• Avrupa’nın tamamının ihtiyaç duyduğu umut ve konut vaadiyle seçimi önde tamamlayan Elif Eralp’ın artık daha zor bir şey yapması gerekiyor; koalisyon ortakları bulmak.

FATMA AYDEMİR*

Umut, kırılgan bir şeydir. Ona ancak yarının daha iyi olabileceğine inanmak için nedenler bulduğunuz sürece tutunabilirsiniz. Örneğin, kendi evini kiralayabilecek maddi imkânlara ve fırsata sahip bir kadının, şiddet uygulayan eşini terk etme ve toparlanma ihtimali daha yüksektir. Kendine ait bir odası ve ödevlerini yapabileceği bir çalışma masası olan bir öğrenci, okulda başarılı olmak için daha fazla anlam ve motivasyon bulabilir. Kendini güvende ve çevresiyle bağ içinde hissettiği bir mahallede yaşamayı karşılayabilen yaşlı bir kişinin ise yalnızlaşma ve depresyona sürüklenme ihtimali daha düşüktür.

Yukarıdaki örneklerin tümünün aynı konu etrafında toplanması tesadüf değil. Karşılanabilir konut, çağımızın belki de en kişisel ve en acil toplumsal meselesidir. Nüfusun yüzde 85’inin kiralık konutlarda yaşadığı Berlin'de kiralar, son 10 yılda neredeyse yüzde 70 arttı. Üstelik bu artış, 2015’ten beri yürürlükte olan bir kira kontrol yasasına rağmen gerçekleşti. Peki nasıl? Yasalardaki boşluklar ve yasa dışı uygulamalar, mülk sahiplerinin konut piyasası üzerindeki baskıyı sürdürmesine imkân verdi. Bu krizin yarattığı toplumsal kaygı yalnızca düşük gelirli kesimleri ve tek ebeveynli haneleri değil, orta sınıfın geniş kesimlerini de etkiliyor.

Peki Berlin eyaletinde iktidara gelmek isteyen bir siyasi partinin ne yapması gerekiyor? Aslında mesele hiç de karmaşık değil; konut krizine odaklanmak, çözüm üretmek ve siyasi rakiplerin dikkat dağıtma girişimlerinden kaçınmak. Die Linke (Sol Parti) aylardır tam olarak bunu yapıyor. Geçtiğimiz Pazar günü yapılan eyalet seçiminin sonucu çarpıcı: Die Linke, oyların yüzde 25,7’sini alarak Berlin’de ilk kez en güçlü parti oldu. Bunun nedeni, bu partiye oy veren herkesin birdenbire Die Linke’nin savunduğu her görüşü benimsemesi değil. Asıl neden, seçim kampanyası boyunca bu meseleyi diğer tüm partilerden daha açık biçimde sahiplenmiş olmasıydı: Berlin’de kimin, hangi bedeli ödeyerek yaşayabileceği meselesini.

Sonuç, Almanya’nın tarihsel bir dönüm noktasından geçtiği bir dönemde ortaya çıkması bakımından da dikkat çekici. Berlin seçimleriyle aynı gün, aşırı sağcı Alternative für Deutschland (AfD), Mecklenburg-Batı Pomeranya’da oyların yüzde 38’ini alarak bir eyalet seçiminde en güçlü parti konumuna geldi. Bundan yalnızca iki hafta önce de Saksonya-Anhalt’ta yaklaşık yüzde 44 oyla seçim zaferi elde etmişti. Merkezdeki partiler seçmenlerini geri kazanabilmek amacıyla göç konusunda AfD’nin fikirlerini ve söylemini çaresizce taklit ederken, Die Linke Berlin’de ülkenin geri kalanı için farklı bir örnek oluşturabilir; insanları günah keçisi ilan etmek yerine, onların kaygılarını gerçekten dinlemek ve yaşamlarını kalıcı biçimde iyileştirecek politikalar üzerinde çalışmak.

Partinin başbakan adayı Elif Eralp, yalnızca Almanya’nın 1990’daki yeniden birleşmesinden bu yana Berlin’in ilk sol görüşlü belediye başkanı olmakla kalmayabilir; aynı zamanda Berlin’in göçmen kökenli ilk belediye başkanı da olabilir. Münih doğumlu Eralp, 1980’de Türkiye’deki askeri darbenin ardından ülkeyi terk eden Türk sosyalistlerin kızı. Eralp, seçim kampanyasının merkezine konut sorununu yerleştirdi. Haftalar boyunca kentin her yanı, 45 yaşındaki Eralp’ın iyimser bir gülümsemeyle ve üzerinde Mietendeckel (kira tavanı) yazılı altın renkli bir isim kolyesiyle çekilmiş dev portreleriyle kaplandı.

Eralp’in programı en başından beri açıktı; kiraları düşürmek, kamuya ait konutların sayısını artırmak ve konut krizini hafifletmek amacıyla konut mülkiyetinin daha fazla kamulaştırılmasını öngören 2021 Berlin referandumunun hayata geçirilmesini sağlamak. Eralp’ın vadettiği şey bütünüyle yeni bir dünya değil. Tek yaptığı, zaten içinde yaşadığımız dünyanın nasıl olması gerektiğinden söz etmekti, ancak seçim kazanmak başka, yönetmek başka. Die Linke en fazla sandalyeyi kazanmış olsa da Berlin eyaletini tek başına yönetebilmek için gereken çoğunluğa sahip değil. Seçim kampanyasında verdiği sözleri politikaya dönüştürebilmek için Eralp’in diğer partilerle, özellikle Sosyal Demokrat Parti (SPD) ve Yeşiller ile müzakere etmesi gerekiyor. Berlin Yeşilleri ilerici bir koalisyon lehinde olduklarını şimdiden açıklamışken, SPD ise derin bir bölünme yaşıyor.

Die Linke’nin en önemli önceliği ise radikal bir hedef: Büyük özel gayrimenkul şirketlerinin 3 bini aşan konut portföylerinin zorunlu olarak satın alınmasını ve bunların demokratik denetim altındaki, kâr amacı gütmeyen kamusal bir kuruluşa devredilmesini öngörüyor. SPD’nin yaklaşımı ise konut piyasasını çok daha sıkı biçimde düzenlemek, kamu konutlarının sayısını artırmak ve muhtemelen bir kira tavanı uygulamaya koymak. Kulağa, son 10 yılda zaten başarısız olmuş politikaların tümünü yeniden uygulamak gibi geliyor.

Öte yandan Die Linke, koalisyon görüşmelerine adeta mikroskop altında giriyor. Siyasi rakipleri, partinin tutumlarının demokratik değerlerle bağdaşıp bağdaşmadığını sorguluyor. Antisemitizm ve partinin siyasi kültürünün bazı unsurları etrafındaki tartışmalar da kamuoyundaki tartışmaların önemli bir başlığı hâline geldi. Antisemitizm, tarihsel olarak da bugün de bir bütün olarak Alman toplumunun yapısal sorunlarından biridir; Die Linke içinde de varlığını sürdürmekte ve buna daha kararlı biçimde karşı çıkılması gerekmektedir. Bununla birlikte, Die Linke’nin seçim kutlamasında görülen antisemitik rapçilerin ve organize suç dünyasından bir kişinin yarattığı gürültü, asıl çıkar çatışmalarını gölgede bırakan yapay tartışmalar gibi görünüyor.

Bu arada Hristiyan Demokrat Birlik (CDU) lideri ve Federal Başbakan Friedrich Merz, Berlin seçimlerinin ardından, özel mülkiyete ait konutların kamulaştırılmasını engellemek üzere bir federal yasanın çıkarılabileceğini açıkladı. Bavyera Eyaleti Başbakanı Markus Söder ise “aşırılıkçı”, “antidemokratik” ve “antisemitik” olarak nitelediği Die Linke’nin başkenti yönetmesi hâlinde Berlin’e yönelik mali sonuçlar doğacağını açıkladı. Elbette AfD’nin yöneteceği olası eyaletler için böyle bir önlem açıklanmadı.

Muhafazakârların şimdi öfkeden köpürmesi pek şaşırtıcı değil, zira onlarca yıldır konut krizinden kâr sağlayan kesimlerin çıkarına olan politikaları izlediler. Ancak giderek daha fazla Sosyal Demokrat da sert biçimde karşı çıkıyor ve partileri üzerinde Die Linke ile koalisyon kurmaması yönünde baskı oluşturuyor.

İşte tam da burada umut yeniden kırılganlaşıyor, çünkü Eralp’ın artık bir sorunu adlandırmaktan daha zor bir şey yapması gerekiyor: koalisyon ortakları bulmak. Bunun için de seçmenlerine kendilerini ihanete uğramış hissettirmeden uzlaşmak zorunda.

* Berlin’de yaşayan yazar Fatma Aydemir'in The Guardian'daki yazısı çevrilerek düzenlendi.