Her türlü entrikaya başvurular. Her türlü olanağı, yolu yöntemi ilkesiz, vicdansız ve ahlaksız bir şekilde uygulamaktan kaçınmazlar. Toplu katliamlar, cinayetler, kriminal suçları yaptırır veya  göz yumarlar.  Halkların, toplumların ve insanların kıymeti, bu çıkarlar sözkonusu  olduğunda; değersiz bir ayrıntıdır.  Tarihte Roma elitlerine senotada bir öneri sunulur. Öneri şudur: Sayıları yaklaşık kırk bini bulan, topraksız Roma vatandaşları için, elitlerden yüzde on nisbetinde toprak dağıtılması önerilir. Yani yüz dönüm toprağı olan, on dönümünü veririse bu mesele çözülecek. Hakaniyetli olmazsa bile çözülmüş olacak ve Roma rahatlayacak. Romalı elitlerin, günlerce süren tartışmalarından sonra cevabı şöyle olmuştur: Biz kendi topraklarımızı vermeyelim, başka ülkelerin topraklarını işgal edelim,  kırk bini aşkın topraksız Romalı vatandaş da bu savaşın, işgalin askeri olsunlar. Ama elde edilecek olan yeni toprakların sahibi yine biz olacağız. Topraksız vatandaşlara, sadece işletme hakkını verelim ve bu meseleyi böyle çözelim!? İşte Romalı elitlerin bu zihniyeti, bugünkü  elitlerin de zihniyetidir. Bu temelde hangi zihniyetten hak-hukuk, adalet ve demokrasi beklendiği iyi anlaşılmalıdır. Dünya bir tarafa onların çıkarları bir tarafa.  Hak-hukuk, adalet, demokrasi onların çıkarları garantiye alındıktan sonra ve ancak onların çizdiği çerçevede olur. Bu elitler tüm dünyada olduğu gibi, çıkarlarını koruma ve garantiye alma kirli faaliyetlerini bölgemizde de, yani Ortadoğu’da yerel işbirlikçiler, diktatörler ve despotlar eliyle yürütür.  Kendileri direk müdahil olmazlar maskeleri vardır, masaları vardır. Türkiye de denebilir ki gelmiş geçmiş tüm hükümetler veya iktidarlar, elitlerin izni ve icazetiyle, onların bölgesel ve ülkesel çıkarlarının hizmetinde çalışmışlardır. Türkiye de yapılan darbeler, hükümet değişiklikleri hepsi bu kapsamdadır. Sadece hükümetler değil akademik kurumlardan medyaya ve hatta siyasi partiler ve TÜSİAD, MÜSİAD gibi bazı sözde sivil toplum örğütleri bu kapsam içindedir. Bugünkü  hükümet ve onu destekleyen cemaat veya medya bu icazet doğrultusunda faaliyet yürütmektedir. Petrol, silah ve benzeri uluslararası global şirketlerin hizmetinde siyaset yürütmekteler. Başta Kürt halkının, Türkiye ve Ortadoğu halklarının özgürlük ve hakkaniyetli  demokrasi taleplerine yönelik yürütülen bastırma ve saptırma faaliyetleri bu çerçevededir. Şu anda Suriye üzerinde yürütülen siyaset, yine bu çerçevededir. Kofi Annan diğer işbirlikçiler gibi elitlerin icazetli bir memurudur. 
Bütün bunlar bilinmeyen durumlar değilse de; halklar adına siyaset yaptığını iddia eden bazı gafillere hatırlatmak gerekiyor. Kürtler üzerinde ise bir eğilim yaratılarak sonuç alınmak isteniyor. Eğilim şudur; yoksul Kürt halkının, yoksul Türkiye ve Ortadoğu halklarının çıkarını, özgürlüğünü, hakkaniyetli, haysiyetli yaşamını esas alan siyaset tasfiye edilmeli ve elitleri esas alan, işbirlikçi siyaset ve onun şahısları öne çıkarılmalı, muhatap alınmalı, partner yapılmalıdır. Bu yüzden sadece son üç yıl içinde, milletvekillerinden başlayıp, belediye başkanları, parti il ve ilçe temsilcileri, halkın onurlu özgürlüğünü esas alan her düzeyde temlicisi, akademisyenler, yaşı onsekizin altında binlerce çocuk, gazeteciler, hukukcular sayıları onbinleri bulan tutuklamalar günlük yapılmaktadır. Şu anda cezaevlerinde ki insan sayısı 230 bin civarındadır. Hükümeti, askeri-polisi, yargısı, medyası, akademisyeni global elitlerin ve onların yerli işbirlikçilerinin  hizmetinde, yarışırcasına çalışmaktalar. Sahte umut, sahte beklenti, sahte lider ve temsilcileri öne sürerek. Gerçek halk temsicilerini muhatap almayacaklarını küstahça ilan ederek, halkın devrimci evlatlarını ve halkların birleşik özgürlük haykırışını terörize ederek. Yeri gelmişken, Latin Amerika halklarının bayraklaşmış bir şiarını burda anmak isterim. ‘Unido el pueplo, gama sera vensido!’ Yani birleşik halk yenilmezdir. Bugün aydınlanmış birleşik Kürt halkının -Türkiye halklarıyla yürüttüğü birleşik- mücadelesi, artık yenilmezdir. Katliam, işkence, cinayet, şaibe, itibarsızlaştırma, dedikodu, kafa karıştırma faaliyetlerini günlük yaparak, bazı zaaflı insanlarda, bazı yetmezlerde eğilim yaratıp, onu bir çatlağa ve giderek parça-lanmaya dönüştürme çalışması beyhude  bir çabadır.
 Sayın Abdullah Öcalan şahsında uygulanan  tecrit ve muhatap almama siyaseti, Kürt halkının, Türkiye ve Ortadoğu halklarının, emek cephesinin,  onurlu özgürlük ve demokrasi mücadelesini bastırma, muhatap almama siyasetidir. Strasbourg'da, Kürt halkının 15 yiğit devrimci evladı şahsında ve Türkiye cezaevlerinde yürütülen açlık grevi direnişi, işte bu taaruza, bu hileye bu oyunlara karşı yürütülmektedir. En ileri düzeyde en yüksek bir fedakarlık ruhuyla. Hem de global elitlerin yetkili siyaset organlarının burnunun dibinde. Bu zalim, kirli siyaseti tüm dünyaya deşifre ederek. Elitlerin insana hakim kıldığı ölüm korkusuna, kölelik zincirine ve hertürden eğilim yaratma gayretine, ti çekerek.
Bu anlamda üçüncü zaman dervişlerinin direnişi kahramanca ve tarihsel önemdedir.

ERDİNÇ BAYSAL