• Meclis'te yeni bir torba yasayla ekolojik saldırı ve yok etme politikalarının önünün açılmak istendiğini belirten DEM Partili İbrahim Akın, "Özellikle Kürdistan ciddi ekolojik saldırı altında. Ortak, topyekun bir mücadele ile bu politikaları durdurabiliriz" dedi. 

 

Türkiye ve Kürdistan coğrafyasını sermayeye peşkeş çeken, ekolojik talanın önünü açan AKP iktidarı, yeni bir torba yasayla bu politikalarını daha da genişletmek istiyor. Meclis’e getirilen torba yasada yer alan kimi yasa maddeleri meraları ve ormanları yok edecek uygulamaların önünü açıyor. 27 Mayıs'ta Meclis Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu’ndan geçen "Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi" 2 Haziran'da Meclis Genel Kurulu'nda görüşülmeye başlandı. Bu kanuna karşı hazırlıklı olduklarını ve şerh düştüklerini belirten Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) İzmir Milletvekili İbrahim Akın, konuya dair MA'ya konuştu.

Anayasa'ya aykırı

Akın, 2025'te 5 ayrı torba kanunda ülkenin genel iklimi ve ekolojik hayatıyla ilgili ağır kararlar alındığını belirterek, bu yasaların Anayasa'nın birçok maddesine aykırı olduğunun altını çizdi. Yeni torba yasa içerisindeki kanunların ağır saldırıyı da beraberinde getirdiğine işaret eden Akın, yeni torba kanundaki maddeleri, "Bir boyutu; insanların çiftçilik yaptıkları alanları artık toplulaştırmak ve onlara orada sözleşmeli çiftçilik yaptırmak istiyorlar. Başka türlü üretim yapmalarını ortadan kaldırmak istiyorlar. Sözleşmeli çiftçilik; insanların kendi tarlasında ürettiklerini bizzat şirketlerinin inisiyatifinde bir bağlantı kuruluyor. Bu bağlantı çerçevesinde nerede ne yapacağını, nasıl üreteceğini ve hangi üretimi yapacağını sözleşme yaparak, yapmak zorunda kalıyor. Yani açıkçası bizim gördüğümüz, şimdiye kadar yaygın uygulanan ama şimdi yasal olarak da zorunlu hale getirilen bir durum" sözleriyle özetledi. 

Çiftçiye kölelik

Bu durumun kişinin kendi tarlasında dahi özgür olamayacağı anlamına geldiğini kaydeden Akın, sermayenin ve şirketlerin isteklerine ve taleplerine göre çiftinin köle yapılmak istendiğini vurguladı. Meralarda 2B sistemini değiştirmeye çalıştıklarını ifade eden Akın, meraların, yarı ormanlık alanların ortadan kaldırılmak istendiğini söyledi. Akın, asıl amacın ise piyasa oluşturarak şirketlerin talepleri ve ihtiyaçlarını karşılamak olduğunu belirtti. Söz konusu torba yasayla birlikte çeltik üretimiyle ilgili deniz ya da su kaynağına 500 metre sınır şartının 50 metreye indirilmek istendiğini ifade eden Akın, "O çeltik üretimini bu politikalarla daha farklı üretmek istiyorlar. Biz buna 50 metrenin çok yanlış olduğunu, bilimsel olmadığını, damlama sistemiyle ancak sulamanın değerlendirilmesi gerektiğini, onun dışında 500 metrenin korunması gerektiğini söyledik" dedi. 

Kıyılar betonlaşıyor

Yasadaki bir diğer sıkıntının ormanlardaki yaban hayatının bitirilmesi olacağını vurgulayan Akın, Çeşme, Urla, Seferihisar kıyı bölgelerinde özellikle Bodrum ve diğer bölgelerde inanılmaz bir rant alanı açıldığını dile getirdi. Akın, kıyılardaki ormanlık alanların betonlaştırılmaya, kıyı ekosisteminin değiştirilmeye çalışıldığını söyledi.

Her yere saldırı

COP31 kapsamında halkların iklim zirvesini örgütlemeye çalıştıklarını kaydeden Akın, şöyle devam etti: "COP31 dediğimiz hikaye de şudur; Türkiye’nin de içinde bulunduğu Birleşmiş Milletler’in (BM) almış olduğu bir karar var. COP31 Antalya’da yapılacak. Türkiye, buna ev sahipliği yapacak. Ama Çevre Bakanlığı bu konuyla ilgili tamamen manipülasyon yaparak, sözde bu konunun çok önemli olduğunu söylemeye çalışıyor. Bu doğru değil. Biz Türkiye’nin her tarafında bir ortak iklim platformu oluşturmaya çalışıyoruz. Bunun halkların iklim zirvesi çerçevesinde oluşumunu sağlamaya çalıştık. Bütün örgütler bir platform içinde buluşmaya çalıştı. Türkiye’nin her tarafındaki mücadeleyi desteklemeye çalışıyoruz. Karadeniz’inden Ege’sine, Ege’sinden bütün Kürdistan coğrafyasına olduğu gibi her yerde bu saldırı karşısında ortak mücadele etmek gerekiyor."

Kürdistan'da vahim

Gimgim'da (Varto) JES’lere karşı yapılan mücadelenin çok kıymetli olduğunu dile getiren Akın, mücadelenin Türkiye’nin her tarafından desteklendiğini kaydetti. Amed’de de altın madeni şirketiyle ilgili benzer durumlar olduğunu ifade eden Akın, Agirî'nin de yine ekolojik saldırıya maruz kaldığını vurguladı. Emeğe ve kimliğe dönük saldırının ötesinde aynı zamanda ekolojiye dönük ciddi bir saldırı olduğunun altını çizen Akın, "Şu anda Cizre’deki yaşadığımız durum. Petrol çıkartılıyor ama suyu bitirdiler orada. İnsanlar kalamaz hale gelecekler orada. Her yerde topraklarımızın kirlenmesine her türlü şirketlerin saldırısına zemin hazırladıkları bir durum oldu. İnanılmaz ruhsat verdiler, bölgede. Örneğin Diyarbakır’da, Van’da, Muş’ta her yerde korkunç bir ruhsat verdiler. Güneş enerjisiyle, RES’leriyle, JES’leriyle, madenleriyle, altın ve diğer kayagazı madeniyle, özellikle Amed’de kayagazı madeni konusunda Amerika’yla anlaşmış durumdalar. Trump’ın ortak olduğu bir şirket bu işi yapmaya çalışıyor. Bölgedeki halkımızın geleceği bakımından toprağının, suyunun bu kadar saldırı altında olması çok büyük tehlikedir" şeklinde konuştu.

Topyekun mücadeleyle savunma

Akbelen’deki mücadele ile Amed’deki mücadele arasında bağlantı kurulması ve ortak mücadele zeminiyle birlikte bu uygulamaların engellenebileceğini belirten Akın, şunları ekledi: "Mevcut sistem hiçbir yasa, hukuk tanımadan Anayasa’ya aykırı olan her tür yasayı çıkartarak, meclisten çoğunlukla geçirmiş olduğu için biz Anayasa Mahkemesi’ne itiraz ediyoruz. Ama onlar bir maddesini daha değiştiriyorlar. Tekrar getiriyorlar. Dolayısıyla yasamayla önüne geçebileceğimiz bir durumun ortadan kalktığını düşünerek topyekün mücadeleyle toprağımızı, havamızı, suyumuzu savunmamız lazım." İZMİR

***

JES nöbeti sürüyor

Gimgim'a bağlı Xwarik köyünde, JES projesine karşı 3 Mayıs'ta başlatılan çadır nöbetini Dirba, Şexpir, Gakir ve Sarinç köyleri devraldı. 

Mûş’un Gimgim (Varto) ilçesine bağlı Xwarik köyü sınırları içerisinde planlanan Jeotermal Enerji Santraline (JES) karşı kurulan çadır nöbeti 35. gününde. Gimgim Ekoloji Platformu Gençlik Meclisi'nin başlattığı çadır nöbeti alanına "Varto halkı jeotermal enerji santrali istemiyor. Suyuma, toprağıma dokunma" ve "Doğamızı, inancımızı, geleceğimizi savunuyoruz" pankartları asıldı.

Bir ayı aşkın süredir nöbette olan yurttaşlara çevre kentlerden de dayanışma ziyaretleri devam ediyor. Köyler arası düzenlenen nöbet listesi kapsamında nöbeti Eskender, Serçûk, Eynayê Lolan ve Keralix köyü sakinleri devraldı. 

***

Beton santral istemiyorlar

Riha Ekoloji Meclisi, Hewag'ın Qûrûnce köyünde kurulmak istenen beton santralinin hava, su ve toprak kirliliğine yol açacağını belirterek ruhsatın iptalini istedi. 

Riha Ekoloji Meclisi, Hewag (Bozova) ilçesine bağlı Qûrûnce köyünde yapılmak istenen beton santraline karşı basın açıklaması yaptı. Riha Ekoloji Meclisi Eşsözcüsü Serhat Altandağ, beton santralinin başta insan sağlığı, bitki örtüsü ve eko sistem özerindeki olumsuz etkilerinden dolayı, çalışma ruhsatının derhal iptal edilmesini talep ettiklerini dile getirdi. Altandağ, “O bölgede yaşayan insanların sağlık güvenliği sağlanmalı, Antep fıstığı bahçelerine zarar vermeden çevre korunmalıdır. Bizler Urfa Ekoloji Derneği olarak, çevreyi, doğayı ve insan sağlığını tehdit edecek olan tüm yapılaşmaların karşısında olacağımızı, bu tür ekosistemi bozan endüstriyel inşalara karşı dik durup sonuna kadar mücadele edeceğiz. Buraya kadar gelerek bizlere destek sunan tüm köy sakinlerine teşekkür ediyor ve her zaman haksız ve hukuksuz tarım arazilerine tarımsal amaçlı yapılaşmaların dışındaki tüm inşalara karşı yanlarında olacağımızın sözünü veriyoruz” ifadelerini kullandı.