Yakıt vergisi geliyor; Rüzgar tribünleri sahiller boyu inşa edilecek; Güneş panelleri devreden çıkarılacak; Atom enerjisi 2035 yılına dek sadece yüzde 25 oranında düşürülecek; Fransa Avrupa’nın vergi yükü (sosyal güvenlik katkısı ve vergiler) en yüksek olan ülkelerinin başında geliyor… Emanuel Macron, halkın nabzını yoklamadan, yükü ağırlaştırdı. Şimdiye kadar olduğu gibiydi, ol hikaye. Dört/beş yıl için seçileni bir yıl sonrasında tanıyamazsınız ve yapılacak birşeyiniz kalmaz(!?). Çünkü, bir yıl önce sandığa gitmiş ve dört yıl boyunca polis tarafından dipçiklenmek için sandığa oy atmıştınız (Herbert Marcuse). Obama geldiğinde, ilk konuşmasında, dünyada milyonlarca ilericiyi dahi ağlatacak kadar etkili bir konuşma yapmıştı. Sonra, Obama yönetimi, 9 ülkede fiili silahlı çatışmaya karışarak, ABD’nın son on yıllardaki en silahşör yönetimi oldu. Macron, 15’inde delikanlıymış, 45 yaşındaki öğretmenine aşık olmuş. Seçildiğinde bu romantik(?) hikayeden puan topladı. Genç ve dinamik adam Macron, Avrupa’yı ABD’ye karşı stabilize edecek enerjisiyle, AB ülkelerinin favorisiydi. Ancak, yukarıdaki ekonomik yük ve Fransız egemen siyasi erkinin halktan kopuk kibirli yönetimine karşı, spontane bir hareket başladı. 17 Kasım 2018’de Fransa ve Belçika’da “Sarı Yelekliler“ namıyla sosyal bir hareketlilik başladı. Yakıt vergisine karşı (2018 yılında yüzde 18 artış) ülke çapında yürüyüşler düzenlendi. Protestolara şimdiye kadar 300.000 kişi katıldı. 24 Kasım’da bu sayı 106.000 olarak basına yansıdı. 5000 kişi Champs-Elysee’de yürüdü. 1 Aralık tarihinde 5.500 kişi Champs-Elysee’de protestolara katıldı ve hükümetin güvenlik güçlerinin sayısı 5000 polis. Resmi sayılara göre Fransa genelinde 36.000 kişi protestolara katılmıştı. Yakıt vergisinin yükseltilmesine karşı yükselen protestoların, temelde Macron yönetiminin politik rotasından rahatsız olan kitlelerin başkaldırısı olduğunun tartışıldığı bir kavşaktayız. Egemenlerin politik yönetiminin küstahlığına karşı yükselen protestolar, devam edecek. Yapılan kamu araştırmalarına göre, Macron’u seçenlerin yüzde 54’ü “Sarı Yelekliler Hareketi“ni destekliyor. Fransa genelinde “Sarı Yelekliler Hareketi“ni destekleyenlerin oranı yüzde 73. Kızıl renk taşımayan bu protesto, ilk planda Macron yönetimini de şaşırtmıştı(?) Macron yönetimi, “Sarı Yelekli”lerin, sağ radikal politikacı Marine Le Pens (Ulusal Cephe) tarafından kışkırtıldığını duyurdu. Sonra, yürüyüşe katılan bir Fransız vatandaşı, neden protestolara katıldığını duyurdu: “Yaşam ödenmez oldu. Bir ekmek almak bile zor. Artık insan sadece iki seçeneğe sahip: ısınmak veya yemek”. Fransa İçişleri Bakanı, 1 Aralık’taki protestolara 1500 şiddet yanlısı kişilerin katıldığını duyurdu. 200 kişi tutuklandı, 65 kişi yaralandı (11’i güvenlik görevlisi). Kronolojiye bakarsak, bu hikayeyi hep bir yerlerden tanıdığımızı hatırlamaz mıyız? Ama, protestonun içinden bir kadın sesi, kitlelerin sosyal/psikolojik nedenlerini şöyle aktarıyor: “Kasiyerim, aylığım 1500 Euro. Bundan 550’si kiraya gidiyor, sonra yan masraflar. Bu imkansız birşey. Sayın Macron, artık bu yükün altından kalkamayız.“ Bu biraz da, Paris’te devrimin startı gibi bir söz! Sonuçta kıpırdayan bir Paris var. Macron yönetiminin kabusu, Kent Paris’teki kıvılcımın kentlere yayılması. Kötü olan ise, Paris’teki egemenlerin başkaldıranlara karşı küstahlığı.