Bir hikaye, kısacık. İçinde yalnızca kadınlar var. Kısacık hikayede kıssadan hisse. Baş kahramanlar bir genç kız ve erkek bakışlı bir kadın.
***
Saçları sanırsın altından, belikleri beline değen, gözleri bilinmez bakar, hiç utangaç değil, yanaklarından sanırsın ateş püskürür. Bakar durur etrafına, aitlik hissi hiç yaşamadığı beton zemini arşınlarken bir kez daha öfkelenir. Öfkesi sanırsın bir denizi yutar. Dünyada gidecek yeri kalmamış sanki. Oysa ne kadar özlem taşır içinde. Dur durak bilmeyen bir bilinmezdir yüreğine sığdırdığı. Sanır ki dünya o kadar küçük. Oysa dünya ne kadar büyük, ne kadar bilinmez. Tek zenginliği sessizce ağlamak; ama kimseler görmeden. Elleriyle yüzünü kapatıp hüngür hüngür ağlayarak, içinde biriken tüm öfkeden kurtulmak, onun için dünyalara bedel.
Daha yeni bir gelin, narin bir gelincik, toprak bir avlunun ortasında bilmediği yüzler bakıp bakıp geçer. Kimisi bedenini süzer, kimisi gözlerini. Boncuk boncuk gözleri fırtınalı bakar, her bakış onun için teninde soğutulan kızıl bir maşa. Sanırsın gözlerini gözlerine her değdiren yüreğini koparıp ellerinde havaya kaldıran bir cani misali öfkeli bakar. Nedenini hiçbir zaman anlayamadı, toprak avluda bir yabancı gibi ağaçların rüzgarla dansını dinlerdi. Bu ona iyi gelirdi. İyi ne kelime. Bu onun için sonsuz bir boşlukta hiç düşmeden, çarpmadan, kimseler olmadan doyasıya dansetmekti. Geleli daha bir ay bile olmamıştı. Oysa bir yıl gibi geçiyordu her gün, her saat. Peki bu öfkenin nedeni ne idi? Neden erkek gibi davranan kadınlar yüzlerine taktıkları bu maskeyle dolaşırlardı etrafında? Oysa şimdi mutlu olması gerekmiyor muydu?
***
Bundan birkaç ay önce en sevdiği işlerden olan bostanda başladı herşey. Böyle şeyler bilmezdi hiç. Sevmek onun için yalnızca hayallerde yaşanan tanımlayamadığı bir şeydi. Tek kişilikti. İlk olarak yanıbaşlarındaki evde, arkadaşında görmüştü sevmenin nasıl birşey olduğunu. Yüzüne gül düşmüştü arkadaşının, çeyizini hazırlıyordu. Sanki başına gelen en güzel şey buydu. Danteller işlerdi tel tel. İnsanların kullanmadıkları şeylere bu kadar zaman ayırmalarını hiç anlamazdı. Oysa bunun bir gelin için zenginlik kaynağı olduğunu, çeyizini kadınlara böbürlene böbürlene gösteremediği için ne kadar ezileceğini sonra farkedecekti.
O zamandan başlamıştı zaten muhalefeti. Annesinin çeyizini hazırlaması gerektiğini söylerken, o çat pat okuduğu hikaye kitaplarına meyil vermişti. Fakat bu muhalefeti onun okula gitmesine yetmemişti. O da elinin değdiği ne varsa öğrenmişti. Elinde imkanı olsa kimbilir neler yapardı! Oysa sunulan imkan evlerinin önündeki bostanlık kadardı. Şu an avlusunda oturduğu, evlendiği çocuk da o bostanlıkta görmüştü onu. Öylesine bakışmışlardı. Başka bir köydendi belli, fakat nedense bakışlarını kaçırmamıştı. Sonra o hep geldi, hep bakıştılar. Sevmekten öte bir kurtuluş umuduydu belki bu duvarları yıkmanın bir gerekçesi.
Sevmek onun için hala hayallerde yaşanan tek kişilik bir şeydi. Ne onun ailesi ne de kendi ailesi sıcak değildi bu işe. Bir gün tam da düşlerindeki gibi birkaç şey doldurup bohçasına, elinden tutup onunla kaçıverdi. İçi içine sığmıyordu. Daha bilmiyordu dünyanın ne kadar büyük olduğunu. Oysa kendi dünyası ne kadar küçüktü! Küçük olan başka bir dünyaya yolculukla daha da büyüttü dünyasını. Yüzünde güller açan arkadaşı geldi aklına. Sandı ki o güller onun da yüzünde açacak. Bir hafta bir evde kaldılar. Sonra hayatında hiç unutamadığı günlere doğru hiç bilmeden, kendi ayaklarıyla yolculuk başladı. O zaman tanıştı erkek bakışlı kadınlarla.
Oysa annesi ne güzel bakardı! Sanırsın gülüşüyle kucaklayıp sıkı sıkı sarardı tüm bedenini. Daha onyedi olan yaşı, sanırsın kırklara dayanmıştı. Topu topu daha bir aydı bu toprak avlu ile tanışması. Erkek bakışlı kadının/kadınların gözlerini bir aydır görüyordu. İlk karşılaşmalarında “Sen” diye bağırmıştı, işaret parmağını olması gerektiğinden fazla uzatarak. Gözlerini hiç ayırmıyordu. Oturup kalkamıyordu eskisi gibi. Neye elini atsa erkek bakışlı kadınların gözleri üstündeydi. Daha önce bu bakışlarla karşılaşmamıştı hiç. Kimse ona böyle nefret dolu bakmamıştı. Haftalar geçtikçe uğruna köyünü terkettiği gözler, artık erkekleşmiş kadınlar gibi bakar olmuştu. Yapayalnız kalmıştı. Çevresinde hiç erkek yoktu, erkek bakışlı kadınlar vardı. Aşağı in yukarı çık, şunun yanında böyle konuşma, bunun yanında ellerini kenetle, şöyle giyinme, böyle giyin. Oysa hiç düşünmemişti bunları. Kendince belirlediği davranışlar, toplumsal değerlere hiçbir zaman değmemişti böyle. Belki de başını kaldırmadığı öyküler, daldığı hayaller, gerçeklerle olan bağını kesmiş, bir gün bunlarla karşılaşma olasılığını idrak edememişti.
Hep farklı görmüştü kendini. Çevresinde yaşananların belki de baş kahramanı olmadığı için susmuş, yalnızca izlemişti. Çok horlanan kadın, gelin, genç kız görmüştü. Belki de hayatı bir oyun gibi gördüğünden, bu oyunda bir gün kendisine de rol düşeceğinden habersizdi. Günlerce, aylarca dışlandı, hor görüldü. Sığınacak yalnızca toprak avlu vardı. Bir de tuvalet. Kimse giremezdi oraya, birilerinden kaçmak istese hemen oraya sığınırdı.
***
Birgün toprak avluda bütün erkek bakışlı kadınlar biraraya geldi. Yanlarında erkeklerle beraber. Erkeklerin bakışları o kadar yakmıyordu içini. Onlar sertti, öyle kabul etmişti. Oysa kadınlar başkaydı. Çektikleri tüm acılara rağmen bir o kadar da şefkatli. O gün her şey biraz daha çekilmez oldu. Misafirler teker teker evlerine gittiğinde, bir tek kadınlarla kalmıştı. Hayatının en yalnız anlarıydı bunlar. Birden suratında bir öfkenin tokadı patladı. Yıldızlar kayıp gitti. Bir tek kare belirdi gözlerinin önünde; “annesinin sıcacık gülüşü”. Ne yaptığını bilemedi. “Sen” dedi birden sesi tok, gözleri öfkeden ışıl ışıl yanan erkek bakışlı kadın. “Nasıl o insanların yanında böyle rahat davranırsın, erkeklerin sana nasıl baktığını görmez misin? En mutlu günümü cehenneme çevirdin! Sen geldiğinden bu yana bir gün olsun gülmedi yüzüm. Evimizi başımıza yıktın!”
İnsanlar birbirlerine neler yapıyordu. Ne kötülükler, ne zulümler, ne yalanlar, ne iftiralar. Ne yapmıştı ki? Varlığı bile öfke nedeniydi. O eve geldiği gün karanlık bir oda açıldı bu toprak avlulu evde. Güzeldi, akıllıydı. Saçları uçunca rüzgarda, yanakları al al bir gelinciğe benzerdi. Ne zaman gülümsese erkek bakışlı kadının/kadınların hışmına uğrardı. Aylar geçtikçe şiddetin boyutu daha da arttı. Dayak yemiyordu belki, ama uğradığı psikolojik şiddet hepsinden beterdi. Aşağılanmak insana kendini nasıl hissettirebilir ki. Dualar ediyordu bir yandan. Bir yandan biraz daha eriyordu. Uğruna her şeyini geride bıraktığı bakışların, erkek bakışlı kadınlara karşı zayıflığı her gün biraz daha batırıyordu çamurlu bir bataklıkta. Her şeyi ardından bırakıp gelmese, bir dakika bile düşünmeden geri dönecekti. Zaten silinmişti hanesinden. Tek bir sözle…
***
Erkek bakışlı kadının hikayesini dinlemişti bir komşusundan. Sığındığı ama içindekileri anlatamadığı arkadaşıydı. Vakti zamanında meğerse o da erkek bakışlı başka kadınlardan şiddet görmüş. Hem de daha kötüsünü. Aç kalmış, saçlarını yolmuş, kendini yerden yere vurmuş. Kimse karışmazmış o nedenle. Yaşına rağmen psikolojik şiddetlerine devam eden asi bakışlı kadınlar varmış daha. O öfkelendikçe belki de kurban seçiyordu kendine. Bostana kadar uzanan dünyası şimdi dört duvar arasına kadar daralmıştı. Muhalif yönü tamamen bitmiş, gözlerinin altı morarmış, hayattan, yaşadıklarından, yaşayacaklarından nefret etmişti. Oysa daha bir çocuk vardı içinde, dışında...
***
İki yılı doldurdu toprak evde. Her günü diğerinden daha kötüydü. Ellerini başının arasına aldı. Bağıra bağıra, ağzından salyalar akıtarak, içinde bulunduğu yalnızlığa ağız dolu küfürler ederek ağladı, ağladı, ağladı… Aynı evde birden fazla erkek bakışlı kadın varken, bir gün en çok da ona karşı erkekleştiklerini farketti. İşte o gün sabaha kadar ağladı.
***
Gözleri ağlamaktan şişmişti. Artık başına gelenlere göz yumanlara söylecek bir sözü varken, daha yeni şafak sökmüşken, o sabah köyü askerler bastı. Zaten geldiğinden bu yana birkaç kez gelmişlerdi, fakat o gün farklıydı. Bütün ekinleri talan ettiler. Ellerinde ne varsa ateşe verdiler, küfrettiler, dövdüler. Şimdi bütün kadınlar erkek gibi baktı, fakat bu kez farklı baktı, daha cesur, daha kararlı. Bağırdılar, karşı çıktılar ama ağlamadılar. Tek tek evlerinden kovuldular, itildiler, kakıldılar…
Saçları belinde, gelincik misali narin kız, erkek bakışlı kadına baktı. Yarasını temizledi, şefkatle sarıldı boynuna. Yılların nefreti bir anda uçup gitti. İnsanlar ne yapıyordu birbirlerine? Oysa o ne yapmıştı ki?..
ELİF SONZAMANCI Erkek bakışlı kadınlar