100. yıldönümünde tartışmaların yapıldığı bugünlerde Ekim Devrimi’nin gerçekleştirdiği çözümlerle Katalonya ve Başûrê Kurdistan’da olanların zıtlığını kıyaslamakta yarar var.
Şu birkaç hafta içinde ne oldu? Katalonya, bağımsızlık referandumu yaptıktan sonra bağımsızlığını barışçı yolla ilan etmeye hazırlanırken, önce referandumu engellemek için İspanya’nın militarist güçleri Katalonya halkına saldırdı. Yüzlerce insanı yaraladı. Ardından bağımsızlıkçı iki kitle örgütü liderini tutukladı. Daha sonra özerk bölge hükümeti bakanlarını tutukladı. Başkan Puigdemont ise tutuklanmaktan ancak AB başkenti Brüksel’e kaçmak zorunda kalarak kurtuldu. Fakat İspanya başsavcılığı Puigdemont hakkında tutuklama kararını gıyabında çıkardı ve hapse atmak için geri istiyor. Barışçı da olsa Katalonya’nın demokratik bir hakkı kullanmasına, İspanya burjuva devleti, militarist zorla ve zindanla saldırdı. Katalonya’nın özerk bölge statüsünü kaldırmaya hazırlanıyor.
Güney’de olan da Katalonya’da olanın çok daha militarize biçimi ve ağırı. 25 Eylül referandumunda, Katalonya’dan daha yüksek katılım ve yüksek evetle bağımsızlık isteği oldu. Fakat Katalonya’dakinden farklı olarak Barzani-KDP bağımsızlık ilan etmeyecek ama kendi iktidarını güçlendirmeye ve statüsü belirsiz /fiilen Kürdistan güçlerinin egemenliğindeki yerlerde egemenliğini güçlendirmeye çalışacaktı.
Fakat Irak Şii yönetimi, Heşdi Şabi milisleriyle Irak ordusunu Kürdistan federe bölgesine sürdü. 200’ün üzerinde KYB peşmergesini öldürdü. Statüsü belirsiz ama 2014’ten bu yana fiilen Kürdistan bölgesi içinde olan başta Kerkük ve Şengal olmak üzere çok sayıda kent ve ilçeyi işgal etti. 2003’teki sınırlara Kürdistan Bölge Yönetimi’ni geri sürdü. Bununla kalmadı Kürdistan sınır kapılarını da gaspetti.
ABD, Avrupalı emperyalistler ve Rusya da çıkarlarını Irak Şii yönetiminin yanında durmakta gördüler, olana ses çıkarmadılar.
Yine ilginçtir, Üçüncü Dünyacı şovenistlerin ‘ABD ve AB emperyalistleri küçük devletler yaratmak için ezilen ulusları ayrılıkçılığa kışkırtıyor’ doğmasını çürütürcesine bu emperyalist devletler İspanya ve Irak Şii yönetiminin ilhakçılığını ve militarist saldırganlığını destekledi.
100 yıl önce Ekim Devrimi’nin hakları gasp edilmiş sömürge ve ezilen uluslar için gerçekleştirdikleriyle kıyaslayalım.
Ekim Devrimi, Bakanlar Kurulu’nu kurar kurmaz, Halklar Komiserliği (Uluslar bakanlığı) hemen ilk günlerde;
“Tüm ayrılma ve bağımsız devlet oluşturma hakları da dahil olmak üzere Rusya’da yaşayan halkların serbestçe kendilerini idare edebilme hakkını” kararlaştırdı ve ilan etti.
Fiilen de olan şuydu. Ekim Devrimi, Çarlığın sömürge ve ezilen ulusları üzerindeki boyunduruğunu kırıp attı. Onların öncelikle kendi kaderlerini kendilerinin tayin edeceklerini, kendilerini yönetmede özgür ve bağımsız olduklarını ilan etti. Yine ayrı devlet ve bağımsızlık hakkı baki kalmak ve anayasal statüde devam etmek üzere, ulusların gönüllülük temelinde özgür birliğinin biçimi olarak federatif 16 cumhuriyetin birliğine dayanan Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’ni 1922’de kurdu.
Finlandiya kendi burjuvazisi önderliğinde ayrı devlet olarak kaldı, SSCB’ye katılmadı ve Ekim Devrimi’nin liderleri ve güçleri bağımsızlığını barışçı tarzda tanıdı. Lenin, işçi sınıfı iktidarı açısından burjuva Finlandiya’nın bir gerilik olmasına rağmen, halkların emekçi sınıflarının enternasyonalist güven duygusu açısından ilerleme olacağını, örneğin emperyalist güçlerin olası saldırısına Finlandiya emekçilerinin katılmayacakları öngörüsü ve vurgusunu yaptı.
Ekim Devrimi, ulusal topluluklara ise ulusal Özerk Cumhuriyet, ulusal Özerk ve Yerel Bölge statüleri ile ulusal dilinde eğitim özgürlüğü kazandırdı. Ezilen ve sömürge uluslar için tarihin en ileri çözümlerini gerçekleştirdi.
Katalonya ve Güney Kürdistan halkları barışçı referandumlarla bağımsız olma niyetlerini sadece gösterdiler. Ama bağımsızlık için eyleme geçmeden bile ilhakçı şoven egemen ulus burjuvazilerinin, militarist zoruyla var olan kısmi haklarını da kaybetmekle yüzyüze bırakıldılar.
Burjuva emperyalist devletler, yalnızca ezilen ve sömürülen sınıflar üzerinde değil, ezilen ve sömürge uluslar üzerindeki boyunduğu ve egemenliğini sürdürmek için de asla barışçı davranmazlar, bu amaçla işlemeyecekleri cinayet yoktur.
Bütün barışçı lafazanlıklar ve kısmi çözümlerdeki sahte gülücükler altında gizledikleri, ilhakçı ve sömürgeci zalimliği, zamanı geldiğinde gösterirler. Çünkü bu boyunduruk sayesinde rakipsiz hakim olduğu ek bir pazar(lar)ı korur, hem de “bölücü” tehlikeyi göstererek egemen ulustan halkı kendi gerici destekçisi haline getirirler. İspanya ve Irak Şii burjuvazileri ve devletlerinin yaptıkları da budur.
Puigdemont ve Barzani halkların demokratik güçleri yerine, birincisi AB emperyalistlerine, ikincisi Türkiye/Erdoğan faşizmine ve ABD’ye güvenmekle, hayal kırıklığına yolaçtılar.
Rojava Devrimi’nin güçleri, Ekim Devrimi’nin gösterdiği yolda, halkların demokratik ve devrimci güçlerine güvenip belbağlayarak, hayal kırıklığını önlediler. Hem halkların özgürlük ve bağımsızlık hakkını güvenceye alacak güç/bilinç birikimi sağlıyorlar, hem de gönüllülük temelinde özgür birliği, halkların kendilerini özgürce yönetmelerini sağlıyorlar. Ezilen ulusların ve Kürt ulusunun güvenceli geleceği bu ışıklı yoldadır.