Bugünlerde hangi Şengalli gencin facebook sayfasına baksanız, bu kelimenin altına yazıldığı düğün fotoğraflarıyla karşılaşırsınız. Gençlerin dünya algısı facebook üzeri konuşmak ve paylaşılan fotoğraflara kutlamalar yazmak olmuş. İşsiz güçsüz sabahtan akşama kadar çadırlarda boş boş oturmanın ürünü bu. Belki Arapçasını yanlış yazmış olabilirim ama ‘Elif Mebrûk’ hayırlı olsun demek.
Bir evlenme furyasıdır almış başını gidiyor Şengalliler arasında. Özellikle Güney kamplarında bulunanlar sanki yarın dünyanın son günüymüşcesine bir evlenme yarışına girmişler. 15-16 yaş aralığını geçince evde kalmışlık psikolojisini yaşayan gençler için bu aralığa kadar birini bulmak zorunluymuş gibi bir durum söz konusu.
Ferman sonrası Şengal’de, etkisi belki de yıllarca aşılamayacak büyük travmalar yaşandı. Herkes kendi cephesinden büyük zorlanmalara ve trajedilere şahit oldu ya da birebir bu trajedinin bir parçası oldu. Bunun yarattığı büyük yıkıma karşı bilinçlendirme ve anlamlandırmaya dönük güçlü çözümlerin üretilmemesinden kaynaklı, şimdi toplumsal olarak ahlaki bir aşınma yaşanıyor.
Şengal’in başına bunların gelmesine neden olan sistem, şimdi de bu alanın toparlanmaması için elinden geleni yapıyor.
Büyük acılar eğer anlam bulursa büyük çıkışlara vesile olabilir. Sistem, işte tam da bundan korkuyor. Êzîdîlerin bir çıkış yapması, bu güçlerin kendilerini yaşattıkları alanları kurutacak ve onlar üzerinden siyaset yapacakların sonunun gelmesini sağlayacaktır. Bundan dolayı sistem yüzyıllardır bu bölgenin gelişmemesi, kendini tanıma kavuşturmaması, sorgulamaması ve boyun eğmesi için elinden geleni yapıyor. Erdoğan’ın dediği gibi ‘düşünmezsen yoktur’ siyasetinin çömezleri bu tezleri Şengal üzerinden hayata geçirmeye çalışıyor ve maalesef halkımız da bunun yaratacağı tehlikelerin çok azının farkında. Eğer sorgulamazsan, düşünmezsen ve kadere bağlarsan zaten ferman yoktur. İnsanları düşünceden ve sorgulamadan uzaklaştırmanın en etkili yolu da şüphesiz ‘3 S’ üzerinden toplumu uyuşturmaktır. Bundan kaynaklı sistem özellikle Güney Kürdistan’da ve ellerinin yettiği kadar Şengal’de bu yolla gençleri kendisi için tehlike olmaktan çıkarmaya çalışıyor.
Ferman sonrası binlerce Êzîdî Güney Kürdistan’daki kamplarda birebir sistemin denetimi altında yaşamak zorunda kaldı. Şimdi Kuzey Kürdistan’da ise Erdoğan oraya göç etmek zorunda kalanları Afat kamplarına hapsediyor. Bu alanlar Êzîdîlerin asimile edilmesi için özel politikaların uygulandığı toplama kamplarıdır. Bu politikaların sezilmemesi ve deşifre olmaması için burada yaşayanlar farklı yöntemlerle etkisizleştiriliyor. Bunlardan biri de erken yaşta evliliklerin teşvik edilmesi.
Şüphesiz bu oyunlara aracı olan aileler nasıl büyük bir tehlike ile karşı karşıya olduklarından bihaberler. Aileler çocuklarını erken yaşta evliliğe teşvik ediyor. Sistemin ona düşünme alanı bırakmadığı gençler ise dünyanın sadece döllenmeden ibaret olduğunu sanıp ha bire çocuk doğurmayı marifet sayıyor. Ama o çocuk için bir gelecek yaratmayı aklına bile getirmiyor. Ferman sonrası çok eşlilik, küçük yaşta evlenme, boşanma ve çok çocuk doğurma oranında müthiş bir artış oldu. Kürt Halk Önderi Öcalan’ın dediği gibi ‘Zihinsel olarak kendini var edemeyen ve çoğaltamayanlar, biyolojik olarak çoğalmayı seçerler’. Şimdi yok olma ile yüz yüze kalmış bir halkın varlığını garanti altına alma yaklaşımına gitmesi gayet doğaldır. Ama halkımızın yanıldığı nokta şudur: Êzîdîler zihinsel olarak üzerlerinde yürütülen politikaları, oyunları ve gelecekte onları bekleyen tehlikeleri tahlil etmediği sürece, yani düşünsel olarak gelişmediği sürece sayı olarak milyonlara varsalar bile her zaman bir soykırımın kıyısında yaşayacaklar. Hâlâ binlerce Êzîdî kadın ve çocuk DAİŞ zulmü altında yaşarken ve onlarca köy hala işgal altındayken sanki hiçbir şey yokmuş gibi yaşamak, yeni fermanlara kapı aralamaktır. Geçmişini bilmeyen bir toplum geleceğini kuramaz. Varolan çocukları bile koruyamazken çocukların çocuk sahibi olmasını teşvik etmek hangi zihniyetin ürünüdür?
Bu noktada Êzîdîleri fiziki olarak yoketmeden ziyade toplumsal ve kültürel olarak eritme ve asimile etmeyi seçen sisteme karşı güçlü bir duruş gelişmediği sürece bizi biz yapan değerleri kaybetmemek içten bile değil.
Êzîdî kadın hareketlerine, özellikle kadın özgürlük hareketlerine bu noktada büyük görevler düşüyor. Kadın gelişirse toplum değişir. Kadın bilinçlenirse hem kendini eğitir hem de toplumun geri kalanlarını eğitir. Bundan kaynaklı en başta kadınların, genç kızların ve özellikle annelerin eğitilmesi lazım. Şimdi yok olma ile yüz yüzeyiz, 16 yaşındaki çocuklara Elif Mebrûk denilen zamanlar çoktan miladını doldurdu.