
Hayatı doğal akışına uygun bir biçimde yaşadı ve bunun karşılığı olan özgürlük bilinci ile yaşamını sürdürdü. O, yaşamı birilerinin algıladığı gibi işin en kolay yanından tutarak, har vurup harman savurarak, bireysel arzu ve zevkine göre davranarak değil, tersine insanın yaşayabileceği en doğal ve en sade haliyle algılayarak yaşadı.
"Ancak komünal olundukça, bireycillik aşıldıkça, toplumsal sorunlarla uğraşıldıkça yaşam gerçek anlamda yaşanabilir" felsefesini esas alan bir devrimci olarak yaşadı.
'Yüzlerce gerekçe sunabilirim'
Hiç kimseyi taklit etmedi, hayatın akışını kendi bilinç süzgecinden onlarca kez geçirerek ona anlam yükledi. Bu anlamda taklitçiliği, birileri gibi olmayı değil; hep kendi olmayı, kendi doğal ve özgün haliyle varolmayı başaran ender insanlardan biri oldu.
Etrafında yaşanan olumsuzlukları örnek gösterip her şeyi kötüleme, bir olumsuz olay içinde yüzlerce olumlu olayı boğarak doğrulara ihanet etme tutumuna girmedi. Hiçbir zaman da bazı gerekçelere sığınıp yan çizmedi. Hep olumlu örnekleri büyüterek, onları çoğaltarak, yaşamın yeşil rengini daha da renklendirerek hakikat arayışını anlamlandırmayı bildi. "Eğer yan çizmek, çalışmamak, bir kenara çekilmek, halkına sırt çevirmek için göstereceğiniz bazı gerekçeleriniz varsa; ben de doğruyu ve hakikati ısrarla savunmanız için size yüzlerce gerekçe sunabilirim" diyebilecek kadar davasına bağlı, büyük bir yurtseverdi.
Hakikatten kopmadı
Onun felsefesinde sızlanma, yakınma, gerekçeler gösterip gevşeme, düşünce ve ruhta esneme, görevleri reddetme ya da savsaklama yoktu. Yanlışa yanlış doğruya doğru diyebilecek kadar cesur, yürekli, ilkeli ve gerçeklere sadık olan Ali Dayı, gerçekten de ülke ve özgürlüğü ruhunun derinliklerinde hep sıcak tutan, 77 yaşına rağmen hakikatten zerre kadar kopmayan 25 yaşında bir düşünce, ruh ve yürek delikanlısıydı.
Eskiden, çok çalışan, bıkıp usanmadan, sızlanıp yakınmadan emek sarf edenlere 'emek kahramanı' denilirdi. Bir de 'adsız kahramanlar' vardı. Elbette ki hala varlar ve aramızda dolaşıyorlar. İşte onlardan birisi de Ali Dayı idi. Evet, tereddütsüz ve kesin bir dille söylemek gerekir ki, Ali Dayı Özgürlük Hareketi'nin içinde hem bir emek kahramanıydı; hem de adsız bir kahramandı.
Her şeyi ile adadı
Yurtseverlik bilinci ile devrimcilik ruhunu iç içe yoğurarak, her ikisini yürek ve iç dünyasında birleştirerek kendini Kürt halkının özgürlüğüne adamıştı. Bir devrimci ancak bu kadar yurtsever olabilir; kendini ancak bu kadar özgürlüğe adayabilir; bu kadar bağlı olabilirdi, devrime ve halkına. Her şeyini, bilincini, yüreğini, ruhunu, ailesini, çocuklarını adamıştı. Ali Dayı'dan şu zehir gibi sözü duymayan var mı acaba: "Eğer bir devrimci, bir yurtsever en başta ailesini mücadeleye katmazsa ve bu konuda gerekli çabayı sarf etmezse, o yarım-yamalak bir devrimci, bir yurtseverdir. İster kızın, ister kovun beni dokuz köyden; doğrunun ve hakikatin özü budur."
İşte böyle dobra dobra konuşan, eleştiri yapmaktan çekinmeyen, başı da gitse doğrulardan kopmayan, hakikatin gerçek özüne göre yaşayan bir insanı, bir yurtseveri, bir devrimciyi, bir APO'cuyu kaybettik.
Aynı zamanda düşmana boyun eğmeyen, her türlü işkencelere rağmen özgürlük yolundan ayrılmayan, tıpkı eski bilim insanları ve filozoflar gibi, 'Başımı da koparsanız, bedenimden ruhumu da alsanız, beni dilim dilim de kesseniz yine vazgeçmem, doğru bulduğum yoldan" diyebilecek kadar inatçı bir devrimciyi de kaybetmiş olduk.
Geride çok şey bıraktı
Fakat çok iyi biliyoruz ki, gözleri arkada kalmadı, kemikleri sızlamadı, ruhu daralmadı ve gülerek ayrıldı bizden. Çünkü geride bıraktığı bir Rojava Devrimi vardı. Kuzeyde bir kavga gerçekliği, dağlarda hayatın gerçek sırrına ulaşmak için mücadele eden binlerce özgürlük arayışçısı ve 'Ada'da dimdik duran güneş ruhlu BİLGE İNSAN vardı.
Ve onu gökyüzünün mavi derinliklerinde, yıldızlar sofrasında gülümseyerek bekleyen Şehitler Ordusu vardı.
Ruhun şad olsun Ali Dayı... Kavgan kavgamız, sözün sözümüz olacak. Söz onurdur; onuru asla çiğnetmeyeceğiz.
FUAT KAV