tüm insanlık, tüm ülkeler bu durumdan sorumludurlar. Êzîdîliği sahiplenmemek insanın kendi köklerine ve kendisine sahiplenmemesi olarak görülmelidir. 

Êzîdîlik insanlığın tarihi mirası olduğu gibi, en başta da Kürtlere bırakılmış bir mirastır. Kürtler ancak bu mirasa sahip oldukları ve korudukları sürece kendilerini var edebilirler. Kendisine bırakılmış bir mirası koruyamayan Kürtler kendilerini de koruyamazlar. Tarih ve insanlık Kürtlere Êzîdîleri korumak birinci görevindir; sen Êzîdîlere sahip çıkmazsan kendine de sahip çıkamazsın, demiştir. Kendi içinde en küçük inanç ve kültür topluluğuna sahip çıkmadan tabi ki Kürtler kendilerine de sahip çıkamazlar. 

Êzîdîler Kürt’tür. Êzîdîlik sadece Kürtlerde olan bir inanç biçimidir. İslam inancı bir çok toplumda vardır. Alevilik birçok halk içinde vardır; ancak Êzîdîlik sadece Kürtlerde vardır. Kürtlere has bir inançtır. Kürt kültürü insanlığın kök hücresidir, kök kültürüdür. Êzîdîlik de insanlığın beşiği olan Mezopotamya’nın en eski inançlarındandır. İnsanlık kendini Yahudilik, Hıristiyanlık ve Müslümanlıkla başlatmayacağına göre bizlerin ataları olan insanların inançlarına saygı göstermek, bunlardan bugüne kadar varlığını koruyanlara sahiplenmek de insanlığın görevidir. En başta da Kürtlerin görevidir. 


KDP'nin tutumu Şengal'de açığa çıktı

Şengal’de Êzîdîlere sahip çıkmayarak KDP kendine de sahip çıkamayacağını göstermiştir. KDP’nin zihniyeti ve politik tutumu en başta da Şengal’deki tutumuyla ortaya çıkmıştır. KDP'nin bu tutumu sadece kendisi açısından değil, tüm Kürtler için travma olan bir soykırım durumu ortaya çıkarmıştır. 3 Ağustos 2014 IŞİD saldırısı kesinlikle bir soykırımdır. Hem de önceki 73. fermandan daha ağır bir soykırımdır. Êzîdîler binlerce yıldır inançlarını bu topraklarda korurken, binlerce yıldır Şengal Êzîdîler için bir korunak olurken 2014 yılında Şengal’de tümden bitmeyle karşı karşıya gelmişlerdir. Artık bir daha Şengal’e dönemez ve var olamaz biçimde her tarafa savrulmuşlardır. Şengal’de yok olmak Êzîdîler için her yerde yok olmaktır. Şengal’de varlığını sürdüremeyen Êzîdîlik hiç bir yerde varlığını sürdüremez. Her çiçek kendi toprağında güzeldir. Gerçek rengini kendi toprağında verir. İnsanlar ve topluluklar için bu yüz kat daha geçerlidir. Buna en somut örnek Avrupa’ya sürülen Êzîdîlerin durumu gösterilebilir. Êzîdîler Avrupa’da modernist ve hiçbir değer tanımayan kapitalist yaşam içinde inançlarını ve kültürlerini kaybetmeyle karşı karşıya bulunmaktadır. 

Êzîdîlerin durumunu başta Kürtler olmak üzere tüm insanlık ele almalı ve bu değerli toplumu soykırımdan kurtarmalıdır. Êzîdîlerin varlığı artık Kürtlerin kendi varlığını koruma, onurunu koruma sorunu haline gelmiştir. Êzîdîler yaşadıkları soykırımın yeterince farkında olmayabilirler. Kendilerini kurtaracak zihniyet, yol ve yöntemin ne olduğu konusunda yanılgı içinde olabilirler. Êzîdîlerin zayıf ve güçsüzlüğünden yararlanıp Êzîdîliği tümden bitirme politikalarını destekleyenler olabilir. Buna bakarak Êzîdîler gerçeği görmüyor, kendi çıkarını görmüyor, kendisine fedakarlık edenleri görmüyor diyerek biz bu durumda ne yapabiliriz ki demeden, hiç bir gerekçe göstermeden, hiç bir sitem yapmadan Êzîdîlere sahip çıkılmalıdır. Êzîdîlerin yüz yıllardır, hatta bin yıllardır yaşadığı fermanlar sonucu çok kaygılı, dikkatli, tereddütlü ve sorgulayıcı olması kadar doğal bir şey olamaz. Êzîdîlerin yaşadıkları, bunun toplumda yarattığı etkiler ve ruh hali görülmeden Êzîdîler konusunda doğru bir politika yürütülemez; Êzîdîlerin karşılaştıkları sorunlara çözüm bulunamaz. 


Êzîdîlerin acılarını his etmeden...

Êzîdîler hem tarihin en mazlum halkıdırlar hem de dışa vurmasalar da en mağrur halkıdırlar. Tüm baskı, zulüm ve fermanlara rağmen inançlarını korumaları, onların ne düzeyde mağrur ve inançlarına bağlı olduklarını göstermektedir. Tarihlerinde acı ve direniş iç içedir. Zaten bu nedenle Kürt Halk Önderi kendini Êzîdî kahraman Derwêş’in yerine koymaktadır. Son savunmasında:

"Sincar Dağları’nda Derwêşê Evdê’nin yanında olsaydım!

Beyaz atların sırtında Musul Ovası’na dalsaydım

Derwêş vurulduğunda sırtlayıp Kürdistan dağlarına götürseydim

O’na, "Bak, binlerce Edulê ve On İkiler var" deseydim

Tanrıçaların taht kurduğu bu dağlarda rahat uyu, deseydim 

Ölüm nereden ve nasıl gelirse gelsin artık gam yeme,

Kesinleşen Kürtlük ve özgür yaşam ebedi gerçekliktir deseydim!" 

Demesi bunun en somut ifadesidir. Çünkü Kürt halkı siyasetçileri ve önderleri Êzîdîlerin acılarını his etmeden, bu acılara karşı direnerek ayakta kalma iradesini göstermeden bu zor coğrafyada özgürlüklerine ve demokratik yaşamlarına kavuşamazlar. Êzîdîlerin tarih boyunca yaşadıkları kıyımı şimdi modernite ve ulus-devlet çağında Kürtler yaşamaktadır. Tüm Kürtlerin şu andaki durumu Êzîdîlerin yüz yıllardır, bin yıllardır yaşadığı duruma benzemektedir. Son 200 yıldır tüm Kürtler yüz yıllık, bin yıllık Êzîdîlerin yaşadıkları durumu yaşamaktadırlar. Modernist ve ulus devlet zihniyetiyle bir kıyıma sokulmuş, ferman üstüne ferman yapılarak Kürtler yok oluşun eşiğine getirilmiştir. Önder Apo bu nedenle ölümün eşiğine getirilen Kürtlerden söz etmiştir. Mücadelesini de ölüm eşiğine getirilen Kürtleri diriltme mücadelesi olarak değerlendirmiştir. 


Önder Apo defalarca uyardı

Önder Apo Êzîdîlerin yaşadığı acıları ve buna karşı var olma mücadelesini derinden his ettiği için bu büyük mücadeleye Önderlik yapabilmiş ve bu mücadele her koşulda gelişerek bugünkü noktaya gelmiştir. Bu açıdan tüm Kürtler ve Özgürlük Mücadelesi verenler Êzîdîlerin yaşadıklarını ve Êzîdîlerin tarihini anlamadan kendi mücadelelerini de başarıyla yürütemezler. Önder Apo’nun kendini yerine koyduğu Derwêşin duruşuna kavuşamazlar. Önderlik özgür erkek ve kadın olmak için Derwêş ve Edulêleri, Mem û Zinleri anlamak gerekir demiştir. Onların aşklarını yaşayamamasını ve başlarını gelenleri anlayamadan Kürt aşkını yaratmak mümkün değildir demiştir.

Önder Apo’nun en fazla sevdiği klam Edulê ve Derwêş destanının kılamıdır. Bunu dinleyerek, his ederek Kürt tarihini derinden anlamaya çalışmıştır. Önder Apo Mem û Zin ile Edulê ve Derwêş’in destanlarını anlayarak yeni Kürt kişiliğini ve kimliğini yaratma mücadelesini sürdürmektedir. Bugün Önder Apo’nun öncülük ettiği Özgürlük Mücadelesi de Derwêş ve Edulê ile Mem û Zin’de gerçekleşmeyen Kürt aşkını yaratma mücadelesidir. Bunun için de en başta Êzîdîleri sahiplenmek, onların özgür ve demokratik yaşamını yaratmak şarttır. Bunu yaratmadan Kürt aşkı, Kürdün özgür ve demokratik yaşamı hiç bir biçimde yaratılamaz. Zulme karşı direnişi de başarıyla gerçekleştirecek olan, Êzîdîlerin yaşadıklarını anlamak ve bu temelde Kürde bu tür durumlar yaşatmayacak bir özgür ve demokratik yaşam sağlamaktır. 

Êzîdîleri anlamadan hangi Kürt kendi özgür ve demokratik yaşamını sağlayacağını sanıyorsa o kendini kandırıyordur. Tüm Kürtler Önder Apo neden Êzîdîler konusunda bu kadar hassastır sorusunu anlamadan doğru bir özgürlük ve demokrasi mücadelesi yürütemezler. Önder Apo defalarca Kürt Özgürlük Hareketi'ni Êzîdîler konusunda uyardı. 2007 yılında yüzlerce Êzîdî’nin katledilmesinden önce PKK’ye "Êzîdîler katliamla karşı karşıya kalabilir, savunmalarını mutlaka yapın" dedi. Bu uyarılardan kısa süre sonra Êzîdîler katliamla karşı karşıya kaldı. Yüzlerce kadın, çocuk, yaşlı ve genç öldürüldü. IŞİD saldırılarından önce de PKK'ye defalarca "Şengal’i koruma altına alın, Şengal’in öz savunmasını sağlayın, yoksa Êzîdîler yok olma ile karşı karşıya kalır" dedi. Bu nedenle Kürt Özgürlük Hareketi defalarca KDP’ye başvurdu. Bu tehlikeye karşı pêşmerge ile gerillanın ortak davranmasını istedi. Şengal’e gerilla gönderelim dedi. Ancak KDP "Gerek yok, bizim güçlerimiz var" yanıtını verdi. Ama sonuçta Êzîdîler soykırım yaşadılar. Önder Apo tüm bunların hepsini öngördü. Neden bunları öngördü? Çünkü Êzîdî ve Kürt tarihindeki büyük yoğunlaşması bu gelişmeleri önceden görmesini sağladı. Bu nedenle Êzîdîler konusunda yoğunlaşmak, onları anlamak, bugün Kürtlerin yaşadığını anlamak doğru politika üretip, doğru tedbirler almak demektir. Bu açıdan Şengal Katliamı'nın yıldönümünde bu trajediyi sorgulamak ve sonuç çıkarmak gerekmektedir. 


Êzîdîler sahiplenilmeli

Êzîdîleri sahiplenmek Kürtlerin kendi kendilerini sahiplenmesidir. Alevilerin kendilerini sahiplenmesidir. Tüm Ortadoğu halklarının kendisini sahiplenmesidir. Êzîdîlere yapılan tüm baskı ve zorluklardan bu toprakların insanları da sorumludur. Bu konuda verilecek özeleştiri ya da vicdan borcu da Êzîdîleri özgür ve demokratik yaşama kavuşturmakla mümkündür. Bu nedenle kesinlikle Êzîdîlerin özgür ve demokratik yaşama kavuşması için yoğunlaşmak; bunun için de ilk hedef olan Şengal’in özgürleştirilmesini hedeflemek gerekmektedir. Sadece PKK’ye değil, tüm Kürt örgütlerine ve bir bütün olarak tüm Kürt halkının üstüne düşen temel görev budur. Bu temel görev aynı zamanda tarihin ve Önder Apo'nun bize verdiği bir sorumluluk ve görev olmaktadır.