Bir yandan bir avuç elitin kaleme aldığı Türk bildirisi, MHP’lilerin bangır bangır bölünüyoruz feryadları ve CHP’lilerin hala kendini nereye yerleştireceğini bilemeyen duruşu, diğer yandan bu süreci bırakıp gitsinler gibi ucuz ele alan değerlendirmeler. Tabi her ikisi de halkın temsili değil. Herkes bu işin bu iki duruşla da çözülmeyeceğinde hemfikir.
Kanımca tüm bu yanlış ve yanılgılı tartışmaların kaynağı tartışanların yanlış kişiler olması. Dikkat edildiyse bu süreç başladığından beri sürekli kelli felli, konuştuğunda ağzından sinirden köpükler fışkıran erkekler boy gösteriyor ekranlarda. Tüm kanallarda adının başında Prof. olan ancak kin ve öfke kusan erkekler hala ülkede Kürt sorunu diye bir sorunun olmadığını iddia ediyor. Ortada 40 yıllık bir mücadele, verilen onca bedel ve yaşanan onca acı varken, artık kimseye bir şeyleri ispatlamaya niyetimiz yok. Biz bu devreleri çoktan aştık. Ancak algılama düzeyi düşük olan bu insanlar anlayacak gibi görünmüyorlar. Biz de tam bu noktada işi anlayanlarla tartışmalıyız diyoruz.
Bu savaşın acısını en çok analar yaşadı. En çok kadınlar incindi bu inkar ve imha politikasından. Kendi dillerini unutmalarını ve çocuklarına unutturmaları dayatıldı. Körpecik yavrularını, kızlarını ve oğullarını kaybettiler bu savaşta. Kürdü de, Türkü de aynı renkte ağladı, aynı acının namelerini ayrı dillerde yaralarına merhem yaptılar. Ayrı kentlerde aynı yolları gözlediler ve aynı gecelerde ayrı kapıların çalınmasını beklediler günlerce ve günlerce. Ve 40 yıldır o kapılar bir türlü çalınmadı, gidenlerin dönüşü olmadı. Ancak yeni bir umut doğuyor bu günlerde. Türkiye yeni bir şafağa kapı aralıyor ve doğacak güneş tüm yurdu ısıtacaktır. İşte tam da bu arada kadınlar bu güneşi kocaman kucaklamalıdır çünkü bu bizlerin 'Güneş'i. Bundan dolayı bu süreci tartışması gerekenler kadınlardır. Kadınlardır bu soruna cevap olabilecek olan. Kadınlar bu dönemde aktif olarak katılımı dönemin gidişatına yön verecektir. Eğer süreci bu iktidar ve kinin gözlerini bürüdüğü erkeklere bırakırsak bu işin sonu yeni bir fiyasko ve darbeden başka bir şey olmayacaktır. Çünkü bu dönemin başarısız olması demek derin devletin ve Türkiye'de istikrarın olmasını istemeyen bir avuç rantçının tekrardan halkın kanını emmesi ve ülkeyi bir felakete daha sürüklemesi için en büyük fırsatın doğması demektir. Gerçekten elimiz kolumuz bağlı bu süreci ekrandaki adamlara teslim mi edeceğiz yoksa, özgürlükte en büyük emeğin sahibi olanlar olarak aktif bir şekilde sürecin nasıl gelişeceğini ve neler yapılabileceğini tartışarak döneme yön mü vereceğiz?
Bence bu süreci kadınlar tartışmalıdır. Özellikle sürecin bir parçası olan Akil insanlar komisyonunda ağırlıkta kadınlar yer almalıdır. Ancak 63 kişilik komisyonda yalnızca 12 kadın yer alıyor. Komisyonda yer alan insanlar demokrat ve adil olabilecek kişiler ancak bu özellikler tek başına yetmiyor. İstenilen sonuçların elde edilmesi için siyasetin erkeklerin tekelinden çıkması gerekiyor. Siyaset erkek renginde olduğu için dünyanın hali bu. Bu gidişe dur diyecek bir süreç başlatıldı ve bu süreçte bu gidişatın aktörlerini bir kenara çekilmesi lazım. Çünkü inkar, imha ve soykırım erkek aklın bir sonucudur. Bunun panzehiri kadının siyasete kendi rengini vermesidir. Artık ekranlarda sorunu ve çözümü tartışan kadınlar görmek istiyoruz. Kadınların sadece sunucu olarak değil, siyasetçi, akil insanlar komisyonu üyesi ve başkanı olduğu tartışma platformlarını Türk basınında görmek dileğiyle…
NUJİYAN ERHAN