Efrîn işgal ve soykırım altında bir yılı geride bırakıyor. Efrîn toprakları bir yıldır Türk sömürgeciliğince kirletiliyor. Ne çiçekleri ne bağ ve bahçeleri bir yıldır Çîyaye Kurmancın esintisiyle dilana duramıyor. Hepsi Efrînlilerin kendilerine yeniden dokunacak ve suyunu verecek günleri bekliyor. Toprakları acılı, yeşillikleri canlılığından renk vermiş. Dağı, taşı, kuşu bütün her şeyi ile Efrîn, direnişin sıcaklığının yarattığı umutla katil çetelerin sökülüp atılacak güne gün sayıyor. Kim ne derse desin, bin yılda geçse Türk sömürgeciliği sökülüp atılacak, intikamı Ankara’da alınacaktır, diyor.
Efrîn işgalinde Türk devletinin Kürt halkına düşmanlığı ve soykırımcılığı çok yalın görüldü. Kürt halkının her şeyine düşman TC’nin katil ve terörist olduğu en açık Efrîn’de görüldü. Faşist TC, Kürdistan topraklarını kendisine ait bir yer olarak görüyor. Bu bir rüyadır. Son yüz yıl içinde batı kapitalist sisteminin ajan devleti olma karşılığında aldığı silah ve diplomatik destekle Kürtlere karşı bir savaş yürütüyor.
Türk devleti Kürt halkından korkuyor. Bu korkuyla, Kürt kültür ve tarihinin derin ve köklü geçmişinin temsil ettiği demokratik değerlerin halkları etkileyerek Ortadoğu topraklarını cennete dönüştürmesine düşmanlık ediyor. Türk devletinin Kürt düşmanlığı insanlık, ahlak, vicdan, din ve demokrasi düşmanlığı oluyor.
Hemen her gün söylediği onca yalana rağmen Türk devletinin Kürtlere karşı savaşında elde ettiği tek bir kazanımı yoktur. Tam tersine onlarca kez yenilmiştir; TC Kürt diye bir şey olmasın diye Kürtlere saldırmaktadır. Bunun için Kürtler tarihten silinirse başarılı olabilir. Bu gerçekleşmemiştir. Gerçekleşmeyecektir. Kürtler tüm dünyada tanınan ve sempati duyulan bir halk olmuştur. Kürtlerle savaş onu dünyada teşhir etmiş, güvenecek kimsenin kalmamasına, ekonomik olarak çökmesine, yol açmıştır. Eğer bu gün her güç Türkiye’yi yanına çekmek için uğraşıp duruyorsa bunun nedeni bu devletin her kes tarafından kullanılacak duruma düşmüş olmasıdır. Kürt düşmanlığını sürdürmek için kendisini her gün başka bir güce peşkeş çekmek zorunda kalmış olmayı, psikolojik savaş yöntemiyle başarı olarak sunuyor. Yalandan başka sarılacak hiç bir şeyi kalmamıştır. Kürtlerle savaş Türk devletini, basınını, aydınlarını, diyanetini, camilerini yalanın ve fitnenin merkezi haline getirmiştir. TC’nin Kürtlerle savaşındaki başarısı işte budur.
Sadece devlet değil, Türk halkı da ancak Kürtlerle barışarak Ortadoğu’da güvende olabilir. İşte bu tarihi ve toplumsal kanundan ötürü TC, Kürtlerle savaştıkça batmıştır. Batmaktadır. Maalesef bataklığın derinliği Türk halkını da içine alacak noktaya varmıştır. Türk devleti Erdoğan-Bahçeli birlikteliği altında alışılagelmiş teamüllerini bile terk etmiş tam bir çete devletine dönüşmüşse bunun kaynağı Kürtlerle savaşıdır. Ortadoğu’da devletleşmekle var olabileceğine inandıkları için devletin içine düşürüldüğü bu halin egemenler ve hatta halk için büyük tehlike olduğu, önü alınmazsa Türklüğün bir bütün Ortadoğu’da yok olmasa bile kimsenin yüzüne bakamayacağı bir hale geleceği kesindir.
Kürtler halk olarak Türklerin güçten düşerek zayıflamasını, kimlik ve kişiliklerini kaybetmesini istemez. Bunun için Türk halkının da çok daha fazla Kürt özgürlük mücadelesi safını tutarak Kürtlerle birlikte daha güçlü direnmek gibi bir yükümlülüğü vardır. Kürtlerin kazanımlarını kendi kazanımı, kayıplarını kendi kayıpları olarak daha çok görmelidir. Gerçeğin böyle olduğunu her gün yaşananlar tekrar tekrar göstermektedir. Böyle bir kardeşliğin inşa edilmesinden, Türk sosyalistleri, devrimci demokratları ve vicdanlı Müslümanları birinci derecede sorumludur. Türk halkı Kürtler ile ilişkisinde son kırk yıl içinde sınıfta kalmıştır. Bunun temel nedeni Türkiye sol ve demokratlarının, vicdan sahibi Müslüman kanat önderlerinin görevlerini yeterince yerine getirmemesidir.
Efrîn işgali sırasında Erdoğan ve çetesi, Türk halk yurtseverliğini ve Anadolu’nun inanç değerlerini istismar ederek Kürt halkına saldırdı.
Tam bir çete olan AKP ve MHP yöneticileri ve diğer faşist bürokratların Türk halkını milliyetçilikle aldatmalarında başlıca sorumlu, Türk sol ve sosyalistleri, gerçek aydın ve demokratlarıdır. Halk yurtseverliğini yeterince geliştirememek, Türk halk tarihini ve kültürünü yeterince dillendirememek, elit ve üstenci olmak, Kürt halkıyla ve mücadelesiyle doğru ve adaletli ilişkilenememek, Türk halkının devşirme takımınca aldatılmasına zemin sunmaktadır. Kuşkusuz ki sol ve sosyalistlerin tümünü aynı düzeyde değerlendirmek, eleştirmek doğru olmayacaktır. Ancak kendilerini sol ve sosyalist, devrimci ve demokrat tanımlayan kesimlerin ekseriyetinin belirttiğimiz eleştirinin muhatapları olduklarını da rahatlıkla belirtebiliriz.
Kürtlere karşı sorumluluğu olan diğer Türkiyeli kesimse İslamilerdir. İslamiler Erdoğan ve AKP ile İslam dinin istismar edilmesiyle daha büyük sorumluluk altındadır. Vicdanlı, İslam dinini temsil ettiği toplumsal ahlak, adalet, eşitlik, kardeşlik, paylaşım gibi büyük erdemlerin dini olduğuna inan Türkiyeli Müslümanlar, devletin Efrîn işgalini Fetih süresinden ayetler okuyarak başlattığını unutmamalıdır. Efrîn’e Kur’an ayetleri eşliğinde saldırmanın inandıkları değerlere saldırmak demek olduğunu halka anlatmak gibi İslami görevlerini hatırlatmak istiyoruz.
Kur’an ayetlerine, hadislere, İslam tarihinde yaşanmış onlarca örneğe göre Efrîn işgaline katılan, ona destek veren her kes günah işlemiştir. Kürtlerle savaşta ölen hiç kimse şehit değildir, gerçeğini ifşa etmeleri İslam gereğidir. Hucurat süresinin 10, 11, 13, ayetleri, adalet hakkında haber veren onlarca ayet, bir insanın hakkı olanı gasp edip tecavüz edenlerin günahkarlığını belirten ayetler yine zalimliğin kötülüklerinden haber veren ayetler gibi vicdan ve ahlak çağrısında bulunup iman edenlere emir veren onlarca kutsal söz ile Türk devletinin yaptıklarını mukayese etmek gibi ahlaki ve inançsal sorumlulukları vardır.
Türk Kürt halkları arasındaki kardeşlik, Türkiye sosyalistlerinin ve vicdanlı Müslümanlarının faşizme karşı Kürtlerle daha güçlü dayanışmalarını ve sorumluluklarını yerine getirmesini emretmektedir.