Kürdistan’daki sivil toplum örgütlerinin ve KCK’nin birbirini destekleyen çağrıları üzerine çocuklar, geçen hafta boyunca Kürdistan’da okullara gitmedi.
Küçük büyük binlerce çocuğun bir hafta boyunca okula gitmemesi, sınırları içinde yaşadığı devlet ve hükümeti boykot etmesi çok ciddi bir okumayı gerektirir. Özellikle de bir türlü açıklayamadığı "sürpriz paket"ini, gece gündüz büyük bir gizlilik içerisinde inceleyen AKP Hükümeti bu boykotu doğru okumalıdır.
Anlaşıldığı kadarıyla, AKP’nin bu konudaki son sınırı, anadilin seçmeli bir ders olarak okullarda görülmesidir. Ya da son limit olarak, anadil öğretimidir. Tayyip Erdoğan’ın, ölümü gösterip sıtmaya razı eden taktiği yine devrededir. Kürtleri buna razı edeceğini sanmaktadır. Adeta ‘bakın, elinizde hiçbir hak yokken sizleri biraz da olsa hak sahibi yapıyorum. Öpüp başınıza koymalısınız beni’ demeye getiriyor. 
Kürtleri adeta sofradaki kırıntılarla susturmaya çalışıyor. Yıllarca zaten hep böyle yapıp durdular. Açlıkla terbiye etmeye çalıştılar. Aç bırakıp, kendi adamı yapmaya çalıştılar. Aç bırakıp, karnını doyurmak için kendine muhtaç hale getirdiler. Aynı devlet çatısı altında kapıcı rolüne soktular. El pençe divan duran bir toplum yaratmaya çalıştılar. Kürtlerin, kendilerine yalvarmasını bekleyip durdular.
Ancak Kürtler; açlığın, susuzluğun, işkencenin en alasını göze alarak, bütün bu soysuzlaştırma politikalarının karşısında dimdik onurluca ayakta durdular. Boyun eğmediler. Kırk yıldır dağlarda, zindanlarda, işkencehanelerde ve sürgünlerde direnerek satın alınamayacak kadar onurlu, haklarını elde edecek kadar iradeli ve ‘bir gün mutlaka!’ diyecek kadar da kararlı ve iddialı olduklarını ortaya koydular.
Çok kan aktı. İnsanlar yaşlanmadan öldüler. Kürdistan’da kızlar ve oğullar, ana babalarını gömemeden gömüldüler. Sayısız ana baba, biricik oğul ve kızlarının eline kına yakarak toprağa gömdü.  
Şimdi de kalkmış, ‘şu kırıntıya bu kırıntıya razı olun’ diyorlar. Hangi vicdan, hangi adalet, hangi din, hangi irade buna ‘evet’ der. Gencecik, biricik, dünyalar güzeli kızlarını ve oğullarını toprağa gömen hangi ana baba bunu kabul eder?
Erdoğan ve kurmaylarının hazırlamakta olduğu kırıntı paketi, hangi ananın yüreğindeki yangını söndürebilecek?
Ana dili öğretme hakkıymış(!)
Adı üstünde; ana dili, analar öğretir; devletler öğretmez. Devlete düşen, ananın öğrettiği dilde çocuğuna eğitim verebilmek. Ana, çocuğunu emzirirken dilini zaten öğretiyor, merak etmeyin beyler!
Siz yeter ki, ananın öğrettiği dili zorla, dayakla, asimilasyonla unutturmayın!
Devlete düşen; ananın emzirdiği dilde, çocuğa hakikatleri öğretmek; bilimi, felsefeyi, evreni, dünyayı öğretmek. Toplumsal birikmişliği, toplumsal yaşanmışlıkları, toplumsal gerçekleri öğretmek. Aslında düşünebilmeyi öğretmek. Ezberden kurtulmuş, düşünebilen insanın önünü açmak. Hoş, bugünün anadilini konuşabilen çocuğundan, yarının düşünebilen insanının çıkması "devlet baba"nın ne kadar işine gelir, onu da başka bir tartışmaya bırakalım. 
Evet, çocuğa emdiği dilde düşünebilme şansı tanımak, adaletin kendisidir. İnsan gelişimi için de kaçınılmaz bir koşuldur. Bunun cefasını en çok Kürtler çekti. Dünyada herkes emdiği dilde büyüyüp eğitimini görürken, Kürtler yabancı dillerde eğitim gördüler. Yabancı dillerle düşünmek zorunda kaldılar. Süt dili ve yabancı dili birbirine karıştı. İnsan gelişimi açısından ne kadar sağlıksız olduğunu anlatmayı, kadın adaletine olan güvenimle kadın psikologlara ve pedagoglara bırakıyorum.
Kuşaklar geçti. Son birkaç kuşak kendini bu işe adadı. Sonu bu adanmışlığa değer olmalı.
Kürtlerin bütün istediği; emdiği dilde düşünebilmek, emdiği dilde konuşabilmek, emdiği dilde yaşayabilmektir.