• Erdoğan bir anayasa değişikliği ile muhalefetin zımnen de olsa üzerinde uzlaşabileceği sembolik bir cumhurbaşkanı adayı bulup kendisi başbakanlığa aday olabilir.
  • Erdoğan, Mansur Yavaş’ı sembolik cumhurbaşkanlığı koltuğuna oturtarak muhalif gibi görünen Yavaş aracılığıyla CHP ve İYİ Parti’nin desteğini sağlamayı hesaplayabilir.

HEVAL TAHA

Barış ve Demokratik Toplum Süreci, Kürt inkarından dönüş kadar Ankara siyasetinin kendini yenilemesi, demokratikleştirmesi için de hayati bir fırsattır. Kürt Özgürlük Hareketi bu manada tarihi bir yenilenme hamlesi başlattı. Kuzey Kürdistan’da silahlı mücadeleye son verildiğini ilan etti. Başta iktidar partisi AKP olmak üzere Türk siyaseti ise bu tarihi dönemeci, kıymetine uygun biçimde değerlendirmenin uzağında görünüyor.

Süreci bu anlamda değerlendiremeyen Ankara siyaseti, “yenilenme” için seçimi tek seçenek olarak bir kez daha gündemine aldı. Bir yandan da AKP Genel Başkanı Tayyip Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığı süresi için zaman gittikçe daralıyor. Seçimlerin yasal süresinde yapılması durumunda anayasal olarak bir kez daha Cumhurbaşkanı adayı olması mümkün olmayan Erdoğan, buna rağmen birçok açıklamasında siyasi yaşamına nokta koyma niyetinde olmadığını açıkça dile getirdi. Bu nedenle Erdoğan’ın kısa bir süre önce memleketi Rize’de yaptığı “Önümüzde yaklaşan seçimleri inşallah başarıyla atlatacağımıza olan inancımı yineliyorum” sözleri, bir erken seçimin ilanı niteliğindeydi. Her ne kadar AKP Sözcüsü Ömer Çelik, bu açıklamanın ardından gündemlerinde bir erken seçim olmadığını açıklamak zorunda kalsa da Erdoğan’ın seçimi telaffuz ettiği yerde Çelik'in esamesinin okunmayacağı herkesin malumudur.

Nitekim öyle de oldu. Erdoğan’ın erken seçimi telaffuz etmesinin ardından AKP çevrelerinden peş peşe seçim açıklamaları geldi. Bunların içinde en dikkat çekenlerden biri Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in açıklaması oldu. Şimşek, kendisine bu yönde bir soru sorulmadığı halde ekonomi politikalarını anlatırken, “Hayat pahalılığı bizim en büyük önceliğimizdir. Seçim sürecinde de dezenflasyondan vazgeçmeyeceğiz. Sürdürülebilir büyüme için dezenflasyona ihtiyacımız var” deyiverdi. Şimşek, bu açıklamasıyla emekçi kesimlerden ziyade sermaye çevrelerine, seçim sürecinde kamu kaynaklarının geniş halk kesimleri çıkarına kullanılmayacağı garantisini veriyordu.

Şimşek’in ardından bu sefer Cumhurbaşkanlığı Başdanışmanı Mehmet Uçum, gazeteciler ile bir araya gelerek açıklamalarda bulundu. Bu kez gündem Erdoğan’ın bir kez daha aday olup olamayacağı konusuydu. Bu bağlamda Erdoğan’ın adaylığının “hukukileşme” sorunu olduğunu itiraf eden Uçum, “Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın adaylığının hukukileştirilmesi için 7 Mayıs 2028’de yapılacak genel seçimlerin öne alınması gerekir. Bunun için de Meclis’in Mart ya da Nisan 2028'de seçimlerin yapılacağı şekilde bir karar alacağı bekleniyor” dedi. Uçum, “Erdoğan’ın adaylığı kesinleşti” diyemiyor. “Hukukileşecek” demek zorunda kalıyor. Zira anayasal olarak aday olma hakkı olmayan Erdoğan’ın adaylığından söz etmek hukuk dışına çıkmaktır. Bugün görevi başında olan Erdoğan’ın siyasal yaşamına ilişkin gelecek hesapları ciddi bir hukuksuzluk içeriyor. Yeniden adaylığı ciddi bir hukuksallık sorunuyla karşı karşıya. Öyle ki Erdoğan’ın adaylığının “hukukileşmesi” için yeni bir düzenleme yapılması şart. Bunu da AKP’li Adalet Bakanı Akın Gürlek, Adana'da yaptığı açıklamada dile getiriverdi. Gürlek, “2028'de Cumhurbaşkanı Erdoğan'ı tekrar seçmek için seçim düzenleyeceklerini” söyledi. Siyaset fukarası Gürlek, hâlihazırda aday olma şansı olmayan Erdoğan’ın yeniden seçilmesi için bir düzenleme yapacaklarını ilan ediyor. Oysa seçimler anayasal sistemlerde siyasi partiler yasası ile düzenlenir. Bir başka düzenleme modeline ancak seçimlere müdahale denebilir.

Anayasal olarak (hukuken) yeniden adaylık şansı olmayan Erdoğan’ın bu hukuksuzluktan kurtulması için seçenekleri sınırlı. Seçeneklerden biri; 360 oyla Meclis'in seçimi yenilemesi, yani erken seçim kararı alması. Diğeri de Anayasa değişikliği ile Erdoğan’ın adaylığını engelleyen hukuksuzluk durumunun ortadan kaldırılması. Bunun için Meclis'te Erdoğan’a destek verecek milletvekili sayısı belli. Geriye yeniden adaylık için muhalefet partilerinin desteği kalıyor.

Erdoğan’ın halen yürüttüğü Türk tipi başkanlık sisteminin memleketin hiçbir sorununa çözüm üretemediği ortada. Yalan yanlış uzay çalışmalarını da bir tarafa bırakırsak geriye tıkanmış bir ekonomi, NATO’ya sığınmış bir dış politika kalıyor. Burada temel mesele; devlet, bu kıymeti kendinden menkul başkanlık modelinde ısrar edecek mi etmeyecek mi? Erdoğan’ın muhalefeti ikna etmek için bir çıkışa ihtiyacı var. Bunlardan biri; geçmişte de telaffuz edilmiş olan güçlendirilmiş parlamenter sistem olabilir. Hatırlanacağı üzere bir önceki seçimlerde kendini 'Altılı Masa' olarak tarif eden “Millet İttifakı”nın temel vaadi, güçlendirilmiş parlamenter sisteme dönüştü. Bugün ittifak dağılmış olsa da ittifak ortağı partiler hâlâ Meclis'te temsil ediliyor. Dolayısıyla Meclis'te yapılacak olası bir anayasa değişikliği için 400 milletvekilinin oyu gerekli. Bu nedenle Erdoğan’ın her milletvekiline ihtiyacı var.

Buna göre sınırlı bir anayasa değişikliği ile güçlü bir parlamentodan çıkacak güçlü bir yürütme (seçilmiş hükümet) ve son kez halkın seçeceği sembolik bir cumhurbaşkanı ile geçiş süreci. Bu modelde yeni seçilen parlamento, yeni bir anayasa yazımı için sorumluluk üstlenir. Yeni anayasada sembolik cumhurbaşkanını Meclis'in seçmesi yöntemine geri dönülebilir.

Erdoğan bir anayasa değişikliği ile muhalefetin zımnen de olsa üzerinde uzlaşabileceği sembolik bir cumhurbaşkanı adayı bulup kendisi başbakanlığa aday olabilir. Burada da Erdoğan’ın kısa bir süre önce Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş ile bir araya gelmesine dikkat çekmek gerek. Erdoğan, Mansur Yavaş’ı sembolik cumhurbaşkanlığı koltuğuna oturtarak muhalif gibi görünen Yavaş aracılığıyla CHP ve İYİ Parti’nin desteğini sağlamayı hesaplayabilir.

Bu da olur mu, demeyin. Erdoğan iktidarda kalabilmek için çok daha çetrefilli yollara da tevessül edecek bir açmazın içinde.