Sandık için geri sayım başladı. Artık son haftadayız. HDP’nin mitingleri coşkulu ve kalabalık geçiyor. Yüzde 10 barajı bambaşka bir dinamizm ve heyecan yarattı. Parti olarak seçime girmek bir riskti ama HDP yüzde 10 barajını fırsata çevirdi.
HDP, birçok ilde ilk kez miting düzenledi. İzmir, İstanbul, Muğla, Aydın, Manisa ve Adıyaman mitingleri göstermiştir ki HDP’nin baraj sorunu kalmamıştır. Aksine meydanlarda toplanan kitle daha büyük yüzdelere tekabül ediyor.
Erdoğan’ın ve savaş ekibinin tüm gücüyle saldırıyor olması HDP’nin seçim kampanyasını doğru bir strateji üzerine kurduğunu gösteriyor.
Bir elinde Kur’an, bir elinde 12 Eylül anayasası ile meydanlara çıkan Erdoğan ve AKP yöneticilerinin Kürt hareketini bölme, parçalama çabaları sonuç vermediği gibi tam tersi bir etki yarattı. Kürtleri daha fazla birleştirdi.
Adana, Mersin, İstanbul, İzmir gibi kentlerde şimdiye kadar AKP’ye oy veren Kürtler, artık HDP’ye yöneliyor. İktidarın Diyarbakır, Van, Batman mitingleri hüsran vericiydi. Ki, Erdoğan ‘Kürt kardeşlerim beni anlamıyorlar’ demek zorunda kaldı.
Meclis çoğunluğuna sahip bir iktidar dönemi daha geçirse bile AKP ciddi oranda oy kaybediyor. Başlangıçta 400 milletvekili söylemleri sona erdi. Sonra ‘330’da olur’ dediler. Artık onu da söylemiyorlar. Ellerinden gelse seçimi iptal edecekler.
Bütün faşizan saldırılara, tahriklere karşı Kürt hareketi serikanlı bir tutum takındı. AKP’nin HDP üzerinden kurduğu oyun planını boşa çıkarttı.
Son bir haftada HDP’ye yönelik daha sert provokasyonlar olabilir. Ancak esas provokasyonu 7 Haziran gecesi deneyebilirler.
Hukuku askıya alan, yolsuzluk yapan, HDP’yi bombalayan, gazetecileri cezaevine göndermekle tehdit eden, tecavüzcü IŞİD ordusuyla ortak iş yapan bir hükümetin halkın iradesine saygı göstermesini beklemek saflık olur.
New York Times, Avrupa Birliği, AGİT bile oyların çalınacağını endişesi içinde. Çünkü ortada her şeyi çalan gözü dönmüş bir hırsız var.
“Kefenimizi giydik geldik” edebiyatı yapan Tayyip Erdoğan’a göre ne olursa olsun, HDP barajı geçmemeli. Bunun ne anlama geldiğini hepimiz biliyoruz.
2007’den itibaren seçimler temiz, adil ve güven içinde yapılmıyor. Önceki seçimlerde de hile tartışmaları olurdu, ama hiçbir zaman bugünkü kadar ayyuka çıkmamıştı.
CHP’li Sezgin Tanrıkulu, 7 Haziran 2015 seçimlerinde, hilelerin bilgisayarlar ve ağ sistemlerine müdahale şeklinde olacağını söylüyor. Tanrıkulu, büyük hilelerin il ve ilçe seçim kurullarında sandıklardan gelecek sayım sonuçlarının YSK sistemine kaydı sırasında yaşanacağını, oyların AKP’ye yazılacağını iddia ediyor.
Eğer Tanrıkulu’nun söyledikleri doğruysa bu Türkiye’yi dinamitlemek olur.
Aslında Newroz’dan bu yana Kürt hareketine karşı devletin başlattığı yeni bir savaş konsepti var. Seçim sonuçları ise AKP’nin savaşı nerede yürüteceğini belirleyecektir.
Eğer HDP’yi baraj altında bırakır, kendilerine de istedikleri oyu yazarlarsa, 8 Haziran’dan sonra başka bir Türkiye’ye hazır olmak lazım. Her şeyden önce ülke çok derin bir sistem krizine girecektir.
Oylar çalınıp, HDP Meclis dışına itilirse elbette felaket olur, savaş ilanı olur. AKP savaşı sadece Türkiye ve Kuzey Kürdistan’a değil, Rojava’nın Afrin kantonuna da taşıyacaktır.
AKP bu kez yanına IŞİD ve HÜDA-PAR’ı da alarak 2011 genel seçimlerinde olduğu gibi içeride ve dışarıda Kürt hareketini tasfiye etmek için saldırıya geçecektir.
Zaten AKP’nin anayasası niteliğindeki ‘İç Güvenlik Yasası’ kitlesel tutuklamalar, yasaklamalar, medya infazları ve açık bir diktatörlüğün ilanı için çıkartılmadı mı?
Elebette buna karşı Kürtler de boş duracak değil.
7 Haziran’da Erdoğan hileyle seçimleri gasp ederse, Kürdistan’da farklı arayışlar gündeme gelir. Kürtler, yeniden Devrimci Halk Savaşını ve Demokratik Özerkliği çok güçlü bir şekilde gündemine alır. 6-7 Ekim’den daha büyük kalkışmalar olur.
Erdoğan ve savaş ekibi Türkiye’yi dinamitlemek istiyor. Buna karşı 7 Haziran gecesi Kürtler, Aleviler ve tüm demokrasi güçlerinin hem sandıklarda hem de Ankara’da nöbet tutmaları gerekiyor.