Olağanüstü tüm süreçlerde dile gelen ilk eylemselliktir “cadı avı”. Olağanın alt üst edilişinde rolü bulunanlar için başlatılan sürek avıdır bir tür. Antik çağlardan süzülerek bugüne akıp gelen tek değişmezliktir. Öyle ya, olağanı dışa iten kişi “cadı”dır, düzeni olduğu yere sabitlemek isteyenlerin yegâne işi de temizlik... 

Batı Avrupa mitolojisinde cadı kadındır; “ruhunu şeytana satarak doğaüstü yeteneklere kavuşan kadın” imgesi yaratılıp, bu yetenekleri erkeklerin aleyhine kullanan ‘bilge kadın’ı yok etme, ortadan kaldırma işi, toplumda güçlü bir yer edinmiş;  kiliseler aracılığıyla tanrıya şirk koşma ile eşdeğer görülmüş ve engizisyon dişlisi hep cadılaştırılan kadını öğütmüştür."

Gaia Dergi’de yer alan (https://gaiadergi.com/ortacag-avrupasinda-bilge-kadinin-katledilisi-cadi-avi/) uzun analizde ilk kadın yakılması eyleminin 1180 yılında Touluse kentinde gerçekleştiği belirtiliyor. Ve sayı hızlıca binleri buluyor. Binlerce kadın… Ruhunu olağanüstü yetenekler karşısında kilisenin ve toplumun onaylamadığı güçlere satmış ve insanlığa zarar verecek edimler içinde bulunabilecekleri tespit edilmiş ve kalabalık bir güruhun alkışları, küfürleri eşliğinde ateşe odunlar atılmış. 

Dert, kadının “eşitlik” talebi... Dert, kadının anaerkillik özüne sahip çıkması… Dert erkeğe ve erkeği koruyan inanç sistemine itiraz!

İtiraz ve ölüm.

İsyan ve ölüm… 

Kadın katlinde kitabileşen “olağanüstü güç sahibi şeytan”ın kadından çıkıp, tüm muhalif fikir ve hareketlere ne zaman yöneldiğini de yazar tarih. Bugünle alakalı “cadı avı”nın kullanımı çerçeveyi genişletmiş; itiraz, isyan, muhalefeti içinde barındıran tüm yapılara topyekün başlatılan bir avın, takibin adı olmuş. (42 gazetecinin gözaltına alınma haberlerinin medyada kullanım şeklinin “cadı avı” olarak adlandırılması, cadının kadın cinsiyetinden sıyrılıp, düşünme biçimine yöneldiğinin yakın dönem örneğidir mesela.)

İktidarın suyunu dalgalandıran rüzgar da olsa, bir olağanüstülük aranacaktır yarattığı etkide. Dış güç-iç güç her ne sebeple olursa olsun, rüzgar suyu dalgalandırmış, iktidara “şirk” koşulmuş, buyruklara uyulmamış ve toplumun kanı sulandırılmış neticede.

İzlerin bu kadar karışık olmasının nedeni, iktidarı elinde tutanın ellerinin terleme olasılığı.” İç düşman”ların varlığını denetim altına alamayan iktidarın elleri terlerdi çünkü… Terli ellerin arasından kayıverecek olan güç âşıklığını aşağıda tutacak bir tek güç yok yanı başında. Olanların da gücün üzerine oturma ya da orantısız kullanılan gücü orantıya dağıtma olasılığı, duygusal bir ölümdür iktidara. Cadılara gereksinim duyar; atletin terli o zaman sen taş atmaktan geliyorsun der, el kadar çocuğa! Boynundaki puşi rüzgara bir şeyler fısıldıyor gibi, der genç bir adama. ‘Sarı saçlarından sen sorumlusun’a girmiyorum bile… Cadılaştıracak ne kadar unsur varsa ve cadılaşmış olma ihtimali kabarıklar, hepsi konur bir çuvala, sallanıp sallanıp çalınır duvara. Gerisi kan revan bir yokuş…

Hayatın adaletinden, hakkaniyetinden dem vurulmaz Ortaçağ’da ve Ortaçağ karanlığını hançeresinde taşıyanlara.

“Sabbat” cadının dış güçle bir mağarada gerçekleştirdiği ayinin adıymış mesela. Birinci şart gece ve gizlilik… Vaftiz edilmemiş çocukların elinden yapılmış dehşet verici yemekler hazırlar, ışıkları söndürür ve en yakınında kim varsa onunla cinsel ilişkiye girer, diye ballandırılır nefret zehri. 

Siz bu satırları okurken sittin senedir resmi devlet hikayesi gibi kuşaktan kuşağa ad konarak aktarılan Aleviler, Ermeniler, Süryaniler, Romanlar ve Rumların topluca nasıl “cadı”ya dönüştürüldüğünü anımsayın ve bu halklar nezdinde yürütülen “av-takip” halinin sürekliliğini düşünün… 

Hikaye 1800’lü yıllara dayansa da fikri her daim iktidarda! İktidar terleyen ellerini kurutmak için çalı çırpı, odun kömür ne varsa kapısına yığmakta. Korkunun terlettiği avuç içleri, ateşe bakıp bakıp kuruyacak güya…

Güya…