AXÎN TOLHILDAN/BAHOZ DAĞ
ANF/QAMİŞLO
25 yıllık bir devrim emekçisi Hediya Ramo. Belki de YPG’ye kattığı üç oğlundan daha çok heyecanlandı, kaygılandı, eziyet çekti, emek verdi devrim için. Baskılar, tehditler, zindanlar onu yıldıramadı; nerede ihtiyaç varsa oraya koştu. Bugün komün eşbaşkanı ve HPC-Jin üyesi olarak görevini sürdüren Ramo, ‘Emekle başardık’ diyor.25 yıl önce Kürt Özgürlük Mücadelesiyle tanışan Hediya Ramo, mücadeleyle bağlarını güçlendirdikçe devrimin bir parçası haline gelen bir anne. Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ı gören ve öğretilerini dinleme fırsatı bulan Ramo, BAAS rejimi tarafından iki defa tutuklanmış.
Başlangıcından günümüze kadar devrim çalışmalarında yer alan Hediya Ramo, 3 oğlunu YPG’ye katmış. Şu anda Qamişlo’daki Şehit Kamuran Komünü Eş başkanlığı görevinin yanı sıra HPC-JIN (Toplum Savunma Güçleri) üyesi olarak da mahallesini koruyor. Yaşamını devrimle ören Ramo, “Rojava’da gerçekleştirilen devrim 7 yıllık değil 40 yıllık bir mücadelenin ürünüdür” diyor.
‘Cahil bırakılmıştık’
Tirbêspî’nin Til Hesanakê köyünde dünyaya gelen ve 15 yaşında evlendirilen Hediya Ramo, 1993-94 yıllarında Qamışlo’ya taşındıktan sonra özgürlük fikirleriyle tanışır. Ramo, mücadelesiz geçen yılları şöyle anlatıyor: “Cahil bırakılmıştık, kimliğimizi tanımıyorduk, Kürtler hakkında kötü sözler söylüyorduk. Kadın, erkekler ve ailenin diğer üyeleri tarafından her zaman baskı altındaydı. Bir şeyleri sorgulamamıza izin verilmiyordu. Diğer Kürt partileri evimize gelir, toplantı yaparlardı; biz kadınlar sadece onlara hizmet etmekle görevliydik.”
Evini yıktılar, pes etmedi
Ramo, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın fikirleriyle tanıştıktan sonra onun yolunda ilerlemeye başladıklarını ifade ediyor ve gördüğü baskılar karşısındaki direnişini anlatıyor: “Rejim zamanında çok zulüm görüyorduk. Yeşil, sarı, kırmızı renklerini bile taşıyamıyorduk. Bu fikri tanıyıp benimsedikten sonra, kadınlar olarak biz de sistem karşısında elimizden gelen direnişi gösterdik. Önder Apo’nun tutuklandığı yıl (1999’da) beni de gözaltına alıp zindana attılar. 2000 yılında tekrar gözaltına alınıp ellerim ve ayaklarım bağlı halde Qamişlo zindanına koydular. Bu da yetmedi, ‘şikayet var’ gerekçesiyle evimi yıkacaklarını söylediler. Neden yıkacaksınız dediğimde de “Siz Apocusunuz, teröristsiniz!” cevabını verdiler. İş makineleriyle benim ve ablamın evini yıktılar.” Kızının 15 gün boyunca sütsüz ve annesinden ayrı bırakıldığını aktaran Ramo, büyük zorluklar yaşadıklarını ama bir Kürt kadını olarak asla pes etmediğini kaydediyor.
Evini gerillalara açtı
Hediya Ramo, evini eğitim için kullansınlar diye 3 ay boyunca boşaltıp gerillalara teslim etmiş. “Ders aralarında annem ve kız kardeşimle gidip onlara yemek yapardık. Bu bizim için büyük mutluluktu. Onlar bizim umudumuzdu. İçlerinde çoğu bizim için savaşırken ellerini ayaklarını kaybeden gazilerdi” diyor.
Sadece gerillalara yardım etmekle yetinmediğini kaydeden Ramo, çevresindeki kadınlarla birlikte yavaş yavaş kadın ve Kürt kimliğini tanımaya başladığını aktarıyor. O süreçte kasetlerden ve kitaplardan Öcalan’ın yaşamını ve partiyi daha iyi tanımaya başladığını dile getiren Ramo, kendisini en çok etkileyen olguların başında Öcalan’ın okul yaşamı, arkadaşlarıyla iletişimi ve kız kardeşiyle ilgili anılarının geldiğini belirtiyor.
Hayalini gerçekleştirdi
Fikirlerini öğrendikçe daha büyük bir sevgiyle bağlandığı Kürt Halk Önderini yakından görme isteği duyduğunu ifade eden Ramo’nun bu hayali bir fırsat olarak karşısına çıkmış. “15 Ağustos vesilesiyle Önderliğin yanına giden gruba çocuğum Egîd, annem ve kız kardeşimle birlikte katıldım.
7 gün akademide kaldık. O dönem zindandan yeni çıkan Sakine Cansız da akademideydi. Gelip bizimle toplantı yaptı. Ertesi gün Önderlik tüm heybetiyle karşımıza çıktı. Üzerinde mavi bir gömlek vardı. Heyecan, keyif ve coşkuyla Önderliğe ulaşmaya çalışıyorduk. Egîd’i alıp yanına gittim. Egîd ağlıyordu, adını sordu; ‘Egîd’ dedim. ‘İnşallah bir gün bir Egîd olacak’ dedi. Sonra elini alnına koydu ve ateşinin olduğunu söyledi. ‘Bu kadar emek bu çocuklar ağlamasın diyedir’ dedi ve Egîd’i doktora götürmeleri için arkadaşları çağırdı. Sonra hiç oturmadan bizimle saatlerce sohbet etti.”
‘Anneler olarak zorlandık’
2000’li yıllarda rejimin baskılarına rağmen evini devrim hazırlık merkezi haline getiren Ramo, kendisi de çalışmadan çalışmaya koşar, saldırılara karşı koyabilmek için diğer kadınlarla birlikte silah eğitimi alır.
“Devrimimiz çok büyük bedellerle ilerledi” diyerek direnişin özetini sunuyor Ramo. Sadece kendi çocuklarının değil gençlerin çoğunun akın akın YPG saflarına katıldığı söyleyen Ramo, “Akrabalarımızdan, komşularımızdan birçok genç YPG’ye katıldı. Zorluk ve güzellikleri bir arada yaşıyorduk. Anneler olarak en çok zorlandığımız nokta günlük olarak şehit vermekti. Kimi günler otuz şehidi bir arada uğurladığımız oluyordu. Onlar can veriyordu, biz de emek vermeliydik” diye devam ediyor.
Sıcak cephelere kadar gitti
Mahallesinde devrimin ilk kurumlarından olan Kadın Evleri ve Halk Evlerinin kuruluşunda yer alan Ramo, daha sonra komün çalışmalarına katılır. Bununla yetinmeyerek savaşçıların yükünü hafifletmek için onlara yemek yapıp cepheye götürür. Ramo yine anlatıyor: “10-15 kazan pilav, bazen et; ne yapabilirsek yapıp gruplara ayrılır, çocuklarımıza yemekler götürürdük. YPG/YPJ savaşçıları bizim çocuklarımızdı.”
‘Hep yanlarında olacağız’
Hediya Ramo, bugün Şehit Kamuran Komünü Eş başkanlığının yanı sıra kadının öz savunma gücü olan HPC-JIN bünyesinde yer alarak mahallesini savunuyor. Kürt Halk Önderi Öcalan’ın ‘İnşallah bir Egîd olacak’ dediği oğlu Egîd’in bugün bir YPG komutanı olduğunu dile getiren Ramo, “Kendi çocuklarımla ve bütün savaşçılarımızla gurur duyuyorum. Önceleri para yoktu. Ne kıyafet ne de bir mermi alabilecek durumdalardı. Çeteler ağır bir biçimde saldırıyordu. Ben de komşularım da çocuklarımızın silah alıp topraklarını koruduklarını görünce kanatlanıp uçacak gibi olduk. Anneleri olarak çocuklarımızın arkasında durmaya söz verdik. Bugüne kadar da silahımız elimizde, sözümüzü yineliyoruz; hep onların yanında olacağız. Kürt olarak silahlı gücümüz ve kadın gücümüzün oluşacağına ihtimal bile vermezken şimdi bunlar mümkün oldu. Eskiden Önderliğimizin doğum gününü ya da 15 Ağustos’u gizli gizli kutlardık. Bugün başardık; çocuklarımızın ve Önderliğimizin büyük emeğiyle kazandık ve başardık.”