
İstasyonlarda, tramvaylarda ya da yolda karşılaştığımız yüzler de hızla eksilmeye başladı.
Yaşam akıyor ve yaşlanıyoruz. Bizden önce yaşlananlar da var. O son yolculuğa çıkmadan uzun süreli tatiller için bavullarını toparlayan insanlarımız da çoğaldılar. Bavullarında gurbette geçmiş bir yaşamla, onlarca mutlu ya da hüzünlü anıları var. Ne buraya ne de oraya ait olabilen hayatlar onlar, belki de hem memlekete hem de gurbete ait yaşamlar...
İşçiden önce insan
İsviçreli yazar Max Frisch, 1960 ve sonrasında Avrupa’ya yoğunluklu olarak getirilmiş olan yabancı işçiler hakkında ''Biz işgücü çağırdık ama insanlar geldiler'' diyerek, konuyu aslında oldukça açık özetlemiştir. Yıllarını Avrupa’nın refahı için çalışarak geçiren ilk nesil işçiler, zamanla ailelerini getirdiler, çocuk sahibi oldular ve sürekli uyum sorunu yaşadılar. Avrupalı devletler, onları hep çalışıp emekli olduktan sonra dönecek işçiler olarak gördüler. Aslında çalışmaya gelmiş olanların da başka bir planı yoktu, yeterli birikimi yaptıklarında geri dönmek hayali ile yaşadılar.
Ne yerleşilen ve alın teri akıtılan bu ülkeler ne de çalışmak için göç etmiş ilk nesil, aileler ve çocuklar ile bu gurbet ellerin 'ikinci memleket' olacağını kestiremediler. Sadece işgücü olarak görüldükleri ülkelerde zaman içerisinde kök salan, çocuklarını okutan ve evlendiren, torun sahibi olan işçiler dönme vakti geldiğinde; yani emekli olduklarında acı bir gerçekle karşı karşıya kaldılar. Memleketlerine dönerken alacakları bavullara ne burada geçirdikleri yıllar sığıyordu ne de burada zaman içerisinde ailelerinden filizlenmiş nesillerin dönmek gibi bir planları vardı.
İki ülke sırasında göçmen kuşlar
Ama memleket başka kokuyordu. Suyu, taşı toprağı bile başkaydı. Avrupa’da zorlu çalışma koşullarında boş kalan tüm zamanları o çalışmak zorunda olmadığı günlerin hayaliyle geçirenler de bu hayallerden vazgeçmek istemiyorlardı. Geçici çözüm böylece devreye girdi.
Yazları Türkiye’de, kışları da genelde Avrupa’da göçmen kuşlar misali geçiren nesil böyle oluştu. Ne hayallerinden ne de çocuklarından, torunlarından vazgeçmeyen bu insanlar sağlık durumu elverene kadar, iki dünya arasında yaşamaya başladılar. Ve bu gidiş-geliş arasında ne zaman ya da nerede son demlerin geçirileceği hemen hemen hiç düşünülmedi.
Bugün yabancı otoriteler yaşlı göçmenlerin emekliliklerinde üç eğilimlerinin olduğunu kabul ediyorlar: Kesin dönüş, gidiş-geliş, göç edilen ülkede kalmak. Daha çok İtalya, Portekiz, Yunanistan ve İspanya gibi şu an Avrupa Birliği üyesi ülkelerden gelen göçmenlerle yapılan bilimsel araştırmalar, bu eğilimlerin kendi aralarında üçte birlik bir bağlantı oluşturduğunu gösteriyor. Türkiye gibi hala sosyal devlet olabilmenin gerektirdiği atılımları yapamayan, hatta derin demokrasi sorunu yaşayan bir ülkeden gelen göçmenlerde ise, doğal olarak bu oranın Avrupa ülkelerinde kalmak yönünde olacağı maalesef ortada olan bir gerçektir.
Kültürel olarak yaşlılığa bakış açılarımız farklı
Biz toplum olarak oldum olası kaderciyizdir. En çok başımıza geldiğinde sorunla yüz yüze kalırız. Avrupalılarda değişik çalışır bu mekanizma, onlar yaşlanırken tabutlarını da satın alırlar, yaşlanacakları huzurevini yıllar öncesinden seçerler. Vasiyetnameleri dahi çekmecelerindedir, ölümleri halinde hemen bulunabilir.
Avrupa ülkeleri de yaşlanacak vatandaşlarının ömürlerinin son demlerini geçirmeleri için kapsamlı hazırlıklar yapıyorlar. Bu devletlerin toplum geleneğine yerleşmiş olan sosyal sisteme rağmen, yaklaşık on beş yıldır geri dönüş hayallerini gerçekleştirememiş göçmenlerle ve onların yaşlılıkla ilgili tüm sisteme entegrasyonu konusunda zorlanmaktadır. Bugüne kadar çocukların okullardaki uyum sorunları, aile içi şiddet, kadın hakları gibi konularda büyüteç altına alınmış olan göçmenler, yaklaşık on beş yıldır ''yaşlılık'' teması dolayısıyla ilgili pek çok kurum ve yapı için önemli bir hedef kitle haline gelmiştir. Bizim ailelerimizde genelde konuşulmayan, nasıl yaşlanılacak, elden ayaktan düşülünce ne olacak sorularının cevapları bu kurumların masalarında duruyor ve bu sorunlara ülkelerinde yaşayan göçmenler adına kendileri karar veriyorlar ve gerekli planlamaları yapıyorlar.
Yapılan araştırmalar Avrupa’nın pek çok ülkesinde göçmenlerin yerli nüfusa göre daha yoğun sağlık sorunları yaşadıklarını gösteriyor. İş ve işçi sağlığı dışında sağlık politikalarının pek de umurunda olmayan göçmenler bugün, yani sıhhatleri bozulup göç ettikleri ülkelerde kalma kararı verdiklerinde, bu ülkelerin sağlık sistemi açısından da sorun olarak görülmeye ve buna yönelik uygun planlamalar yapılmaya başlandı. Aslında Avrupa ülkeleri seksenli yıllardan beri, ülkelerinde kalma kararı verecek olan göçmen nüfusun yaratacağı tehlikenin farkında olarak, dönem dönem sistemli politikalar ile 'Kesin Dönüş'ü destekleyen ve hatta ödüllendiren kampanyalar yapıyorlar. Bu kampanyalar çerçevesinde dönenler de oldu. Seksenli yıllardan itibaren bugünlere ait gelecek senaryolarını netleştiren ve politika geliştiren ülkeler yaşlı göçmenlere yönelik gerçekliği kabul etmek için göreceli geç kalmıştır. Yaklaşık on yıldır ihtiyaç baş gösterdiği için önemli konuma alınan bu konu, sistem içi kurumlar için çözümler getirilmesi gereken bir durum iken, halkta daha çok yaşlılara karşı ırkçılığı ve yabancı düşmanlığını da körüklemektedir. Üretim hedefli Avrupa toplumlarındaki fertlerin bazılarında kendi yaşlılarına karşı yükselen olan 'yaşlıları aşağılama’ bir de 'göçmenlik’ olgusu ile birleştiğinde katmerleniyor. Özellikle yaşlı göçmenlere devletin kasasından yaşayan, geçinen bir grup olarak bakılmaktadır.
Genç nesilde gelişen bu eğilimi baştan engellemek adına Avrupa’daki ders programları içeriğine nesiller arası sözleşme teması konu edilmekte, sosyal sistemin nasıl çalıştığı ya da çalışması gerektiği çocuklara öğretilmeye çalışılmaktadır. Sosyal sistem, bugün çalışanların yeni yetişen nesil ve emekli olmuş yaşlılar için çalışarak, onlara verilecek hizmetlerin vergileri ödemeleri üzerine kuruludur. Bu bir devir teslimdir; bugünün çalışanları, yarının emeklileri olacaklardır.
Avrupalıların, bizim gibi özellikle ilk nesilde entegrasyon oranının çok düşük olduğu göçmen gruplarında ve özellikle var olan yaşlı bakım sistemi içerisine bunların yer almaları konusunda temel sorun olarak gördükleri noktalar, bu göçmen grubunun yeterli dil öğrenmemesi, kültür farklılıkları ve bu iki faktörden kaynaklı olan sosyal sisteme olan yabancılık ve güvensizlik olarak gösteriliyor.
Genel olarak yaşlı göçmenlerimizin durumu
Avrupa ülkelerinde yaşlanan insanlarımızın en temel sorunlarından biri; maddi imkanlarının yetersizliğidir. Göç edip geldikleri toplumlarda en ağır ve kazancı az işlerde çalışmışlardır. Emekli aylıkları çoğuna yetmemekte, devletler tarafından emeklilere verilen sosyal yardıma başvurmak zorunda kalmaktadırlar. Bu durum bakıma muhtaç oldukları dönemde kendini daha derin hissettirmektedir. Var olan maddi sorunlar nedeniyle beslenme, barınma gibi konularda da ortalamanın oldukça altında koşulları yaşamak zorunda kalmaktadırlar.
Geçmişte yaşadıkları ağır iş koşulları nedeniyle yaşlılıklarında sağlık sorunları artmakta, Avrupalılara göre daha çabuk yaşlanmaktadırlar, daha erken bakıma muhtaç duruma düşmekteler.
Oysa işçi olarak Avrupa ülkelerine gelmek için çıktıkları o yolda, bir yük hayvanı alınırken gösterilen ihtimamla sağlık kontrolünden geçirilmiş ve hatta gerekirse bir çürük diş sebebi ile Avrupa’da işçi olma haklarını kaybetmişlerdir. Bu demektir ki, çalışmaya geldiklerinde ortalamanın çok üzerinde sağlıklıdırlar. Peki neden daha erken yaşlanırlar?
Ağır iş koşullarını bir sebep olarak saydık. Buna yabancı olmaktan kaynaklı yaşanan psikolojik sorunlar da ekleniyor. Pek çok faktörün eşlik ettiği bu tabloda karşımıza çıkan erken yaşlanma, sağlığın erken kaybı gibi konularda, faturayı yine yaşlı göçmenlerimiz ve onların aileleri ödüyor. Maddi imkansızlıkların da eşlik ettiği bu tabloda bir faktör diğerini etkileyerek içinden çıkılması karmaşık bir durum ortaya çıkarıyor.
Maddi yetersizlikler, dil bilmeme, buradaki kurumların işleyişlerini tanımamak, hastalık durumunda daha da önemli olarak yaşlılarımızın sağlık ve bakım sosyal sistem içerisinde en büyük dezavantajları oluyor. Onların eksiklerini maddi destek, tercümanlık yardımı vs. gibi pek çok alanda kapamaya çalışan aileleri de sürece direkt olarak dahil oluyor ve aslında bazen sürecin tüm yükünü taşıyorlar. Avrupalılar ile bizim aramızdaki en temel farklardan birisi de, bizdeki geleneksel aile yapısının daha çözülmemiş olmasıdır. Bu yaşlıların evde bakılmasını ve hatta bir huzurevine ya da bakımevine veriliyor olmasının utanç noktası haline gelmesine neden olan başlıca olgudur.
Göçmenlerde uyum sorunlarının getirdiği başka olgu olan etnik geri çekilme, grup olarak kabuğuna kapanma olduğu da yaşlılıkta oldukça sık rastlanır bir durumdur. Yeterli yabancı dil öğrenemeyen göçmenlerin ilişkilerini aynı kültürden gelen insanlarla geliştiriyor olması, kendilerince ortak bir hayat, fikir ve düşünce birliği yaratmış olmaları anlaşılabilir bir olgudur. İş yaşamı dışında göç ettiği ülkenin yerlileriyle bağlantısı olmayan bu insanlar, iş yaşamı dışında geçen tüm zamanlarını bir kabuk gibi çevrelerini saran etnik grupları ile geçiriyorlar. Çalışma hayatının bitmesi ve işyerinde var olan karşılaşmalarla süregiden iletişimin son bulması ile bu kabuğun iyice kapanıp, yaşlı göçmenlerin tamamıyla bu gruplaşma içerisinde kalmasına neden olmaktadır.
Bu durum kötü müdür? Bir yanıyla dezavantaj gibi görünse de, bir yanıyla da büyük bir avantajdır. Kendilerini koruyup kollayabilecek, içerisinde kendilerini rahat hissedecekleri ikinci bir aileye kavuşmuş oluyor böylece yaşlılarımız. Toplanılan dernekler, inanç merkezleri, düğünler, konserler vb. bu aidiyet duygusunun artışına hizmet ediyor. Aynı zamanda bu durum var olan göçmen organizasyonlarının yaşlı göçmenlerin sorunları üzerine bir taraf olarak çözümde yer almasını gerektiriyor.
Avrupa ülkelerinde büyümüş ve özellikle sağlık sisteminde çalışan göçmen çocuklarını da benzer bir görev beklemektedir. Avrupa sosyal sistemi, bu gençlerin özellikle sağlık sistemi içerisinde yoğunluklu çalışıyor olmasını, çözüme katkı sunabilecek bir kaynak olarak görmektedir. Özellikle yaşlı göçmenlerin yaşayabilecekleri dil ve kültür sorunlarının aşılmasında hastane ve huzurevlerinde çalışılan bu gençler uzun süredir kültür duyarlı programlar çerçevesinde eğitimlerden geçirilmektedirler.
Ne yapmalı?
Benim bu alanda çalışmalar yapan bir Türkiyeli olarak gerçekten acı gözlemlerim var. Bizim yaşlılık ve dolayısıyla ölüm ile ilgili tek hazırlığımız, burada kaybettiğimiz yaşlılarımızı memlekete defnetmek için organize olmuş olan cenaze transfer servisleridir. Yanlış anlaşılmasın bu da bir şekilde gerekliliktir, fakat o ana gelene kadar yapabileceğimiz yardımların haddi hesabı yoktur. Bu sadece yaşlı bireyleri olan ailelerin de sorunu değildir, derneklerimizin, cem evlerimizin, camilerimizin; yani göçmen olarak Avrupa’da yaşayan tek tek bireylerin ve onların toplandığı kurumların ortaklaşa görevidir.
Yaşlı göçmenlerin ömürlerinin son demini geçirme kararları için çalışmaların önceden ve her iki kültürü de tanıyan uzman kişiler tarafından yapılması gerekmektedir. Emekliliğe geçiş ile birlikte gelecek konusunda var olan belirsizlikleri en aza indirmek açısından yerleşilmiş olan ülkenin yasaları, sistemi, yardım alınabilecek yerler, anadili konuşan doktorlar ve terapistler, ya da hangi aşamada kime başvurulacağının bilinmesi ve yaşlı göçmenlere bu danışmanlık hizmetinin sunulması önemlidir.
Bunun dışında yaşadığımız ülkelerin kurumlarından, bireylerine kadar geniş yelpazede toplumun ilgisini konuya çekme faaliyetleri de kaçınılmazdır. Yaşlılarımız yalnız değiller, yerlerine onlardan daha da ileride bir nesil oluşturmayı zor şartlarda da olsa başardılar. Şimdi aynı çabayı onlar ile birlikte onların adına birlikte göstermeliyiz.
Yaşam sonunda bir tabut içerisinde sonlanıyor olabilir. O sonuca da insan onuruna en yakışır şekilde gitmek herkesin hakkıdır. Doğduğu topraklarda değil doyduğu topraklarda hayatını geçiren yaşlılarımız, vasiyetlerinde genelde memleketlerinde defnedilmek istiyorlar, kendilerini oraya ait hissediyorlar. O nedenle gurbet elleri de onlara en azından yabancılık çekmeyecekleri, köşeye atılmayacakları koşulları sağlamak hepimizin görevidir.