Ekranlara terk edilen çocuklar

Forum Haberleri —

Çocuk

Çocuk

  • Devlet, sanal dünyadaki "çocuk avı"na karşı kör ve sağır; aileler ise eline tablet tutuşturdukları evlatlarının birer "dijital milis" olarak yetişmesine seyirci kalıyor.
  • 14 yaşındaki bir çocuğun, bir öğretmeni ve 8 arkadaşını öldürebilecek kadar nefretle dolması, o silahı, o nefreti ve o imkanı sunan bu bozuk düzenin de suçudur.

FİLİZ ZEYREK

Türkiye’de eğitim sistemi artık bilgi değil, bizzat şiddeti ve suçu örgütleyen bir mekanizmaya dönüşmüş durumda. Okullar, çocuklara özgür düşünceyi ve bilimi aşılayan kurumlar olmaktan çıkıp liyakatsiz yönetimlerin, ideolojik baskıların ve denetimsizliğin elinde birer "suç makinesi üretim merkezi"ne evrildi. Devletin eğitim politikası, öğrenciyi bir birey olarak değil, istatistiksel bir veri olarak gördüğü müddetçe, okul koridorları pedagojik birer laboratuvar değil, toplumsal cinnetin patlama noktaları olmaya devam edecektir.

Riha'nın Siverek ve Maraş’ın Onikişubat ilçelerindeki okul saldırıları, vahim tabloyu ortaya koyuyor. 8. sınıf öğrencisi 14 yaşındaki saldırgan çocuğun babası 1. Sınıf Emniyet Müdürü ve Polis Başmüfettişi. Babasına ait olduğu belirlenen 5 adet silah ve 7 adet dolu şarjörle elini kolunu sallayarak okul binasına giriyor. Üstelik babasının çocuğu sürekli poligona götürerek atış talimi yaptırdığı ve saldırıdan sadece bir gün önce de yine poligonda oldukları yazıldı. Mühimmatın çokluğu ve saldırı öncesi yapılan bu "hazırlık" süreci, silahların babadan temin edildiğini en korkunç haliyle önümüze koyuyor. 14 yaşındaki bir çocuğun bu cephanelikle okul koridorlarında nasıl yürüyebildiği sorusu, devletin en üst düzey emniyet mekanizmalarından okul sıralarına kadar uzanan bir güvenlik ve denetim iflasının kanlı tescilidir.

Birer vahşet laboratuvarı

Bugün çocuklarımız sadece okul sıralarında değil, sığındıkları ekranların arkasında da büyük bir tehdit altında. Devletin denetim mekanizmalarının uğramadığı, ailelerin ise "oyalansın" diye çocuklarını terk ettiği dijital ortamlar, adeta birer vahşet laboratuvarına dönüşmüş durumda. Şiddet içerikli oyunlar, artık sadece birer eğlence aracı değil, çocukların zihninde ölümü sıradanlaştıran, öldürdükçe "rütbe" kazandıran ve onları gerçek dünyadan koparan birer zehirdir. Daha da vahimi, bu kontrolsüz oyun platformları üzerinden kurulan ağlar, çocukların karanlık odaklarca örgütlendiği birer zemin haline geldi. Sosyal izolasyon yaşayan, aile sevgisinden ve devletin koruma kalkanından yoksun bırakılan çocuklar, bu dijital dehlizlerde şiddet gruplarına dahil ediliyor, intikam ve nefret söylemleriyle radikalleştiriliyor. Devlet, sanal dünyadaki bu "çocuk avına" karşı kör ve sağır; aileler ise eline tablet tutuşturdukları evlatlarının birer "dijital milis" olarak yetişmesine seyirci kalmaktadır. Sanal dünyada patlayan her mermi, aslında gerçek dünyadaki bir katliamın provasıdır.

Ne eksik ya da kim suçlu?

Hemen her gün sosyal medya ekranlarımıza düşen o korkunç videolar, akran şiddetinin artık bir "okul kavgası" olmaktan çıkıp planlı birer işkence seansına dönüştüğünü kanıtlıyor. Çocuklar, soğukkanlılıkla gruplar halinde gözlerine kestirdikleri bir akranlarını öldüresiye darp ediyor, işkence ediyor ve bu dehşet anlarını bir "güç gösterisi" ya da "marifet" gibi videoya çekip gururla servis ediyor. Onlarca çocuk ya canından oluyor ya sakat kalıyor ya da ömür boyu sürecek psikolojik enkazların altında kalıyor. Peki, bu çocuklar neden bu kadar şiddete meyilli hale geldi? Burada ne eksik ya da kim suçlu? Empatinin yok edildiği, vicdanın "zayıflık" olarak görüldüğü bu atmosferde, merhamet yerine vahşeti alkışlayan dijital ekosistem ve bu vahşeti "izlemekle" yetinen kurumlar bu suçun ortağıdır.

Denetimsizlik ve mafya kültürü

Türk Eğitim Bakanlığı, müfredat tartışmalarıyla vakit kaybederken okulların içine sızan şiddet kültürünü, uyuşturucu ağlarını ve çeteleşmeyi görmezden geliyor. İçişleri Bakanlığının "güvenli okul" projesi, kapıdaki yetersiz aramaların ötesine geçemezken; yüksek rütbeli bir emniyet mensubunun çocuğuna kendi eliyle atış talimi yaptırması, devletin en temel birimlerinde bile denetimin nasıl buharlaştığını gösteriyor. Toplumun üzerine karabasan gibi çöken "mafya estetiği", ana akım medya ve dijital mecralar eliyle çocukların bilinçaltına zerk ediliyor. Ekranda her sorunu silahla çözmeye çalışan karakterleri izleyen bir nesil, adalet arayışını okul bahçesinde mermi sıkarak gerçekleştiriyor. Akran zorbalığı da bu mafyatik düzenin okul sıralarına yansıyan "güç savaşı"dır.

İktidar bir tercih yapıyor

Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, toplumun temel direği olan ailenin çözülüşünü sadece izliyor. Ekonomik krizle hırpalanan ailelerde yetişen çocuklar; babasından gördüğü öfkeyi, eline tutuşturulan oyuncak silahla pekiştiriyor. Politik iktidar, bu toplumsal çürümeyi durdurmak yerine, şiddeti besleyen bu kültürün üzerinden bir beka siyaseti yürütmeyi tercih ediyor. Siverek ve Maraş’taki katliamlar, Türkiye’nin son yıllarda girdiği karanlık tünelin en acı meyveleridir. 14 yaşındaki bir çocuğun bir öğretmeni ve 8 arkadaşını öldürebilecek kadar nefretle dolması, sadece o çocuğun değil, ona o silahı, o nefreti ve o imkanı sunan bu bozuk düzenin suçudur. Sadece ölenleri değil, ölenlerle birlikte gömülen "toplumsal huzuru" ve "devlet ciddiyeti"ni de konuşmak zorundayız. Eğer bu şiddet sarmalı, dijital örgütlenme ağları ve denetimsiz silahlanma politik kararlılıkla durdurulmazsa; okul zilleri artık sadece birer yas ilanı olarak çalacaktır.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2026 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.