Her devrim kendinden önceki devrimin devamıdır.

İnsanlık tarihinin muazzam zaman dilimlerine bakarsak, devrimlerin birbirlerini büyük bir hızla izlediğini görürüz. Yakın devrimler çağına bakın: 1789 devrimini 1848 devrimi, onu 1871 Paris Komünü izledi, ardından Rusya’da 1905 devrimi, derken, şimdi 100. Yılını kutladığımız Ekim Devrimi, Çin Devrimi, Küba Devrimi izledi…

Hepsinin aralarında yıllar var. Biz yaşayan insanların hayatları bakımından bu uzun aralıklar insanlık tarihi açısından saliselere eşittir. O nedenle bu çağ devrimler çağı olarak anılmıştır.

Bitti mi?

Sosyalizmin yıkılmasıyla dünya devrimci süreci durmadı.

İşte Rojava…

Ekim Devrimiyle benzerlik var. Kürdistan’ın dört parçası da kapitalizmin en geliştiği yerler değil. Tersine. Dört devletin sömürgeciliği buraları varlık içinde yokluk bölgeleri haline getirdi. Tüm Ortadoğu’ya hayat veren su burada… Şimdi Suudları birbirine düşüren Petrol Kürdistan topraklarının altında.

Evet. Şimdi Kürdistan’da bir “devrim durumu” ortaya çıksa. Aynı anda Türkiye, İran, Irak ve Suriye devletleri “eskisi gibi yönetemez” duruma gelse. “Dünyayı Sarsan On Gün” içinde Kürdistan İşçi Partisi (PKK) dört parçanın yer aldığı bütün devletleri yıksa ve iktidara gelse… Ne olur?

Gorbaçov’un başkanlığındaki Sovyetler Birliğine ve Barzani’nin başkanlığındaki Güney Kürdistan Federe bölgesine ne olduysa o olur.

Madem sosyalizmin maddi ve öznel ön koşullarının henüz yeterli düzeyde oluşmadığı yerlerde devrimci süreçler ortaya çıkıyor, o halde sorun bu “devrimci süreci” devletin değil, halkın yönettiği uzun ve zengin bir “eğitim süreci” olarak görmekte. “Darbeci” acelecilik devrimci süreçlerin ölümüne yol açıyor.

Darbeci aceleciliğin zıddı ise reformcu sürünüş de en az onun kadar devrimci süreci yozlaştırıyor.

Şimdi bizim karşımıza çıkan Öcalan’ın önderliğinde ve PKK’nin, PYD’nin öncülüğünde yürüyen ve bağrında bütün mücadele biçimlerini şayan-ı hayret bir uyumlulukla birleştiren, gerilla savaşından serhildanlara, müzakerelerden diplomasiye uzanan bu mücadele Kürt halkını ve giderek diğer halkları demokrasinin ilkokulundan lisesine, oradan üniversitesine, giderek doktora eğitimine tekabül ediyor.

„Önce demokratik devrim olacak, bir demokratik diktatörlük kurulacak, bu halkı sosyalist devrime hazırlayacak, sonra bir devrim durumundan devrime sıçranacak, bu defa proletarya diktatörlüğü kurulacak ve o halkın her bir bireyini yeni insanlaşma sürecinde eğitecek…”

Elbette Lenin de, Marks da, tüm Marksisteler de “devlet” denilen ve ünlü benzetmeyle “leviathan” diye de tabir edilen bu bürokratik mekanizmayı insanlığın hayatından çıkartmayı amaçladılar.

Olmadı. Devletli demokrasi ve devletli sosyalizm, bizzat o devletin “isminden” bağımsız olarak her şeye egemen olmasıyla yokoldu; Leninistler devleti sönümlendirmek istiyordu, ama devlet sönümlenmek şöyle dursun demokrasiyi ve sosyalizmi sönümlendirdi.

Bazıları PKK Önderi’nin “devlet teorisi” hakkındaki görüşlerine kafa yatıramasa da, şimdi yaşadığımız ”kırkıncı yılındaki devrimci süreç” bize, bir halkın “devletsiz demokratikleşmesine”, devletsiz “demokrasi uluslaşmasına”, devletsiz “sosyalizme hazırlanmasına” dair eşsiz veriler veriyor.

Şu anda Ortadoğu’da, ilk buğdayı eken halk, dünyanın en ileri örgütçü yeteneklerine, her krizli durumdan yaratıcılıkla çıkma becerisine sahip biricik halk olarak insan uygarlığına öncülük ediyor. Onun devleti yok. Ama devrimci süreci var. Bu kırk yıllık eğitim sürecinin daha da öte aşamalarında, halk öyle büyük yeteneklere kavuşmuş olacaktır ki, onun zaten “halkı yöneten” bir devlete ihtiyacı kalmayacaktır.

O günün birinde elbette “devlete” sahip olacaktır. Ortadoğu Ortak Evi dediğimiz konfederal birliğin devletini bu halk, gerçekten kendisine hizmet eden bir hizmetçi haline getirecektir. Nasıl?

Her sokakta, her evde ve her odada “öz savunma gücüne” sahip olarak, o devletin dişlerini sökerek ve kazandığı muazzam üretici, örgütleyici, kendi kendini yönetici yeteneklerine dayanarak…

Ekim Devrimi devam ediyor. PKK’nin 40. Kuruluş yılında “Üçüncü Dünya Savaşı” sürecine, o savaşın bulunduğu topraklarda “demokratik uluslaşma süreci” olarak devam ediyor.