Eğer bir Kerbela aranıyorsa…
Forum Haberleri —

.
- Eğer bugün bir Kerbela aranıyorsa o çoktan Kürdistan’ın ikinci ismi olmuş. Sömürgeciler kadim topraklarda tecavüzcüleriyle, talan ve zorbalığıyla Kürt’ün namusunu ganimet bilerek saldırmakta.
DEVRİM GEWDA
2005 yılından bu yana Türkiye’nin seyri bilinmeyen mecralara doğru sürüklenip giderken, beraberinde nice güzellikleri de bizden çalıp götürdüğünün farkında mıyız? Bugünlerde yaşam dediğimiz olgunun gerçekten izahı yapıla bilinir mi? Ya da gerçekten yaşadığımız bu günleri tarihin nasıl yazacağından haberdar mıyız? Sosyal mecralarda slogan atarak gidenlerin ardında onları iki cümle ile anmak bu ceberut akıncıları durduracak mı? En son tecavüzcü Musa Orhan vakası da bize gösterdi ki, bu sistem bir tecavüz ve akıncılardan oluşan en değme kırk haramileri bile aratmayacak yeniçağın gangsterleridir. Bu akıncılar için Kürt’ün Alevi’si, Sünni’si ya da Êzîdî’si fark etmez, çünkü Kürt halkının ‘K’sini duyunca kırmızıyı gören Boğa misali saldırganlaşmakta ve çılgına dönmekteler. Dikkat edilirse Kürdistan'ın her tarafında farklı tarihlerle tecavüzler gerçekleştirerek özgür Kürt’ün iradesini kırmak için çok sistematik bir özel savaş yürütmektedir. Kürt ulusunun birliğini parçalamakta ustalaşmış olan bu tecavüzcü sistemle komple bir mücadele yürütmediğimiz sürece kanayan yaramız kangrenleşmekten kurtulamayacak.
Sömürgeci sistem en çok inanç değerlerimiz üzerinden bizi parçalamakta, bizi birbirimizden uzaklaştırmakta. Geçmişten günümüze Alevi, Sünni, Êzîdî çatışmaları yaratarak bir ulusun önüne inanç olgusunu koyarak kimliksiz bir halk haline getirmek için oynamadığı oyun kalmadı. Bu konuda binlerce örnek sayıla bilinir. M. Nuri Dersimi, Şex Seyid Cemil Paşazade ve birçoğunun hatıratlarını okursanız bu akıncıların Kürt halk kurtuluş savaşların da nasıl ahlaksızca yöntemler izlediklerine tanık olursunuz. Sayın Öcalan, “Bir kimlikle ne kadar oynarsanız onu tanımlamak ve bir araya getirmek o kadar zor olur” belirlemesinin altını çizerken, bugüne ışık tutuyor. İşte Başûr’da KDP’nin ulusal birliğe gelmemesi için yapmadıkları şey kalmıyor. Özcesi iç barışını sağlayamıyorsan siyasetinde tutmaz. Bunların hepsi ilhamını Kürt kimliği üzerinde sömürgecilerin yarattığı tahribatlardan alıyor.
Sömürgeci Türk devleti ne zaman ki Kürt Özgürlük mücadelesi ile girdiği savaşta çıkmaza girince kirli yöntemleri devreye sokmuştur. Gülistan Doku, İpek Er ve birçoğu Türk devletinin tecavüzcü kadroları tarafından bilinçli gerçekleştirilmiştir. Dikkat edilirse 2013-2015 tarihleri arasında Bakur Kürdistanında vakur bir hava hâkimdi. Uyuşturucu, taciz, hırsızlık, tefecilik ve kan davası gibi olaylalar yok denecek düzeye gelmişti. Savaş derinleşip Türk devleti çıkmaza girince kirli yöntemlere başvurarak başta gençlik ve kadın şahsında toplumu yozlaştırmak istemiştir. 1993 Madımak ve 1995 Gazi katliamı da böyle bir süreçte Türk devleti tarafından tezgâhlandı.
Kürt toplumu olarak şurası artık kesin ve bir hakikat olarak karşımızda durmakta. Bu sistem bizi Alevisi, Sünnisi, Êzîdîsi diye ayırmadan kökümüzü kazımak için emin olan İttihat ve Terakki’den bu yana hiç soluk almadan aynı yolun yolcuları olarak, sadece konjonktürel yaklaşarak kimi yerlerde zaman kazanmak için kim yerlerde ise görmezden gelmiş gibi yaparak sürecin olgunlaşmasını beklemiş. Toplumun öncüleri olarak rol oynaması gereken Şeyh, Mola, Pir, Dedeler ve kanat önderleri başta olmak üzere bu tecavüzcülere güçlü bir sesle dur demenin zamanı gelmişken sesiz kalarak, vicdan azabı çekerek, sorumluluktan kaçarak bu toplumun acı çekmesine ne zamana kadar göz yumulacak? Hz. Peygamberin “Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır” sözü karşısında hiç mi vicdanınız rahatsız olmuyor? ‘Hak, Muhammed, Ali yolu’ haksa o zaman neden bu hakikat yolu izlenmez ve sesiz kalarak Yezitlerin zulmü temaşa edilir? Bunu söyleyerek abartmış olmayız.
Eğer bugün bir Kerbela aranıyorsa o çoktan Kürdistan’ın ikinci ismi olmuş. Sömürgeciler kadim topraklarda tecavüzcüleriyle, talan ve zorbalığıyla Kürt’ün namusunu ganimet bilerek saldırmakta. Kimsenin yaşam garantisinin olmadığı bir ülkede zalimlere karşı tek seçeneğin direnmek olduğunu bildiğimiz halde zulmü temaşa etmek sadece kendinden kaçmak ve hakikatle yüzleşmemektir. Gülistan Doku ve İpek Er’in tecavüzcü katilleri sokaklarda serbest dolaşarak elleri tetikte Kürt’ün kanını dökme peşinde. Her şey bu kadar sade ve berrak olduğu halde bunu farklı gerekçelerle izah etmeye çalışmak tecavüzcü sistemin değirmenine su taşımaktan başka bir şey değildir.
Hülasa bir toplumda eğer adalet için birileri canını ölüme yatırıyorsa orada herkesin külahını önüne koyup düşünmesi gerek. Ebru Timtik bu akıncılara karşı bir kadın olarak belki kimsenin kendinden başkasına önermeyeceği bir eyleme başvurarak sonuna kadar direndi. Evet, Ebru’yu kaybettik ama Ebru’dan direnmeyi öğrendik. Yaşamın diğer adı direnmek ise direnerek bu tecavüzcüleri, talancıları, katilleri, akıncıları durdura biliriz. Direnişine zamanında güçlü sahip çıkamadığımız için özeleştirimiz onun yarattığı direnişin izinden gitmek olmalı. Başka canlar yitip gitmeden demokratik ulusta birlikteliği sağlamak istiyorsak bu tecavüzcü sisteme karşı çokta tekrarladığım bir öz değişimi tekrarlamak istiyorum. Bu faşist, dinci, tecavüzcü, sapkın akıncılara karşı Sebat, Sebat…







